23 Kasım 2020 Pazartesi

EBEVEYNLER İÇİN OKUMA YAZMA SÜRECİNDE ÇOCUKLA BAĞLANTI

 


   Uzun bir aradan sonra bizim için heyecanlı bir çalışmanın duyurusunu yapmak için yine birlikteyiz. Çocukla Barış olarak deneyimlerimizi, barışçıl ve katılımcı öğrenme yolunda biriktirdiklerimizi sizlerle paylaşmak üzere yine yollara çıktık. Bu defa odağımızda “Okuma Yazma Sürecinde Çocukla Bağlantı” var.

             Çocuğu bu yıl birinci sınıfa başlayan ebeveynler için tasarladığımız bu programda;

  • Çocukların okuma yazma süreçlerine ebeveynlerin eşlik etmesini kolaylaştırmak
  • Evde katılımcı ve barışçıl bir öğrenme ortamı yaratmak
  • Öğrenme sürecinde ebeveynin kendisi ve çocuğu ile bağlantı kurmasını desteklemek
  • Okur yazarlık için gerekli becerileri çeşitlilikle keşfetme  gibi başlıklar yer alacak.                       Toplamda 5 buluşma olacak programa dair daha ayrıntılı bilgiye aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

https://linktr.ee/ebeveyndestek

BULUŞMA  TARİHLERİ

1,4,8,15 ve 22 Aralık  Saat : 20.30-22.30

Kontejan : 24 kişi ile sınırlıdır.


26 Haziran 2020 Cuma

İhtiyaç Farkındalığı - Özenç


BBOM Derneği Demokratik Yönetim Çemberi pandemi sürecinde 7-12 yaş aralığında 202 çocuk ile, onların evdeki hallerini, nasıl vakit geçirdiklerini, sahip oldukları ve yoksunluğunu duydukları şeyleri soran çevrimiçi anket yöntemi ile yaptığı araştırmanın bulguları*nı paylaştı.

Benim hazırlıklarına heyecanla tanıklık ettiğim, sonuçlarını merakla beklediğim, çocukların ihtiyaçlarını çocuklara sorması ile çok kıymetli bulduğum bir araştırmaydı. Sonuç cümlelerinden birini buraya koyup ihtiyaçların önemi üzerine birlikte düşünelim istiyorum.
“Dikkat çekici sonuç, çocukların hemen hepsi için bu süreçte bağlantı, hareket ve özerklik ihtiyaçlarının istedikleri kadar karşılanmadığıdır.”

Bu üç ihtiyaç üzerinde biraz dolaştım ve şunu sordum: Çocuklar bu ihtiyaçlarını evde geçirdikleri bu dönem dışında karşılayabiliyorlar mıydı peki? Biz yetişkinler bu ihtiyaçların karşılanabileceği alanlar, okullar, sınıflar yaratabiliyor muyduk? İhtiyaç farkındalığı ile ilgili becerileri odağımıza alabiliyor muyduk?

Sınıfta hareket deyince, daha tuvalete varamadan biten teneffüsler, matematik dersine dönüşmesin diye dilek tuttuğum beden eğitimi dersleri, özerklik deyince -önce hiçbir şey gelmedi- içimden pek de dışarı çıkamayan “ben aslında bunu yapmak istemiyorum” sesi, bağlantı deyince de öğretmenim tarafından görülmeyi bekleyen hallerim geldi. Sonrasında bugüne umut olabilecek yerin, ihtiyaç farkındalığını geliştirmek olabileceğini düşündüm; sınıf topluluğunda herkesin, birlikte.

Çocuklarla ihtiyaç farkındalığı geliştirme üzerine çalışmanın, çocukların kendi içlerindeki dünyayı anlamalarını ve ifade etmelerini çokça kolaylaştırdığını gözlemledim. Dersin ortasında birden kalkıp ‘’Ben sıkıldım!’’ diyen bir çocuğun, dersin başında ‘’Bugün dersi biraz hareketli işleyelim mi?’’ sorusunu soran çocuğa dönüşmesi birlikte büyüme gelişmenin bir örneği.
İhtiyaç farkındalığını geliştirmek için hem çocuklarla hem de Öğretmen Köyü’ndeki arkadaşlarımızla yapıp paylaştığımız İhtiyaç Kumbarası’nı hatırlatmak isterim: 
https://cocuklabaris.blogspot.com/p/deneme-sayfas.html

Biz buradaki ihtiyaç sıralamamızı, üçümüz kendi deneyimlerimizden ortaklaştırarak oluşturmuştuk. Sınıflarda çalışırken gözümün önüne, ihtiyaç posteri*ni önümüze serip ‘’konuşmaya nereden başlayalım?’’ diye sorup kendi sıralamamızı belirlemek geldi. Sadece bu süreç bile epey farkındalık dolu. 

