9 Nisan 2020 Perşembe

Özge - Evde doğayla bağlantı

Doğada hiçbir varlık tek başına değildir, her canlının etkilediği, etkilenmekte olduğu bir çevresi vardır. Doğa bilimleri, belirli bir alanda bulunan canlılarla çevrelerinin karşılıklı ilişkilerine ve bunların süregelen haline “ekosistem” adını veriyor. 
Canlıların hem birbirleri arasında hem de yaşadıkları çevreyle ilişkilerini inceleyen bilim dalına da “ekoloji” deniyor. 
Bu kavramlar üzerine düşünmek canlıların ilişkilerine, yaşadığımız bölgeye, beslenmemize, tüketim faaliyetlerimize bakarken bize bir bakış açısı sağlıyor. 
Karmaşık ve iç içe geçmiş sistemler dünyasında hayatımızın birden değiştiği, evde yeni rutinler oluşturduğumuz, alışkanlıklarımızı dönüştürmeye çalıştığımız bir izolasyon sürecinden geçiyoruz. 


Ekolojik bakış açısı bize, sistemdeki herhangi bir bileşende meydana gelen değişimin diğer bileşenleri doğrudan ya da dolaylı yollardan etkilediğini ve bunlardan bağımsız düşünülemeyeceğini söylüyor.
Yaşamış olduğumuz bu salgın sürecinde ekosistemlerin temel ilkelerinden biri olan 
“Her şey birbiriyle bağlantılıdır” ilkesini yaşayarak pek çok farklı alanda görüyor, deneyimliyoruz.
-Bulunduğumuz yerden çok çok uzak bir yerde insanın yaban hayata olan etkisinin çarpıcı sonuçları 3 ay önce haberlere düşerken şimdi neredeyse tüm dünya kendini bu gündemin ortasında buldu. 
-Korku ve endişeyle stoklar azaldı, üretim yavaşlayınca sevkiyat sekteye uğradı. Belki gün geldi temel bir ihtiyaca ulaşamaz olduk. Adil paylaşımın önemini hatırladık.
-İnsanlar evinde sosyal izolasyon sürecine girdi. Taşıt sayısı azaldı, trafik rahatladı. Ve hava şurada, şu yüzde oranında temiz haberleri gelmeye başladı. 
Balkon papatyalarındaki
örüntü ve düzen 
-Bazen parkta oynayan kuzulara güldük, bazen kanalda yüzen yunuslara. Ormanlarda neler oluyordur kimbilir dedik, girişler yasaklanınca. 
Karşılaştığımız bu beklenmedik süreç, yaptığımız planlar, kurduğumuz sistemlerin, politikaların aniden nasıl da boşa çıkabileceğini gösterdi.
Doğa; asıl yaşayan sistemlerin, canlılığın, dengenin, döngülerin varlığıyla kendini hatırlattı. 
Her şeyin doğrudan ya da dolaylı bir halde birbirine bağlı olduğu bu eşsiz düzenin parçasıyız. 


Ormanların tahribatı, biyolojik çeşitliliğin azalması, karbon salınımının artışı, artan tüketim faaliyetleri, ihtiyaç fazlası yapılan üretimler… Daha da fazlasının sayılabileceği, dünyanın eşiklerini aştığımızı gösteren bu faaliyetler bize duyduğumuzda büyük, ezberden cümleler olarak görünebilir. 
Ancak kendi biricik yaşamlarımızda dahi yaptığımız değişikliklerin çarpan etkisinin artmasıyla yeryüzüne ve gökyüzüne olan etkisini günden güne seyrediyoruz. İşin umutlu yanı, yeni dayanışma ağları örüyoruz, kendi yiyeceğimizi yetiştirmenin yollarını araştırıyoruz, tüketimlerimizde ihtiyaç ve istek ayrımını gözetiyoruz. 

Evimizde de bu ekolojik sistemleri fark edebileceğimiz, doğayla bağlantımızı güçlendireceğimiz pek çok olanak mevcut. Baharın gelmesiyle yeryüzünün bize sunduğu armağanları görmek elimizde. 
Penceremizden tüm bu armağanları fark edebileceğimiz bir dönem. Ekoloji Çemberi ile birlikte hazırlamış olduğumuz Ekoloji Takvimi’ni* takip edebiliriz. Zira şu günler, kırlangıç ve leylek fırtınalarını gösteriyor. Öte yandan tohumlar toprakla buluşuyor, güneşi gören filizleniyor. Gökyüzünde bir bulutlar toplanıyor, rüzgarlar uğulduyor, güneş açıyor, ağaçlar yeşeriyor. Bulunduğumuz bölgeye, coğrafyaya göre binbir farklı resimle görüyoruz gökyüzünü. Doğanın döngülerini izleyerek, takip ederek kendi yaşamımızı da onu gözeterek planlamaya çabalarsak ve bu süreç bittiğinde bunu sürdürmenin yollarını ararsak insanlık ve doğa arasındaki barışı güçlendirebiliriz diye umuyorum. 


Tüm bunları her birimizin sağlıkla, güvenli bir yuvada günlerini geçirebildiği hayaliyle yazıyorum, ancak biliyorum ki öyle değil. Hala temel ihtiyaçlarına ulaşacak durumu olmayan, evinde güvenli bir şekilde kalamayan, şiddete uğrayan veya sağlık imkanlarından yararlanamayan bireylerin varlığının hüznünü içimde taşıyorum. 
Birbirini gözeten, eşdeğerli ilişkileri besleyen, ihtiyacına yönelik destek veren, koruyan, adil paylaşan bir ülkenin özlemi hep içimde.

