“Öğrencileri
dikkatle dinlemek onların dediklerine değer verdiğimizi ve onları ciddiye
aldığımızı gösterir. Dinlemek öğrencilerin anlayış, bağlantı ve güven
ihtiyaçlarını karşılar.
Eğer bir
sınıfta tek bir değişiklik yapabilecekseniz, daha fazla dinlemek belki de
yapabileceğiniz en önemli değişikliktir. Herhangi bir gün, ne kadar
konuştuğumuza ve ne kadar dinlediğinize dikkat edin.
Zamanın
yüzde kaçını konuşmaya, yüzde kaçını dinlemeye ayırıyorsunuz?”
Çocuklara
değer verdiğimizi hissettirmek, onları ciddiye aldığımızı göstermek çocuklarla
olan bağlantımızda en büyük adımmış. Şimdiye kadar bunu, çocuk hakları
kapsamında değerlendirip onların bir fikri olduğunu, bunları ifade etmeleri
için alan açmamız gerektiğini, yargılamadan her görüşlerini dikkatle
dinlemeyi amaç ediniyordum kendime. Ama
bunun, çocukların “anlayış”, “güven”, ve
“bağlantı” ihtiyaçlarını karşıladığını fark etmiş olmak, beni inanılmaz
büyüttü. Çocuklara olan empati alanıma katkı sundu, ihtiyaçlarıyla bağlantı
kurup öyle iletişime geçmem gerektiğini öğretti. Daha çok konuşmaya alışkın
olan halim, daha çok dinleme haline evrildi. Zamanla da hepimizin ortak ihtiyacı olması nedeniyle,
duyma-duyulma alanları bizim için önemli bir yer oldu.

Çocuklarla
ilk günden şimdiye kadar birbirimizi duyabileceğimiz, dinleyebileceğimiz alanlar
oluşturmak için çabaladık. Ama ilk başlarda, pasajda anlatılanın tersine çocuklar
için alan açmadan önce, ilk olarak ben duyulmak için kendime alanlar oluşturmaya
çalıştım. Çocukların üç yıl boyunca fazla öğretmen değiştirmiş olmaları, isimlerinden
önce gelen etiketleri, aramızdaki güven bağının oluşması için bir engeldi. Güven
olmadığı için de söylediklerimi sadece ben işitiyordum. Zaman geçtikçe sadece
benim konuştuğum değil, çocukların da konuştuğu ama bu dinleme halinin karşılıklı
bir anlaşmaya dayalı olduğu bir döneme evrildik. Duyma-duyulma ihtiyacı için
alanlar aramaya devam ettik. Bazen derse başlamadan bir çocuğun sorunu
hepimizin sorunu oldu ve ilk 15 dakikayı buna ayırıp onu dinledik. Bazen oyun
saatlerinin son 10 dakikası oldu bu. Sadece sorunlarımız olduğunda değil,
paylaşmak istediğimiz her şey için alanlar oluşturmak için çabaladık. Alanlar
oluşmaya başlamıştı yavaş yavaş ama hâlâ dinlemenin koşulları tam olarak ortada
yoktu.
Örneğin dikkat sürelerinin kısa süreli olması, konuşan çocuktan odağın kayması dinleme için anlaşmanın ötesinde bir şeyler yapılması gerektiğini gösteriyordu. Böylece ilk rutinimize adım atarak sabahları ilk 10 dakika masal anlatmaya ayırıp, dinleme becerisi üzerine çalıştık. Bir süre böyle devam ederken, sonrasında duygularımızla tanıştık. Sene başında yine yaptığımız “Nasıl Hissediyorum?” köşesiyle bu anlatma-paylaşma halini rutine dönüştürdük. Her sabah nasıl hissettiğimizi mandallarımızla duygu köşesinde ifade ettik. Anlattık, duyduk, duyulduk.
Derken zamanı belli olmadan konuştuğumuz sınıfa dair sorunları, düzenli bir şekilde dinlemek ve konuşmak için özel bir alan oluşturmak istedik. Çocuklarla bu ihtiyacı tartışarak neler yapılabiliri konuşurken,önceki okulumda çocuklarla yaptığımız meclis toplantılarında söz ettim onlara. İlgilerini çekti. Onların da onayıyla her çarşamba düzenli olarak sınıf meclisi yapmaya karar verdik ve yapmaya başladık. Bazen zorlandık, bazen, tıkandık. Bazen anlam veremeyen katılmak istemeyen oldu. Bazen ise bunun çok değerli olduğunu, kendini ifade etmenin onlara iyi geldiğini söyleyen oldu. Sonra bir baktık ki artık herkes kendini rahatlıkla ifade edebileceği alanları oluşturmuş, orada paylaşmakla kalmamış dinlemeye ve anlamaya çalışmak için yola koyulmuş.