Sence bunu neden daha önce konuşmalıyız?
Bu ihtiyacı ilk önce konuşmak, senin için neden bu kadar önemli?

Duygu ve İhtiyaç Kartları
Sonrasında gelsin birlikte dinleye düşüne, yaza çize paylaşabileceğimiz sorular:
Hareket ihtiyacını seçmiş olalım.
Hareket etmek senin için ne demek? 
Hareket ihtiyacı bedeninde nasıl yaşıyor?
Onu karşılamak için neler yaparsın?
Bu ihtiyacı birlikte karşılaşabileceğimiz yolları nasıl bulabiliriz?
Bulduğumuz yolların takibinin sorumluluğunu kim alır?

Bu liste böyle uzar gider. Dilerim çocuklarla çalışırken soru soruyu doğurur ve ihtiyaçların kolaylıkla ifade edildiği, karşılama yollarının çeşitli olduğu, giderek bundan herkesin sorumlu olduğu topluluklarımız olur. Okullar açıldığında çocuklarla ihtiyaçların içimizde ve sınıfta yaşayan halini konuşma heyecanı, ihtiyaçlarımızı kendimizi ve birbirimizi gözeterek karşılayabilme becerimizi arttırma umuduyla. 

*Bulgulara buradan ulaşabilirsiniz: http://www.baskabirokulmumkun.net/wp-content/uploads/2020/06/%C3%87ocuklar-Evde-Nas%C4%B1ls%C4%B1n%C4%B1z_.pdf

*Posteri buradan indirebilirsiniz: http://www.baskabirokulmumkun.net/duygu-ve-ihtiyac-posterleri/

17 Haziran 2020 Çarşamba

Kendimizi ve dünyayı iyileştirmek - Özge



"Dünyayı iyileştirdiğimiz zaman kendimizi de iyileştiririz." David Orr


Yaşamış olduğumuz pandemi süreci boyunca önüme bıraktığım, durup baktığım cümlelerden biri oldu bu. Dünyayla ve yaptığımız eylemlerle aramızdaki ilişkinin doğrudan ve dolaylı yollardan nasıl da birbirine bağlı olduğunu gördüğümüz zamanlardan geçtik. Hala da yolda düşünmeye, merak etmeye devam ediyoruz.


Kendimizi iyileştirmeye, salgından korunmaya çalışırken dünyanın iyileşen yanları daha görünür oldu geçtiğimiz aylarda. Ayrıca hızlı yaşantımızda yaptığımız tüketim faaliyetlerinin, seçtiğimiz gıdaların, giydiğimiz kıyafetlerin dünyaya olan etkisini, tüm bunların ona nasıl da iyi gelmediğini kavrar olduk. 
Süreç boyunca Başka Bir Okul Mümkün Derneği çatısı altında oluşturduğumuz Ekoloji Çemberi’nde de bu konuları konuştuk.
Evde kaldığımız süre boyunca nelerden beslenebiliriz? 
Normalleşme sürecine girerken doğayla bağımızı ve çeşitli konularda farkındalığımızı arttıracak neler yapabiliriz? 
gibi sorulara birlikte cevap bulabilmek için haftalık paylaşımlar yapabileceğimiz bir akış tasarladık. Amacımız, üzerinde yaşadığımız bu eşsiz dünyaya iyi gelecek şeyler yapmak, bunları da bize iyi gelecek şekilde planlamaktı. Çünkü dünyayı iyileştirmek adına içimize düşen her tohumun kalbimizde yeşerdiğine, bize de iyi geldiğine inanıyorum.
İçeriklerde her hafta çeşitli önerilere, denemelik fikirlere yer verdik. Evde Ekolojik Duruş* başlığını verdiğimiz bu paylaşım serisi için kendi aramızda defter tutup birbirimizle paylaştığımız oldu. Nisan ayında Evde doğayla bağlantı üzerine yazmışım. Şimdi bakıyorum Haziran ayına geldiğimde gıda yetiştirme, beslenme ile beden ilişkisi, enerjinin sınırlılığı, alışkanlık haline gelen tüketim faaliyetlerim üzerine sık sık düşünme fırsatı bulmuş, hafta hafta paylaşımlar sayesinde kendi içimde demlenmişim. 
Ladenlerin üzerine konan bir arı,
çocukların ellerinden
Bir başka beslendiğim, çocuklarla paylaşmak için heyecan duyduğum kaynak ise Dünya Okulu** oldu. TED-Ed aracılığıyla pek çok farklı video çeşitli görevlerle 30 gün boyunca paylaşıldı. Doğayı keşfetmek, bağlantımızı güçlendirmek ve bunu kutlamak amacıyla hazırlandığı belirtilen “Earth School” içeriklerinin pek çoğu Türkçe altyazılı. Şimdi her zamankinden daha fazla dünyayı anlamamız, korumamız, besleyip ona iyi bakmamız gerektiğini söyleyen Dünya Okulu; insanın kendine de iyi gelecek olanı hayata geçirebilmesi için de pek çok oyunsu fikir içeriyor. 
“Normale geçiş” dediğimiz tam da bu süreçte beslendiğim şeylere bir kapı açmak istedim. Hem dünyayı iyileştirmek hem kendimize iyi gelecek şeyler yapmak hiç bu kadar önemli olmamıştı. Okuldan, alıştığımız yaşam tarzından uzak geçen günler bizim için farklı zorluklar barındırmış olabilir. Buradan sonra önümüzdeki belirsizliğe uyum sağlayabilecek becerileri hayata geçirebilmemiz için önümüze bir kendimizi koyalım, bir de yaşadığımız yeryüzünü. Mikro ve makro düzeylerde birbirinden ölçülemeyecek düzeyde uzak görünen bu iki başlığın aslında nasıl da birbirine bağlı olduğunu düşünelim. 
Yaz tatili boyunca doğayı fark etmek, yaşadığımız yerin en yakınından başlayarak olanı gözlemlemek, okullar açıldığında ise beslendiğimiz bu kaynakları çocuklarla hayata geçirebildiğimiz; hatta öğrenme süreçlerimizi daha çok açık havada, sınıfta yaşam döngülerine yer vererek yürütebildiğimiz zamanların geleceğini umut ediyorum. Dünyayı iyileştirdiğimiz zaman kendimizi iyileştirdiğimizin bilinci ve sevinci ile…