*2020 Ekoloji Takvimi’ni indirmek için: http://www.baskabirokulmumkun.net/2020-ekoloji-takvimi/



2 Nisan 2020 Perşembe

Uzaktan Eğitim - Gülesra



                    Bildiğiniz gibi Dünyaya yayılan salgın ile birlikte Türkiye’de de gerekli tedbirler alınmaya başlanmış ve bu tedbirler kapsamında 16 Marttan bu yana eğitime 1 hafta ara verilerek  30 Nisan a kadar  okullar kapatılmıştır.
O süreden  bu yana çocukların okuldan uzaklaşmaması için 1 haftalık aradan sonra Milli Eğitim Bakanlığının hazırladığı  TRT EBA TV ve EBA (Eğitim Bilişim Ağı)  üzerinden uzaktan eğitimler başlamıştır.  Harcanan emeği,yapılan işlerin, hazırlığın kıymetliliğini öncelikle belirtmek  isterim. Bununla birlikte yapılan bu hazırlığın içerik, teknik, ulaşılabilirlik, kapsayıcılık açısından güçlendirilmesi gerekliliği ; uzaktan eğitimle daha da görünür hale gelen eğitimde fırsat eşitliğini yaratmak, çocukların yüksek yararı  için neler yapılması gerektiğini yeniden önümüze koyup düşünmemizi gösterdi.

                 Bir çok öğretmenin en çok dile getirdiği konulardan biri ulaşılabilirliğiydi. Bu süreçte özellikle köylerde yaşanılan internet sorunları, çocukların evlerinde tablet veya bilgisayarlarının olmayışı benimde içinde olduğum bir çok öğretmeni tedirgin etti. Ebeveynlere telefonla ulaşmak tek tek durumu anlatmak en kötü EBA TV için ikna etmeye çalışmak başlıca bir süreçti. Bunları yaparken aynı zamanda çocuklarla bağlantımızı yenileyecek yeni stratejiler bulmaya çalışmak, onlara ses etmek, salgına dair yaşadıklarını hissettiklerini öğrenmeye çalışmak; tüm bunları yaparken bir taraftan da kendimizi güçlendirmeye çalışmak, salgını dünya ile birlikte yaşamış olmanın kaygısı ile kendimizi, ailemizi yakınlarımızı gözetmeye çalışmak oldukça zordu.   Bu kısıtlı imkanlar hatta imkansızlıklar baş gösterirken çoğu evde  bu sorun şıp diye çözülmüş,  hatta bir çok okulda  online sınıflar kurulmaya başlanmıştı bile.

                 Evde tableti veya bilgisayarı internet erişimi  olmayan çocuklar bir yana EBA TV kurmalarını sağlayabileceğimiz bir  iletişimi dahi  kuramadığımız çocuklar peki?
Ya da tüm çocukların bunlara ulaştığını varsayalım. Türkçe bilmeyen mülteci çocuklar, anadili Türkçe olmayan çocuklar, görme-duyma yetisine dair engeli olan çocuklar, otizimli çocuklar, farklı gelişen çocuklar için sınıf kadar yaşayan ve interaktif olmayan bu durum  yeterince kapsayıcı mı?

Peki ya biz öğretmenler?

İhtiyaçlarımız, kendimize göre  durumu nasıl anlamlandırdığımız, yaşayabileceğimiz yüksek kaygı vb durumlar özel durumlarımız nedense ortadan kalkmış bir anda karantina günlerinin süper kahramanı olmuştuk.  
Kendi yaşadıklarımdan yola çıkarak,   bir çok öğretmen arkadaşımdan duyduklarım, s.medyada gördüklerim; herkes kadar süreçten nasıl etkilendiğimizi gösteriyordu oysa.
Kronik hastalığı olan, uzakta sevdiklerinin hastalandığı haberini alan, cezaevi vb sebeplerden kaynaklı sevdiklerinden haber alamayan, evde kalmayı ilk defa deneyimleyen, ücretli veya özel okulda öğretmen olup maaşını alamayan, evde hasta veya 65 yaş üstü aile bireylerine bakan, evde çocuğu olan, evde otizmli çocuğu olan, temel ihtiyaçlarını karşılayamayan  öğretmenler. Belki de özel durumunu bilmediğim başkaca öğretmenler daha…

Bu paylaştıklarım kendimizi  nasıl da  gözetmemiz gerektiğini gösteriyordu. Biz güçlenmezsek, yaşadığımız kaygı daha da artarsa ; beslenme, yakınlık, destek, duygusal güvenlik, maddi güvenlik vb ihtiyaçlarımız gözetilmezse çocuklarla olan bağlantımız yeteri kadar sağlıklı ve güçlü bir zeminde olmayacaktır.

Tüm bu saydığım olumsuzluklar içinde ne yapabiliriz peki?

Ya da bu eşitsizlikleri ortadan kaldıracak neler yapılabilir?

Uzun uzun kalem kalem somut adımlar yazmayacağım bu defa. Sanırım benim açımdan bu kalem kalem, somut adımlara da bir çatı olacak tek bir durum var:
Katılımcı olmak.
Hangi yöntemi, çözümü, sistemi kurarsak kuralım, tüm bileşenlerini de içine alarak onlardan gelen fikirleri duymak, onların ihtiyaçlarını duyarak devam etmek kıymetli.  Yani katılımcı bir ilkeyle , tüm herkesi kapsayarak,  karşılıklı ihtiyaçları gözeterek ilerlemek mümkün.

Ben bu süreci nasıl yaşıyorum?