Örneğin dikkat sürelerinin kısa süreli olması, konuşan çocuktan odağın kayması dinleme için anlaşmanın ötesinde bir şeyler yapılması gerektiğini gösteriyordu. Böylece ilk rutinimize adım atarak sabahları ilk 10 dakika masal anlatmaya ayırıp, dinleme becerisi üzerine çalıştık. Bir süre böyle devam ederken, sonrasında duygularımızla tanıştık. Sene başında yine yaptığımız “Nasıl Hissediyorum?” köşesiyle bu anlatma-paylaşma halini rutine dönüştürdük. Her sabah nasıl hissettiğimizi mandallarımızla duygu köşesinde ifade ettik. Anlattık, duyduk, duyulduk.
Derken zamanı belli olmadan konuştuğumuz sınıfa dair sorunları, düzenli bir şekilde dinlemek ve konuşmak için özel bir alan oluşturmak istedik. Çocuklarla bu ihtiyacı tartışarak neler yapılabiliri konuşurken,önceki okulumda çocuklarla yaptığımız meclis toplantılarında söz ettim onlara. İlgilerini çekti. Onların da onayıyla her çarşamba düzenli olarak sınıf meclisi yapmaya karar verdik ve yapmaya başladık. Bazen zorlandık, bazen, tıkandık. Bazen anlam veremeyen katılmak istemeyen oldu. Bazen ise bunun çok değerli olduğunu, kendini ifade etmenin onlara iyi geldiğini söyleyen oldu. Sonra bir baktık ki artık herkes kendini rahatlıkla ifade edebileceği alanları oluşturmuş, orada paylaşmakla kalmamış dinlemeye ve anlamaya çalışmak için yola koyulmuş.
Sınıf
meclisiyle birlikte kendi güçlerini eline alan çocuklarla her şeyin daha kolay
akmaya başladı: Söylediğim her şeyde duyuldum. Duyulduğum için somut ricalarım
hep karşılık buldu. Meclisler bağlantımız güçlendirdi: Birbirlerine empati
veren, bazen bana empati veren çocuklar görmeye başladım sınıfta. Meclis
çocukları bağımsızlaştırdı: Oyun saatlerinde birden fazla seçenek sunarak
herkesin kendi seçtiği etkinliği yapmaya ve oradaki sorumluluğunu yerine
getirmeye başladı. Sorumluluk alan her çocuk akademik olarak da bir adım daha
hızlanmış oldu. Çatışma çözümü adına kurduğumuz Ara Buluculuk sistemine hiç girmiyorum
bile. Daha önce bahsetmiştim sanırım. Şimdilerde Sura Hart’ın oyunuyla
arabulucularla çatışma üzerine çalışmaya başladık. Çocuklardaki bu değişim, bendeki bu değişim
dinlemek ve duyulmak için açılan alanların ne kadar değerli olduğunu bir kez
daha göstermiş oldu bana, bize…Değişim: Emek verdikçe,suladıkça büyüyen…

Şimdi bağımsızlaşan,bağlantımın güçlendiği bu
çocuklarla kendi öğrenme sürecimizi kendimiz planlamaya çalışıyoruz. Sağlık
sorunlarımdan dolayı 1 haftadır uzak kalmış olmak beni üzse de, günlüğümü
yazdıkça yeniden heyecanlanıp bir an önce sınıfa gidip bu sürece başlamak
istiyorum.
Sene başından beri desteğini hiç esirgemeyen ve bana güvenen
idarecilerime teşekkür etmek isterim. Çünkü biz çocuklara bu alanları açmak
için çabalarken, bizim de bir alana ihtiyacımız olduğunu görüp bunu gözetmeleri
çok değerli ve motive edici. Yine bu inancı içimde büyütüp, dokunabilmek için girdiğim bu yolun başlangıcına yani Başka Bir Okul Mümkün
Öğretmen Köyüne, köyümüze derin bir minnettarlık…
Sura Hart’ın pasajlarını küçük bir mail grubunda geçen yıllarda
paylaşarak bana gösterge olan,şimdi bu pasajlarla birlikte yayınladığı ön
yazılarıyla bana ilham olan sevgili Bediz Gürel’e binlerce şükran.
Ve çocuklara…
Kendilerini hatırlattıkları, dinlenildikleri sürece her şeyi
başarabileceklerini gösterdikleri, haklarına sahip çıkma tutkularını,
sorumluluklarını yerine getirirken gösterdikleri çabayı kutluyorum.
İyi ki varlar. Hep olsunlar diyerek hepinize emekle büyüttüğünüz
ağaçların,rüzgarlarının estiği serin bir hafta diliyorum.