10 Haziran 2020 Çarşamba

Okullar Açılınca

“Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil.”


Pandemi süreciyle birlikte başlayan uzaktan eğitimi, online süreçleri ve yaşanan
sorunları önceki ay paylaşmıştım. Okullar açılacak mı, açılmayacak mı derken bakanlıktan
gelen açıklama ile kreş ve bakım evlerinin hizmet vereceği, özel okulların 15 Ağustos’ta
telafi eğitimine başlayacağı ve devlet okullarının Ağustos sonu açılacağı bilgisi netleşmiş oldu.

Bu netleşme ile bir çok kişi ve kurumlar okullar açılınca nasıl bir dönüş olacağı, hangi
tedbirlerin alınması gerektiğine dair bir takım öneriler konuşmaya, dünyada ne gibi değişimlerin olduğunu, okulları açılan ülkelerde nasıl tedbirler alındığını yakından takip etmeye ve sosyal medyada bir takım fotoğraflar paylaşmaya başladılar.
Sosyal medyada dolaşan bu fotoğraflarla birlikte birçok yetişkin yeni normal dönemine
dair kaygılarını dile getiren yorumlarını paylaştılar.

En çok duyduğum sorular:
*Destek, dayanışma, yakınlık, temas gibi ihtiyaçlara denk gelen değerlerden, eğitim anlayışından bir anda nasıl vazgeçilecekti? 
*Vazgeçilmesi doğru bir karar mıydı? 
*“Yeni normal” denilen süreç yeniden geleneksel eğitim anlayışına götürür müydü? 
*Mesafe-maske-sınırları çizilmiş alanlar çocukların dünyasında örseleyen bir yere denk gelir miydi?
Bende de canlanan bir çok şey oldu. Benzer kaygıları taşımakla birlikte daha önceki
“Uzaktan Eğitim” (Link: https://cocuklabaris.blogspot.com/2020/04/uzaktan-egitim-gulesra.html )  yazısında bahsettiğim bir takım eşitsizliklerden kaynaklı bu süreci farklı
koşullardaki okullar nasıl yaşar acaba diye düşünmeye başladım. Hijyen tedbirlerini
düşündüm ilk önce. Suyu olmayan köyler, tuvaleti çalışmayan okullar geldi aklıma. Sabundu, temizlik malzemesiydi bir şekilde öğretmen, okul idaresi ya da ebeveynler kısmen karşılıyordu fakat bu yeni normal döneminde bu yeterli olacak mıydı? 10 öğrencinin zor sığdığı, dersliğe dönüştürülmüş lojmanlar ikili öğretime hazır mıydı? Köylerden taşımayla gelen çocuklar için kalabalık servisler yeteri kadar sağlıklı mıydı?
Okulun gerekli tedbirleri aldığına güvenmek, öğretmenlerin rehberliğine güvenmek,
yeni eğitim öğretim yöntemlerinin hem sağlığı riske atmayan hem de çocukların sosyal
duygusal alanına katkı sağladığına güvenmeye çıkıyordu sanki tüm sorular.