Merak edenler için kendi deneyimimden de söz edecek olursam;
Öncelikleri çocukların ebeveynlerini tek tek arayıp hallerini hatırlarını sordum. Türkçe bilmeyen ebeveynlerle  Kürtçe; Kürtçe nin de yeterli olmadığı yerde “Evet, Hayır” düzeyinde niyetimi paylaştım.  Uzaktan Eğitim den söz ederek ne kadarını yapabileceklerine dair bilgiler aldım. Çocuklarla konuşmak istediğimi ilettim. Hâla çalışan ebeveynler olduğu için akşam eve döndüklerinde ancak çocuklarla konuşabildim. Tek tek hallerini sordum. Kendimden söz ettim. Onları merak ettiğimi yaşanılanların sağlığımız için alınan tedbirlerden olduğundan söz ettim. Ara ara arayacağımı bağlantımızı devam ettireceğimizden söz ettim. Çocukların bilgisayarı,tableti online ulaşabileceğim her hangi bir araç olmadığı için akıllı telefonu olan ebeveyn,yakın akraba vb kişilerden rıza alarak  bir telefon uygulaması desteğiyle sohbet grubu kurdum.  Kendi halimi paylaştığım, sürece dair bilgileri anlattığım videolarımı çekip grupla paylaşmaya başladım. Tabii  Suriye’den gelen öğrencilerim olduğundan videoları çift dilli çektim. Konuşma ve duymaya dair dezavantajlı olan bir öğrencim için ise ablasının desteğiyle durumu aktarmaya çalıştım.
 Burada tek niyetim çocuklarla bağlantıda kalmaktı. Halimizi hatırımızı sormak, neler yaşadığımızı bilmek. Çocuklardan da imkanları doğrultusunda geribildirimler alıyorum. Gelen cümleler mutlu ediyor beni. Kendi halini videoya çekip atan bile var. Okulu özlediklerini duyuyorum sık sık.  
Okuldayken güne başlamak için “Nasılsın?” çemberi ile günü bitirirken “Günümüz nasıl geçti, paylaşmak istediğimiz bir durum var mı?” diyerek kapanış çemberi yapardık. Şimdi bunu düzenli yapamayız belki ama yine bir rutinimiz olsun diye hafta bir telefondan  “Nasılsın?” çemberi yapmaya niyetlendim.  Tam bir çember olmasa da bir rutin olması kıymetli bence. 

Bu sırada kendimi güçlendirmeyi de ihmal etmedim. Özellikle yukarıda öğretmenlere dair saydığım bir çok durumu yaşayan biri olarak uçakta verilen oksijen maskesini söylenilen gibi önce kendime takmaya çabalıyorum.
Neler mi yapıyorum?
Rutinlerime, evdeki vakit geçirme hallerime değinmeyeceğim.
Öncelikle haftada en az bir defa empatik destek almaya çalışıyorum. Özge’ye, Özenç’e, Halime’ye, Deniz’e, Shabnam’a kalpten şükranım var. Dostlarımla yaptığım düzenli görüşmeler, geniş ailemle bağlantıda kalmak yine iyi hissettiriyor. Toplumsal sorunlara dair kolektif emekle çalışma yürüten topluluklarla çalışıyorum. Bir nebze de olsa destek olabilmek  umut aşılıyor.
Tüm bunlarla birlikte en çok da üretmek. Bir şeylerin dönüşeceğine olan inancımla üretmek…
Yeterli mi ya da yetiyor mu gerçekten bilmiyorum. Özellikle toplumsal durumlar karşısındaki  çaresizliğim sanırım  baki.
Ucundan kıyısından elimden ne gelirse yapmaya çabalasam da insanız, düşüyoruz.  Yüzünü güldüremediğim her niyet için yas tutmaya sığınıyorum.

Düzeltme : Dün akşam ücretli öğretmenlerin maaşını alacağına dair bir haber ve aileler için Psikolojiik danışmanlık hattı kurulduğuna dair bir haber geçti. Diğer sorunlarında bir an önce çözülmesini; sağlıklı ve güzel bir baharı umutla diliyorum.

NOT 1:
Koronavirüs salgınından kendimizi, çevremizi ve toplumu korumak için uyguladığımız fiziksel izolasyon sürecinde, bağlantı kurmak, birbirimizi dinlemek ve birlikteliği hatırlamak için Şiddetsiz İletişim paylaşan 40'ı aşkın kişi gönüllü online çemberler düzenliyor. Ayrıntılı bilgi almak isteyen ya da katılmak isteyenler için link bırakıyorum.


https://www.siddetsiziletisim.com/dinlemecemberleri

NOT 2 : Yazıda kullandığım görsel Covid-19 salgını sırasında çocukların, gençlerin ve ailelerin ruh sağlığını desteklemek; baş etme becerilerini psikolojik iyilik hali ve dayanıklıklarını arttırmak için Türkiye Çocuk Ve Genç Psikiyatrisi Derneği tarafından oluşturulmuş rehberden alıntıdır. Görselde ki tüm başlıklar kendimizi güçlendiren yöntemler  olarak da büyük önem taşımaktadır. 
Ayrıntılı incelemek isteyenler için link bırakıyorum.

http://www.cogepder.org.tr/images/covid-19-rehber.pdf








29 Mart 2020 Pazar

Aslında bir konu var! “Korona günlerine destek”

Son günlerde gerçekleşen ve tüm dünyayı saran küresel salgın ile günlük hayatımızın rutinleri değişti. Süreci anlamlandırma ve değişen günlük rutinlerimiz üzerine düşünmeye göz kırpacak bir liste hazırlayalım dedik. 