Ebeveyn olan bir arkadaşım, bir sohbette şöyle demişti:
“Çocuklarımı başında maske ile bekleyen bir yetişkin ile böyle beyaz tebeşirle sınırları belli
edilmiş bir alanda tek başına temas etmeden sadece kendi oyuncaklarıyla oyun oynarken
görmek istemiyorum. Ama diğer türlü de olsun istemiyorum. Normalleşince de içim
kaynayacak acaba ya sağlığına bir şey olursa diye hep aklım kalacak. Bunu da istemiyorum.
Hani Fuzuli’nin sözü var ya ‘Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil..’ Tam öyleyim.”
Bunu paylaştıktan sonra empati vererek onu duymaya çalıştım. Kendisiyle bağlantısı
güçlenince iki farklı durumda ortaya çıkan ihtiyaçları konuşmaya başladık. Çocukların araç
gereçlerini birbiriyle paylaşarak, oyunlarda dokunarak, birbirlerinin yüzlerini gördükleri bir
eğitim ortamı onun değerleri ve bütünlüğü ile o kadar örtüşüyordu ki. Ve yine salgın gibi
hayati bir konuda gerekli tedbirlerin alınarak bir eğitime devam etmesi sağlık ihtiyacına denk
düşüyordu. İki farklı ihtiyaç ve çatışan stratejiler  ile yeniden bir derinleşme ve iki ihtiyacına da denk düşebilecek yollar konuşmaya başladık. Örneğin sosyal mesafeyi koruyan eğlenceli doğa ile temaslı oyunlar, renkli maskelerle bu tedbirli hali daha eğlenceli hale getirmek gibi
yolları  konuşmak ona iyi geldi.


Bu sohbetten sonra kendime hatırlattığım en kıymetli şey seçimler ve stratejilerin
bolluğuna güvenmek oldu. Bazen mecburiyetten kaynaklı yaptığımı düşündüğüm  şeyler aslında bir zorunluluk değil ,bir başka ihtiyacımın karşılanması için yaptığım bir seçim olabilir.
Bazen de iki farklı ihtiyacım aynı anda canlanabilir.  Bunu fark edip ihtiyaçların karşılanabildiği yeni yollar üzerine yoğunlaşarak yaratıcılığıma güvenebilirim. Odağımı seçimlerime ve stratejilerin bolluğuna getirmek beni bu sıkışmalardan, kaygılardan daha esnek bir hale taşıyabilir.
Kendimi güçlendirdikçe esneyebildikçe, çocuklarla, okulun diğer bileşenleri ile daha güçlü bir
bağlantı kurabilirim.
Çocuklarla bir araya geldiğimde de bu yeni normale uyumlarını hızlandıracak;
karşılaşabileceğimiz yeni durumlara, ortamlara dair esneklik kapasitelerini arttıracak çalışmalar yapabilirim.


6 Haziran 2020 Cumartesi

Evde Katılımcı ve Barışçıl Ortamlar

Geçtiğimiz ay, Başka Bir Okul Mümkün Derneği’nin hazırlamış olduğu “Çocuklarla Evde Öğrenme Sürecini Kolaylaştırmak” başlıklı ebeveyn eğitimi webinar serisinin bir buluşmasını da biz paylaştık. Buluşmada evde katılıma alan açan, ilişkilerde barışı korumamızı sağlayan fikir ve önerilere yer verdik. 

Gündemimize ebeveyn desteği girmişken beslendiğimiz kaynaklara da Barış Kütüphanesi’nde yer vermek istedik. Dileriz bu kaynaklar sizlere de ilham olur. 


1) Çocuğun Duygusal Dünyası
Yazan: Isabelle Filiozat
Çeviren: Duygu Dalgakıran
Yayınevi: Pegasus


Bu yazarın çocuklar için yazdığı etkinlik kitabı ‘’Duygularım Oynuyorum ve Kendimi Tanıyorum’ u Duygularla Barış III listemizde paylaşmıştık. Bu kitap ise ebeveynler, çocukların bakım verenleri için özenle hazırlanmış. 


Girişinde şöyle bir cümle var: “Ebeveynlerin tavsiyeye ihtiyacı yoktur, sadece onlara bazı noktaları işaret etmek gerekir. Asıl ihtiyaçları olan şey, kendilerine ve çocuklarına güvenmeyi öğrenmektir. Bu kitap iki ön kabul ile yola çıkmıştır. 

Gelişimlerinin her aşamasında çocuklar bize neye ihtiyaçları olduğunu söylerler. Yeter ki dinlemeyi bilelim.
Ebeveynler çocuklarını anlayabilir.”


Tüm kitap, evde çocukları dinlemenin, anlamanın, onlara saygı duymanın gündelik hayattaki olası karşılıklarını örneklerle anlatıyor. İletişim halindeyken akılda tutulması gereken yedi soru paylaşıyor ve her birini tatlı tatlı örneklerle açıklıyor.
  • Ne yaşadı?
  • Ne söylüyor?
  • Ona nasıl bir mesaj iletmek istiyorum?
  • Bunu neden söylüyorum?
  • Benim ihtiyaçlarım ile çocuğumunkiler arasında bir rekabet mi var?
  • Benim için hangisi daha değerli?
  • Niyetim ne?

Niyetlerimizle eylemlerimizin bağlantısını kurmayı kolaylaştıran bu kitapla birbirimizi dinlediğimiz ve anlamaya çalıştığımız güvenli evlere…


2) Yavaş Ebeveynlik 
Yazan: Pınar Mermer
Yayınevi: Altın Kitaplar


2015 yılında Başka Öğretmenler Mümkün projesiyle bir araya geldiğimizde pozitif disiplin alanında Pınar Mermer’le çalışmış, yaklaşımından çok ilham almıştık. 
Yavaş Ebeveynlik de iki kitabıyla birlikte ebeveyn yolculukları içeren, dolu dolu deneyim kitapları olarak rafımızda. 


Mükemmel ebeveyn diye bir şey yoktur diyen Pınar Mermer, kitaplarında hem kendimizi hem de çocuğumuzu yakından tanıyarak hareket etmemizin önemini paylaşıyor. Kendi ihtiyaçlarımızı ve çocukların ihtiyaçlarını aynı anda gözetebileceğimiz yolları kendi hikayeleriyle aktarıyor. 





3) Saygılı Anne Baba Saygılı Çocuk
Yazan: Sura Hart, Victoria Kindle Hodson
Çeviren: Şirvan Akan
Yayınevi: Remzi

Türkçe’de görmüş olduğumuza sevindiğimiz, adını sık sık andığımız bir kitap: Saygılı Anne-Baba, Saygılı Çocuk. Sayfaları içinde anne-babalara günü kurtarmaktan öteye gitmeyen disiplin tekniklerinin yerine karşılıklı saygıyı, duygusal güvenliği ve açık iletişimi temel alan bir aile ortamı oluşturmanın yollarını gösteriyor.
Şiddetsiz İletişim yaklaşımını temel alan kitapta yazarların ebeveyn eğitimi ve öğretmenlik deneyimleri ışığında pratik bilgilere, aile etkinliklerine ve yaşamdan hikâyelere yer veriliyor.
Kitap boyunca sırasıyla:
Saygı ve İşbirliğinin Temeli
İşbirliğinin 7 Anahtarı
Aile Etkinlikleri ve Hatasız Bölgeden Öyküler başlıklı bölümler yer alıyor. 

Aile etkinliklerinin altında ise Zürafa ve Çakal Kültürü, Aile Toplantıları, Yaşamı Zenginleştiren Uygulamalar, Çatışmanın Barışçıl Çözümü başlıklarında yer alan örnekler; empati, duygu - ihtiyaç okuryazarlığı, şükran, kızgınlık, çatışma ve arabuluculuk gibi konulara değiniyor. 

Ayrıca kitap uygulamaları itibariyle çocuklarla ilgilenen tüm yetişkinlerin kalbini besleyecek, bağını güçlendirecek kıymetli bir rehber olma özelliği taşıyor.

4) Bir Yaşam Dili, Açık Radyo

Açık Radyo’da yayınlanan Bir Yaşam Dili, Şiddetsiz İletişim sertifikalı eğitmenlerinden Deniz Spatar ile Canan İrtem’in hazırlayıp sunduğu çok besleyici bir program. 
Evde barışçıl bir ortama katkı koyduğunu düşündüğümüz Şiddetsiz İletişim yönteminin ebeveynlere olan armağanlarını, hem çocukları hem kendimizi nasıl gözetebileceğimizi, özşefkati, Sura Hart ve son olarak Victoria Kindle Hodson’un ‘Saygılı Anne Baba Saygılı Çocuk kitabını Gizem Alav Şapcı ile konuştukları dolu dolu üç programı dinlemeniz için biz de kütüphanemizde yer açtık:








5) Kafa Çocuk ve Bilim


Kitaplara erişimde hala sıkıntı yaşıyor olabiliriz. Bu yüzden kolaylıkla ulaşabileceğimiz süreli bir yayına da yer vermek istedik. Geçtiğimiz yıl eylül ayında yayın hayatına merhaba diyen Kafa Çocuk ve Bilim dergisi 7 yaşının üzerindeki çocuklar için hazırlanmış olsa da okul öncesi dönem için de bir eşlikçiyle keyifle takip edilebilir. Her ay farklı konularla birlikte eğlenceli eklere yer veren derginin renkli karakterlerini, karikatür köşelerini, farkındalık atölyesi bölümünü çok sevdik. 