“Aslında Bir Konu Var” başlığı ile paylaştığımız ilk listede çocuklarla şiddet, ölüm, cinsellik gibi konuları konuşmak için destekleyici araçlar paylaşmıştık. 
Bu listede ise çocukların Korona virüsüne dair merak ettiklerine cevap olacak bir rehber ile evimizde kaldığımız günlerde biz yetişkinlere ve çocuklarla geçirdiğimiz zamanlara destek olacak kitapları seçtik. 

Sağlığımızın yerinde olduğu, birlikte güçlendiğimiz günlere...

1)Meraklı Çocuklar İçin Bir Rehber
Yazan : Erica Nerini Daniela Longo
Resim ve Grafikler : Alessia Catania Daniele Gozzi 
Çeviren : Gamzegül Acka Koca 


Çocukların akıllarına gelebilecek  Corona’ya dair bir çok soruyu cevaplamak üzere güçlendirici bir dille hazırlanmış bilgilendirici bir rehber. 
İstanbul Kent Konseyi tarafından İtalyanca’dan çevrildi. 
Çocukların bilgi edinme hakkını ve yüksek yararını gözeterek; sade,dikkat çeken görsellerle masal tadında başlayan  bir anlatım. 
 Masala başlamadan çocuklara James Stephens sözüyle sesleniyor :


“Korkuyu, cesaretten çok merak yenecek!” 

Meraklı Çocuklar İçin Rehber Link :>:>:>


2)Başımızda Kuşlar
Yazan ve Resimleyen : Sandra Gobet
Çeviri: Genç Osman Yavaş
Final Kültür Sanat Yayınları


Kapağı  açar açmaz bizi karşılayan etkileyici illüstrasyonları ile merak uyandıran, lirik bir kitap. Almanca asıllı olan kitabın çizimleri yine yazarı tarafından farklı tekniklerle tasarlanmış.
Kuş severlerin çok beğendiği bu kitap; ihtiyaçlarımızı, birlikte güç kullanmayı, bize  sunulan armağanlara dair farkındalığımızı, sevdiğimiz şeylerle olan bağlantımızı, özgürlüğün kıymetini ve şükranı hatırlatıyor bizlere.  
Uzak bir ülke düşünün; hepimizin atalarının yaşadığı bir ülke belki de…Bu ülkede durum diğerlerinden biraz farklı. Burada kuşlar yuvalarını insanların başlarının üzerine yapıyor. Karşılığında da insanlara  uçmakla birlikte inanılmaz armağanlar veriyorlar.
Sinek Kuşunun Antonella’ya sihirli fikirler armağan etmesi gibi.
Ya da Papağan’ın, konuşkan olmayan Manuel’in yerine konuşması gibi.
Onlarca kuşun onlarca hediyesi…

Hikaye bu ya; her ülkede olduğu gibi burada da bir süre sonra yolunda gitmeyen bir şeyler başlar. İnsanlara endişe ve kaygı duyguları hakim olur. İnsanlar bu özel kuşların kendilerini terk etmeleri  korkusuyla onları tutabilecekleri özel şapkalar üretmeye başlarlar. Bu şapkaların içinde özgürlüklerini yitiren kuşlar armağanlarını sunamamaya başlarlar. Üzülürler, ağlarlar, konuşamazlar, tüylerini dökerler ve renklerini kaybederler. İnsanlar da mutsuz olurlar.  Bu şapkalarla birlikte bu ülkedeki her şey bir anda altüst olmaya başlamıştır. Yine de bu ülkede her şeye rağmen kuşlar için şapka istemeyen insanlar vardır. Bu insanların yürekten inandıkları bir şey vardır :
“Sevdiğin ve seni seven  şeyin seninle kalması için özgür olması gerekir. “ 
3)Odamda Yolculuk 
Yazan: Xavier de Maistre
Çeviren: Işık Ergüden 
Kırmızı Kedi Yayınevi 


Her birimiz günlerdir evimizden çıkmamaya gayret ediyoruz. Küresel salgına karşı odalarımızdaki dünyayı keşfetmeye çalışıyor, uzaktan çalışıyor, çocuklarla ve öğretmenlerle buluşuyor, yeni düzene alışmaya çabalıyoruz.
Böyle bir dönemde Odamda Yolculuk’u raftan çıkardık ve sayfalarını karıştırdık. 18. yüzyıl sonu yazarlarından Xaiver de Maistre, tutsaklığını ironik bir özgürlük metnine dönüştürmeyi becererek edebiyat tarihine geçmiş. Kendisini kısıtlayan dış koşullara inat, insanın kendi bedeniyle ruhunu birbirinden ayrıştırmasının mümkün olduğunu öne sürüyor ve çevresi otuz altı adımdan ibaret ‘kocaman’ odasında kırk iki günlük zorunlu bir hapse sürüklendiği bu günleri ayrıntılı bir şekilde anlatıyor. 


4)Anneanne Gezegeni
Yazan: Melisa Kesmez
Resimleyen: Elif Deneç
Nesin Yayınevi 


“Anneannesinin yaşadığı yer başka bir gezegenmiş gibi geliyordu Kuzgun’a.
Geldiği yere hiç benzemiyordu.
Sanki oraya arabaya binip gitmiyor da, bir rokete binip uçuyordu. 
Kuzgun orada bambaşka biri olup çıkıyordu.”


Öykülerini severek okuduğumuz Melisa Kesmez ilk çocuk kitabını “Anneanne evi denilen o büyülü yerde, anneannesinin yamacında büyüyen ve belki de şimdilerde onu çok özleyen çocuklara..” ithaf etmiş.
Biz de bu öykü kadar sıcak ve içten yaz günlerini anneanne, babaanne veya dedemizle geçirmenin özlemini çekiyor, salgına karşı alınan önlemler sonucu onlardan uzak kalmış olabiliriz son günlerde. 
Nesin Yayınevi tarafından “7’den 70’e hem küçüklere, hem büyüklere” kategorisine giren bu kitap ile evinizde kendi anneanne öykülerinizi paylaşabilir, özlediklerinizi arayarak hasret giderebilirsiniz. 