Derginin haziran sayısının konusu eve neşe getirecek, ailenin tüm bireylerini paylaşıma katacak bir konu: Oyun. Birlikte oynayabileceğiniz fikirlerin yanında eklerde yer alan posterlerle kendi oyunlarınızı tasarlayarak eğlenebilirsiniz.
Dergiye market ve kitabevlerinden, eski sayılara ise derginin web sitesinden ulaşabilirsiniz. 

6) İçimdeki Dünya
Yazan: Funda Meral Aktan
Yayınevi: Sola Kidz

Sola Kidz'in sevdiğimiz İçimdeki Dünya'sı, çocukların kendi kendilerine, kendileri ile ilgili eğlenceli notlar almasını kolaylaştıran bir kitap.
Olağan bir günde yaptıklarının zaman grafiğini çizme, kendini tanımlayan yirmi sözcük yazma, unutulacaklar listesi yapma, gitmek istediğin yerlerin hayali haritalarını çizme... Farklı dillerde çocukların kendini tanımasına yarayan, keyifli çizimlerle desteklenmiş yönergeleri evde birlikte sohbet ederken de kullanabilirsiniz.

Biz sevdiğimiz bir yönergeyi buraya bırakalım ve birlikte büyüme gelişme niyetiyle diyelim.
Bir canlının büyüyüp gelişmesini izleme şansın oldu mu? Bir çiçek, hayvan ya da başka bbir çocuk!
Sen de her gün büyüyüp gelişiyorsun. Sana bunu hissettiren anıların var mı?




29 Mayıs 2020 Cuma

Evi Katılımcı ve Barışçıl Bir Öğrenme Ortamı Olarak Düşünmek - Özenç


BBOM Derneği, Çocuklarla Evde Öğrenme Sürecini Kolaylaştırmak başlığı ile altı konudan oluşan bir ebeveyn eğitimi serisi hazırladı,geçtiğimiz hafta itibariyle de tamamlandı. Biz de, bu seride evi katılımcı ve barışçıl öğrenme ortamına dönüştürmek ile ilgili paylaşımda bulunduk, ben de bu ayın yazısını oradaki paylaşımlarımıza ayırmak istedim, yazı kalır sonuçta.

Katılımcı ve barışçıl, vizyonumuzda da geçen, sıklıkla tekrarladığımız kavramlar. Bunları ev ölçeğinde biraz açacak olursak,

  • evde herkesin kendini güvende hissettiği, kendini ifade edecek farklı alan ve araçlar bulabildiği,
  • evdeki kararların birlikte alındığı, birlikte takip edildiği,
  • anlaşmaların yapıldığı, iş bölümlerine göre herkesin sorumluluklarının olduğu,
  • anlaşmazlıklarını da birlikte çözmeye çalışan, uyumlu ve huzurlu bir hal diyebiliriz.

Katılımcı ve barışçıl ev ortamını neler üzerine düşünerek sağlayabiliriz, hangi araçları kullanabiliriz sorularına  BBOM Derneği’nin hayali nedir? videosunda geçen görsel yardımcı olabilir. 

*BBOM Derneği’nin hayali nedir? videosu: https://www.youtube.com/watch?v=1oQlNwTtYwI

Biz de, buradan bir minik özeti şu kavramların ne demek olduğu, evde neyi kolaylaştırdığı ve nasıl sağlanabileceği üzerine paylaşımda bulunduk: Bağlantı, anlaşma ve rutinler, anlaşmazlık çözümü.

Buradaki yazılarda, bağlantı, anlaşma ve rutinlerin önemine sınıf ölçeğinde çokça değindik,
kullandığımız araçları Barış Kütüphanesi’nde derledik, bunların her biri evler için de geçerli aslında.

  • İletişim kurarken, yargılarımızı fark etmek ve kendimizi gözleme davet etmek
  • Kendimizi ifade ederken duygu ve ihtiyaçlarımızla bağlantıda olmak
  • Çocuklar kendilerini ifade ederken, duygularını görmeye ve altında yatan ihtiyacı tahmin etmeye çalışmak
  • Evlerde herkesin ihtiyaçlarının gözetildiği, dinamik anlaşmalar yapmak
  • Evin kendisini tüm bu öğrenmeleri sürekli hale gelebilecek şekilde dönüştürmek

Örneğin: Duygu ve ihtiyaç köşeleri, anlaşma süreçlerinin görünür olduğu posterler, çocukların takip edebileceği iş bölümü çizelgeleri, ev çemberleri zamanları ve yerleri gibi..