5)Bir Problemle Ne Yaparsın?
Yazan: Kobi Yamada
Resimleyen: Mae Besom
Nar Çocuk Yayınları

Belki daha önce duymuşsunuzdur, Bir Fikirle Ne Yaparsın?’ı. İşte bu da aynı yazardan, Kobi Yamada’dan. Benzer bir şekilde, bu kitapta da, problem içimizde dönüp duran bir halden, bir şekile, somut bir görüntüye kavuşuyor. 
O somutluk bile o kadar iyi geliyor ki. 


O içini sıkıştırıp duran problemi, bir anda yanında görünce ne yapacağımızı bilemeyebiliriz. Kitapta pek çok yol var: Korkabiliriz, kaçabiliriz, kafamızda büyütebiliriz, görüldüğü anda çözüp yok etmeye çalışabiliriz, cesaretle durup bakabiliriz. Kitapta da, bir çocuğun halden hale geçen bir problemle yüzleşme öyküsü. İçinden geçtiğimiz zamanlarda ifade etmekte zorlandığımız problemler olabilir, çocuk ve ebeveynin birlikte bir keşif yolculuğuna çıkması için keyifli bir fırsat.


6)Bir Telefonluk Masallar
Yazan: Gianni Rodari
Resimleyen: Bruno Munari
Çeviren: Eren Cendey
Can Çocuk Yayınları


O kadar güzel ki… Bu listeyi oluştururken aklımıza aralarında mesafeler olan insanlar geldi, telefonların, belki görüntülü aramaların içeriğinin masal olması nasıl olurdu? Bu kitabın hikayesi biraz böyle. Bir baba, haftanın pazar günü dışında evde değil, tüm İtalya’yı dolaşarak ilaç satmaya çalışıyor. Bu baba ile kızın aralarında bir anlaşma var. Baba nerede olursa olsun, akşam dokuzda kızını telefonla arıyor ve masal anlatıyor. Ama öyle uzun uzun masal da anlatamaz, çünkü jetonlar paralı. Bu durum o kadar yaratıcı bir fırsata dönüşmüş Bir Telefonluk Masallar ile.


Kısa kısa, yaratıcı, şaşırtıcı masallar okumak isteyenlere…



7)Anlat, Kaydet, Kendini Tanı
Yazan: M. Banu Aksoy
Resimleyen: Gökçe İrten
Redhouse Kidz


Bu Kitap Senin serisinin, üç kitabından biri Anlat, Kaydet, Kendini Tanı. Üçü de birbirinden özenli ve keyifli. Kitap okumak ile yazmak arasında bir form, bu kitap seninle konuşuyor ve seni bir oyuna davet ediyor. Sana seninle ilgili sorular soruyor, hayatınla ilgili ayrıntıları buraya kaydetmenin keyifli yollarını öneriyor. İçinden bir kaç örnek paylaşayım: ‘’Tanıdığın en ilginç insan kim? Neden onu ilginç buluyorsun?’’, En son gördüğün rüyayı anlat, Başından geçen en büyük kazayı anlat gibi…


Kitapta bu gibi pek çok soru, yaratıcı bir  tasarımla, yazma hevesi uyandıran bir formla karşımıza çıkıyor. Evde daha çok vakit geçirip, kendimizle kalma ihtimalimizi kendi kitabımızı oluşturmaya dönüştürebilecek bir alternatif.

23 Mart 2020 Pazartesi

''Bunu Çocuklara Nasıl Anlatacağız?'' Özenç


Daha önce yaşamadığımız, yaşam tecrübelerimizin içinde olmayan bir durumun içindeyiz. Konu ile ilgili günden güne değişen haller, başımıza gelen hayat, günlük akışımızı epeyce etkiledi, etkilemeye ne kadar ve nasıl devam edeceğini ise henüz bilmiyoruz. Bu belirsizlikler içinde yaşamlarımızı sürdürmeye çalışan insanlar olarak zorlandığımız, sıkıştığımız zamanlar olabilir. Bununla birlikte öğretmensek, evebeynsek, bir çocuğun bakımvereniysek zihnimize sık sık bu soru düşüyor olabilir: Bunu çocuklara nasıl anlatacağız?

Bu soruyu sorma nedenimizle bağlantı kurmamız önemli, çünkü ne diyeceğimiz, nasıl diyeceğimiz tam olarak buna bağlı. Kendimiz endişeliysek çocukların da endişeli olabileceğini düşünüyor olabiliriz, anlaması için desteğe ihtiyaç duyduğunu düşünüyor olabiliriz ya da halihazırda güvenilir olmayan kaynaklardan öğrendiğini tahmin ediyor olabiliriz ve tabii ki bunların her birinde bizim beden ifademiz, konuyu ele alış biçimimiz, neyi nasıl ne kadar anlattığımız epeyce farklılık gösterir. 

Bir sonraki adım olarak, bu sorunun cevabını vereceğimiz çocukla bağlantı kurabiliriz, onu gözlemleyebiliriz. Belki endişe, kendi endişemizdir, çocuğun gündemine bizimki gibi girmemiştir bu konu. Anlaması için desteğe ihtiyaç duyduğunu düşünüyorsak, öncelikle sorabiliriz o nasıl yaşıyor, neyi merak ediyor. Bu gibi konularda, üzgünüm ki, epeyce deneyim edindiler. Bizimkine oranla kısacık yaşamlarına savaş, doğal afet, salgın hastalık sığdırdılar. Geçen gün bir toplantıda arkadaşım, ''çocukluğunu bu zamanda yaşamak, sıkıştırılmış bir dünya tarihi dosyasına benziyor.'' dedi, öyle gerçekten.

Bununla birlikte sosyal medyada, televizyonda, pek çok internet sitesinde ne yapmamız gerektiği ile ilgili o kadar çok liste ile karşılaşıyoruz ki. Çocuklarla izlenebilecek filmler, oynanabilecek oyunlar, etkinlik önerileri, erişime açılmış pek çok platform... Tüm bu süreçte, çocuklarla ilişkimizin rutinleri de değiştiğinden bir pusulaya ihtiyaç duyuyor olabiliriz, neyi neden yaptığımız karışmasın, içimiz rahat, gönlümüz olabildiğince ferah olsun.


Pek tabii, pek çok farklı yol olabilir. Yolumuz, yönümüz değerlerimiz ile şekilleniyor ve benim için evlerde ya da çocuklarla her neredeysek,  barışı onların katılımıyla var etmek çok kıymetli.
O nedenle bu süreçte içime sinen yolu bu cümle çiziyor: Çocukların bilgi edinmeye hakkı, güvende hissetmeye ihtiyacı, bunları sağlamak için de biz yetişkinlerin sorumlulukları var.

Şimdi bu üç başlıkta neler yapılabileceği ile ilgili pek çok şey sıralayabilirim ancak o başka bir yazının konusu olsun istiyorum. Öne çıkarmak istediğim bu bağlam. Eylemlerimizi, yaptıklarımızı ya da yapmadıklarımızı bu şekilde gözden geçirmek nasıl olurdu? Bence sadece yavaşlayıp bunu düşünmek dahi, iç karışıklığımızı giderebilir, yolumuzu oluşturmamızı kolaylaştırabilir. Belki aynı şeyleri yapmaya devam edebiliriz, ancak bu sefer başka bir farkındalıkla.

İlk defa bu yazıda, kendimi paylaştığım insanlar öznesinin içerisine ekledim. Çünkü ben de anlamaya çalışıyorum, ben de deniyorum, ben de desteğe ihtiyaç duyuyorum, ben de yazarken kendimizi okuyorum, içimdekileri temize çekiyorum.

Neler olup bittiğini -içimizde ve dışımızda- anlamaya çalışırken  biriktirdiklerimizi paylaşarak, dayanışarak geçsin dilerim günlerimiz, çünkü her şey birbirine bağlı, biz birbirimize bağlıyız.

*Resimdeki görsel, Bolivya'da yaşayan sanatçı ve çiftçi Annemarie Barrett'e ait.







11 Mart 2020 Çarşamba

Feminist Alfabe - Özge

“Ayrımcılık; bir kişiye, benzer durum ve koşullardaki diğer kişilerden farklı ve eşit olmayan bir muamele yapılması” şeklinde açıklanıyor.* 
Ayrımcılık kapsamında ortaya çıkan bu yargı ve fikirler cinsiyet, dil, din, ırk gibi pek çok konuda gerçekleşebiliyor.
“Çocukla barış” diyerek çocuklarla inşa etmeye çalıştığımız barış ortamının yanı sıra kendi ilişkilerimizde ve kurduğumuz iletişimde toplumsal yargılardan arınmış, olduğumuz hale kabulün bizi sardığı bir yaşamı hayal ediyorum. 


Toplumsal cinsiyet kavramını kendi yaşamımda dert edinmiş, dönüştürmeye çalışırken çocuklarla birlikte bir sınıfı paylaşmaya başladığımda önemini asıl o zaman anladım. Çocuklar okulda zeminini hazırladığımız ortama göre şekil alıp davranış kalıpları geliştiriyor; dil, tutum ve becerilerini şekillendiriyor. 
Medya ve toplum akıl almadık kalıplar, yenilenmemiş fikirler ile zihnimizi doldururken çocuklarla da çalışıyorsak bunları fark edip arınabilmenin, daha eşitlikçi bir dünya kurarak dilimizi dönüştürebilmenin hayalini taşıyordum o günlerde de.
O dönem sınıf çemberlerinde sık sık önümüze düşen konulardı: 
“Ben kızım diye ağaca tırmanamazmışım.”
“Arkadaşlarım pembe giydim diye güldüğünde üzülüyorum.”


Dilimizde belli kalıplar, oyunlarımızda sınırlı kurallar varken çocukları güçlendirecek kitaplar önümüze daha sık düşer olmuştu o dönemlerde. Asi Kızlara Uykudan Önce Hikayeler serisinin ilk kitabı yeni çıkmış, çocukların elinden düşmüyordu. Okulda türlü örneği oturup konuşurken cesur ve güçlü kadınların hikayelerini okumak ilham oluyordu belki. Bunun gibi daha pek çok kitap basıldı. Ancak hem sorunu daha iyi tanımlamak hem de küçük çocuklarla bu konuların nasıl çalışılacağımız konusunda uygulama örnekleri bulmak hala biraz muammaydı. 