Buraya kadar bir peri masalı gibi okumadınız umarım. Pek tabii anlaşmazlıklar, tam bir şeyler yoluna girdi gibi gelirken geriye gitmeler, nasıl olacak bu işler diye bazen umutsuzca düşünmeler olabilir. Benim kendi sınıf deneyimimden bildiğim, genelde böyle oluyor. O nedenle anlaşmazlık çözümü üzerine de düşünmek önemli.

Anlaşmazlıklarımız üzerine düşünmek, evde barışı sürdürmeyi kolaylaştıracak ipuçları verir. Çünkü bazen işler yolunda gitmez, anlaşmazlıklar, belki öfke nöbetleriyle sonlanan çatışmalar yaşanabilir. Anlaşmak her zaman mümkündür diyen var mı aranızda? Bence bunu fark etmek önemli. Biz bir şeyleri eksik yaptığımızdan değil, ilişkinin doğasında olduğu için anlaşmazlık var gibi geliyor bana. Acaba anlaşmazlıklardan korkmasaydık, anlaşmazlık olduğunda hemen çözmeye, ortadan kaldırmaya odaklanmayıp, neler olduğunu anlamaya çalışsak nasıl olurdu? Ben bu soru üzerine düşünmenin dahi bir fark yaratacağına inanıyorum. Bu şekilde bakmak, bir anlaşmazlık yaşadığımızda ya da tanık olduğumuzda suçluluk, yetersizlik, telaş yaşamanın yerine serinkanlılığı ve bağlantıyı koyabilir. Bu da barışı kolaylaştırır.

Evde bir anlaşmazlık yaşadığımızda ya da bir anlaşmazlığa tanık olduğumuzda, bunu bağlantılarımızı güçlendiren bir öğrenme fırsatına dönüştürecek, durumları konuşmayı kolaylaştıracak şu sorular kullanılabilir.

Senin bakış açından ne yaşandı?
O ânı düşündüğünde ne hatırlıyorsun?
Sen nasıl etkilendin? Diğerleri nasıl etkilendi?
Devamında ne olmasını isterdin?
Şimdi nasılsın?

Belki paylaşılamayan bir oyuncak, belki bir türlü anlaşılamayan ekran süresi tartışmalarından sonra, biraz sakinleşince bu şekilde kendimizi ifade etsek nasıl olurdu? 

Kendimizden evlere, evlerden evrene...Birlikte yaşamı öğrenelim, öğrendiklerimizi paylaşalım diye.

15 Mayıs 2020 Cuma

Dayanıklılık üzerine - Özge

“Bir ekosistemin bir düzensizliği takiben tür kompozisyonu, barındırdığı yapılar ve ekosistem fonksiyonları gibi gerekli karakteristik özelliklerini de koruyacak şekilde önceki durumuna dönebilme kapasitesi.” 

Bu cümle 2013 yılında katıldım Ekolojik Okuryazarlık Eğitmen Eğitimi’nin program kitapçığından. Uluslararası literatürde “resilience” olarak bilinen, kitapçıkta ise “toparlanma kapasitesi” şeklinde çevrilen tanımın karşılığı. Direnç, dayanıklılık, rezilyans gibi karşılıkları da yer alıyor.

Daha anlaşılır bir tanım da var kitapçıkta, toparlanma kapasitesi başlığıyla: “Bir bireyin, toplumun ya da sistemin bir sorunla ya da düzensizlikle yüzleşmesi durumunda o soruna dayanması ve bunu takiben tekrardan aynı denge seviyesine ulaşabilmesini tarif eder.”

Çamtepe’nin kızılçamları arasında
çocuklarla - Mayıs ‘19
Ben “resilience” ile ilk kez Çamtepe’de ormanın içinde, kızılçamların çam kese böceklerine karşı gösterdikleri toparlanma kapasiteleri örneğiyle karşılaştım. Doğada farklı türler arasında farklı yıkım ve zorluklar gerçekleşse bile bu olayların canlıların hayatını nasıl etkilediğini öğrendim. Buna göre büyüme mevsimi ve yaşam evresi arasındaki farklılığın iki türden birinin zorlu bir olaydan toparlanarak çıkmasına olanak sağlayabiliyordu. 