Bundan iki yıl önce Hatice ile ortak dostlar aracılığı ile tanıştık. Bir gün boyunca türlü türlü çocuk kitabı inceledik. Hayaller kurduk, düşledik. Bunlardan birinin tohumu tuttu, şimdilerde bir set halinde paylaşılıyor: “Feminist Alfabe” 
Bu konu ikimiz için de ortak bir dertken, alfabe kitaplarının bir konuyu az ve öz bir şekilde anlatabildiğini görüyorduk. Biz de “çocuklarla bunu nasıl konuşabiliriz?” deyip kendi feminist alfabemizi uzaktan yazışarak oluşturmaya başladık o zamanlar.
Devamında Ankara’da neler olduysa oldu, çok güzel insanlarla karşılaştı bu fikir. Linda “Ben keyifle çizer kitabın tüm görsel işini alabilirim” dedi. Af Örgütü’nden Onur “Bunu basabilir, ücretsiz dağıtabiliriz” dedi. 
Bize de Hatice’yle üzerine okuyup, konuşup uzun uzun yazmak düştü. Çünkü zamanla gördük ki tek başına bir çocuk kitabı yeterli olmayacak. İçerisinde aktivizm, barış, cesaret, çeşitlilik gibi kelimelerin olduğu bu kitabı çocuklarla çalışanlar nasıl kullanabilir, onları ne şekilde destekleriz diye düşündük. Ve Feminist Alfabe Uygulama Rehberi bu niyetle ortaya çıktı. Bu rehbere Feminist Alfabe’de yer alan kelimelerle ilgili açıklayıcı bilgiler, etkinlikler, öneri şarkı ve kitaplar koyduk. Çocuklarla uygulamalarımıza yardımcı olsun diye.


Çocukların eli değsin, bu konu oyunlarla renklensin ve çocuklar arasında konuşabilsin diye kart setini düşündük. Sınıflarda birlikte etkinlik yapabilmek için de alfabenin geniş posterleri eklendi. Biri de çocukların kendi Feminist Alfabelerini oluşturabilmeleri için boş olacak şekilde...
Şu ana kadar bu seti alıp inceleyenler oldu, çocuklarla paylaşıp kullananlar… Gelen geri bildirimler oldukça sevindirdi. Kelimelerin, onlara yüklenen anlamların dünyamızı şekillendirdiği bu hayatta çocuklarla; paylaşmaktan, dayanışmadan, sevgiden, birlikten bahsedebilelim, birlikte hayaller kurup ilham olabilelim diye bu seti hazırladık. 

8 Mart günü Feminist Alfabe ile ilgili haberler, duyurular paylaşıldı. Biz de çocuklarla ve öğretmenlerle uygulamalar yapmak için planlar yapıyoruz. 
Çocukların kendi gücünü fark edebildiği, birbirini destekleyip farklılıklarıyla yan yana durabildiği, ayrımcılıktan uzak eşit ve özgür bireyler olabildiği barışçıl bir dünyanın hayali hep canlı içimde.
Son olarak buradan da duyurmuş olayım: Feminist Alfabe Setini edinmek isteyen okul, öğretmen, çocuklarla çalışan kişiler ihe@amnesty.org.tr'ye yazarak ücretsiz ulaşabilirler. 


http://www.sivilsayfalar.org/sivil-sozluk/ayrimcilik/


6 Mart 2020 Cuma

Ayrımcılık-Gülesra


Her Çarşamba yayınlanan yazı dizimizin ilki bu ay yine bendeydi. Sağlık sorunlarım  ve son yaşanılan olaylar örgüsü nedeniyle geç yazmış olmanın üzüntüsünü yaşıyorum.
Hafta sonundan beri Özge ve Özenç’e :
 “Canlar yazamıyorum! Bilgisayar başına geçemiyorum.” Vb cümleler yazarak  bana her daim açık olan, tereddütsüz her halimi koşulsuz anlayan kalplerinin anlayışına bıraktım kendimi.
Ardından geçirdiğim yüksek ateşli günler ve halsizliğim bu “Yazamama” halime tuz biber oldular.
Tüm naiflikleriyle şifalanmam ve toparlanmam için söz döken Özge ve Özenç’e derin bir şükranım var.
Bu halimi anlamaya çalışırken, bugün, içimde derin bir yas fark ettim.
Son zamanlarda mültecilere dair yaşanılanlara karşı duyduğum çaresizlik  bugün şehir içi dolmuşunda yine duyduğum o cümle ile canlanıverdi:
“Ama Suriyeliler’de…”
Mart ayının yazıları için farklı temalar belirlemiş olsak da bir anda neden yazamadığımı; dile gelmemiş olan çaresizliğimin, tutulmamış yasımın beni nasıl da kilitlediğini fark ettim.
Sınırda yüzlerce çocuk temel ihtiyaçları bile karşılanmadan ; şiddet, baskı her türlü onur zedeleyici muamele ve her türlü istismara açık bir şekilde öylece bekletilmesi,tüm bu olanlardan koruyacak bir koruyucu mekanizma bir tarafa yaşam hakları için bile bir tedbirin olmayışı, isimlerini bile bilmediğimiz; sayı olarak raporlara düşen çocuk canları…
İlk değil üstelik yaşanılanlar.
Kocaeli’de kendini mezarlıkta asan 9 yaşındaki Vail El Suud ‘de ilk değildi.
 Dışlanan, yoksulluğa, güvensiz sokaklara terk edilen binlerce isimsiz  çocuk ilkti belki de…
İçim paramparça.
Bir şey yapamamış olmanın yası var.
Yine de ucundan da olsa bir yerlere dokunur  diye yazmaya çalışacağım.
"I don't know where I am going , but I am on my way .."
Delawer Omar Art 
Meselenin en  başına gittiğimizde  zulüm korkusuyla, hayati tehlike korkusu veya haysiyetinin zedelenmesi nedenleriyle her şeyini geride bırakarak ülkesini terk etmek zorunda kalmış bu kişilerin öncelikli olarak güvenliğinden bizim sorumlu olduğumuzu bilmemiz gerekir. Güvenliklerinin sağlanması ile birlikte, yaşamlarını devam ettirebilmeleri, olası dönme ihtimallerine karşı döndüklerinde yeniden yaşamlarını devam ettirebilmeleri adına tüm olanakların ve desteklerin sunulması ile yükümlüyüz. Üstelik bu yükümlülük sadece Türkiye’nin değil diğer devletleri de ilgilendiren uluslar arası bir yükümlülüktür.
Vatandaşlık hakkının verilmesi süreci bir yana bu süre içerisinde entegrasyonlarını sağlayabilmeleri adına dil,kültür vb alanlarda destek mekanizmalarının aktif işlemesi gerekmektedir. Hatta güvenli 3. bir ülkeye yerleşmeleri için bile destek olunması ve tüm olanakların sağlanması  gerekmektedir.

Tüm bunlar elbette hukukta yer aldığı gibi gitmeyebilir ki gözlemlediğimiz ve kendi deneyimlerim doğrultusunda gitmediğini de görüyorum.
 Yine de tüm bu hak boyutlarını bilmek ve öncelikli olarak buradan bağlantı kurabilmek,meselenin vicdani boyutundan öte ilk olarak  insani,hak temelli boyutundan bakmak çok önemli diye düşünüyorum. Özellikle sosyal medyada “Hiç mi acımıyorsunuz?” , “Vicdanınız nerede?” gibi çocukla eşdeğerli ilişkiyi zedeleyen dikey söylemler; hak temelli bakılmayan/yapılmayan her eylemin  “vicdan,acımak” gibi kavramların ortadan kalkmasıyla her türlü krize yol açabileceğini açıkça bize gösteriyor.
Öncelikli olarak BM Çocuk Hakları Sözleşmesinin 4 temel ilkelerinden olan
*Ayrım gözetmeme
*Yaşama ve gelişme hakkı
*Çocuğun yüksek yararının korunması
Şemsiye hakları sık sık hatırlatmakta fayda var. Hem kendimize hem de taraf devletlere. Taraf devletler çocukların yüksek yararını gözeterek kararlar almak ve eyleme geçmek durumundadırlar. Türkiye’de sözleşmeyi imzalayan bir ülke olarak çocuklar için derhal harekete geçmek durumundadır. Bizler de  sık sık Çocuk Haklarını gündemleştirerek bu yaşanılanların önüne geçilmesi, bir daha yaşanmaması, toplumda Çocuk Haklarının farkındalığının yaratılması; bu hakların tüm çocukların  için olduğunu hatırlatarak harekete geçmek durumundayız.
Peki sadece hak temelli yaklaşmak yeterli mi? Hak temelli bakıp yine de turnusoldan geçtiğimiz olmuyor mu?
Elbette oluyor.  Öncelik için insan hakları çerçevesinden bilmek ve yaklaşmak önemli ama yeterli değil.
Örneğin iki gün önce   bu hukuki boyutunun farkında olan insan haklarına hakim bir arkadaşım  Suriye’li bir genç tarafından yaşadığı  gasp olayı nedeniyle yaşanılanlara “Ama Suriyeliler de..” şeklinde yaklaşıvermişti.
Gördükçe sıkışıyorum, zorlanıyorum. Bununla birlikte bunu dert edinen insanların var oluşuna dair inançla da yeniden güçleniyorum. Ve şimdi daha çok ses etme ve hatırlatma zamanı diye düşünüyorum.
·    
Peki tüm bunlar yaşanırken ben ne yapabilirim?
-Dayanışabilirim.
Mültecilerle çalışan STÖ lerle, Hak kurumlarıyla, ayrımcılık karşıtı çalışan topluluklarla dayanışmak, üye olmak, gönüllü destek vermek.
-Duyurabilirim.
Bir hak ihlali ile karşılaştığınızda bunu olabildiğince objektif gözlemleyip,çocukların yüksek yararını gözeterek  duyurmak, gerekli mekanizmalara haber vermek.
-Yaşamsallaştırabilirim.
İlle bir yaşamsal kriz yaşanması beklemeden, bir Suriye’li çocuk ile aynı öğrenme ortamını paylaşmadan, üçüncü sayfa haberleri ile gündemleşmeden ayrımcılık konusunu içselleştirmek. İmtiyazlarımız üzerinden güç kullanmanın ne denli zarar verdiğini fark etmek. Kendimizle başlayıp en yakın halkadan başlayarak; ailemizle, komşumuzla, öğrencilerimizle, meslektaşlarımızla, çevremizdekilerle “Ayrımcılık” üzerine konuşmak ve  çalışmak.
-Başkasını fark edebilirim.
İnsan Hakları konusunda duyarlı ve tüm bu hukuki süreçlere hakim olmasına rağmen mültecilerle bağlantı kuramayan birini fark ettiğimizde onun da bir şeye özlem duyduğunu fark etmek. Özlemini duyduğu şeyi,duygusunu,  İnsan Haklarına dair bilgi birikimine rağmen bağlantı kurmasını engelleyen olayı/ihtiyacı bulmasında yardımcı olup yeniden mültecilerle empati kurmasına alan açmak.

Tüm  bu yazdıklarımı sınıfımda, ailemde, çevremde ilmek ilmek örmeye çalışırken 4 yıldır birlikte yol yürüdüğüm; şefkatleri ile bu süreçte içimi sarıp sarmalayan sevgili Özenç’e ve Özge’ye ;
Çocukla Barış’a şükranla…

Not: Görseldeki tablo Suriye'li Kürt  ressam Delawer Omar'a aittir.
Tablo;  "Mülteci" sergisinde "I don't know where I am going , but I am on my way .." cümlesiyle sergilenmiştir.