Doğada beklenen ya da beklenmedik türlü olayla karşılaşabilen bir canlı yaşamını nasıl sürdürüyor? Belki kenar etkisi, belki yapısı, belki iklimin etkisiyle dirençli hale geliyor. Belki de gerçekten dayanamıyor ve insan faaliyetleri sonucunda gerçekleşen türlerin azalması, kuraklık gibi etkenler onun toparlanma kapasitesini düşürüyor ve yaşamına son veriyor.

Doğadan ilhamla gördüğüm her olay hayatımda daha derin, daha içten yerlere dokundu bugüne dek. Gözlemlediğim, öğrendiğim bir şeyi hayatıma transfer etmek doğayla oynadığım oyun oldu. İşte o zaman bu kavram da önüme düştü: insan olan ben yaşamımı sürdürürken karşılaştığım zorluklara karşı nasıl dayanıklı kalabilirdim? Toparlanma kapasitem neydi ve bunu nasıl arttırabilirdim? 

Bu sorular yaşamda en çok zorlandığım, çıkış yolu bulamadığım zamanlarda hatırlattı kendini. Ve üzerinden mevsimler geçti, çiçekler döküldü, yenileri yeşerdi. Ben de yavaş yavaş fark etmeye başladım. Hayatın akışına, düzensizliğine, belirsizliğine karşın edinmemiz gereken bazı önemli beceriler var. Bunlardan biri kendinle güçlü bir bağ kurabilmek, iç sesine kulak verebilmek. Duygularının farkında olmak ve bunların sorumluluğunu alabilmek. Bir diğeri insanlarla kalpten bir iletişim kurabilmek. Şiddetsiz iletişim gibi metotlar öğreniyor olmak, bunu paylaşmak. Liste uzayabilir ancak sonuncusuna da doğayı okumak demek isterim. Döngüleri gözlemlemek, gerçekleşen olaylar sonucunda neden sonuç ilişkisi kurabilmek. 

Örneklendirerek açıklığa kavuşturmaya çalışayım. 
-Yaptığın işten hiç memnun değilsin, mutsuzluğun acısı çalışma arkadaşlarından çıkıyor. Ortaya çıkardığın şey seni mutlu etmiyor. 
-Yakın bir ilişkinde yaşadığın anlaşmazlık canını sıktı. Herhangi bir şeye odaklanmak iyice zorlaştı. 
-Bulaşıcı bir virüs dünyayı etkisi altına aldı. Normal şartlarda hayatına devam edersen sağlığın güvende değil. Evinde insanlardan izole bir süre yaşaman gerekiyor. 

En azından bir tanesi eminim ki çok tanıdık. Bu koşullar altında “resilience” kavramından nasıl bahsedebiliriz? 
İlk örnekte kendi duygularının sorumluluğunu alabilen biri çalışma arkadaşlarıyla yaşadığı olumsuz deneyimlerle kendi sıkışmışlığını ayırabilir. 
İkinci örnekte bu anlaşmazlığa karşın kişi karşısındakini can kulağıyla dinlemek isteyebilir, ona empatik alan tutabilir. 
Üçüncü örnekte ise doğayla bağ kuran bir kişi kendi kendine yetebilmenin yollarını hayata geçirebilir. Tüketimini en aza düşürerek evde üretebilir, yaşama kolaylıkla uyum sağlayabilir.

Her üç örnekte de bazı becerilerin kişilerin olay karşısındaki toparlanma kapasitelerini nasıl etkilediğini görebiliriz. Kendimizle olan bağımız, farkındalığımız, bazı becerilerimizi bizi daha dayanıklı hale getiriyor. Yaşadığımız stresli bir olaya karşı daha kolay uyumlanmamızı ya da bu zorlukla daha güçlü baş edebilmemizi sağlıyor. 

Bu kavram hayatıma girdiğinden beri üzerine demleniyorum. Karşılaştığım toplumsal yıkıcı sorunlar arttıkça kıymeti gözümde parlıyor. Nasıl bir hayat yaşamak isterim ki karşıma gelen zorluğa karşı esneyebileceğim, dayanabileceğim, güçlenerek çıkabileceğim becerilerim olsun… 

İyi ki bunları paylaşabileceğim, birbirimizden öğrenebileceğim Çocukla Barış gibi bir alanımız var. Geçtiğimiz günlerde yayınlamış olduğumuz “Esnek Dayanıklılık - Yetişkinler için mütevazi bir kılavuz” da bu sürecin bir parçası. 
Hem kavram üzerine düşünüp araştırdık, hem de kendi hayatımızda nasıl yaşadığına dair somut örnekler paylaştık. 

Ben bu yazıyla kendi dünyamda bu kavramla tanışıklığımı paylaşmak istedim.
Siz de hazırladığımız kılavuzu okumak isterseniz: