armağan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
armağan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mayıs 2019 Cumartesi

Özenç'in Şefkatli Eğitmen Günlüğü Nisan II


Sura Hart ne diyor?
Çocuklar için iş birliği içinde çalışmak şaşırtıcı derecede doğaldır. Nasıl etkileşim kuracaklarına dair yeni seçimleri ve becerileri olunca, endişeleri duyulduğunda ve ihtiyaçları karşılandığında; birlikte çalışmanın, birlikteliğin en keyifli hali olduğunu anlarlar.
İlişki temelli bir sınıfta, hem kendilerinin hem de başkalarının armağanlarının farkına varmaları için çocuklara destek olunur. Çocuklar kendi armağanlarını vermenin ve başkalarının armağanlarını almanın yollarını ararlar. “Birbirine bağlar” ihtiyaçlarını karşılamaları için öğrencilerinize yardımcı olabilirsiniz.

Ben ne düşünüyorum?
Çocukları gözlemlemeyi çok seviyorum. Hele ki, öğle araları oynarken. Gözümün önüne karıncalar geliyor. Kendilerini organize etme biçimleri, iş birliği içinde çalışmaları, uyumu...Gerçekten şaşırtıcı derecede doğal. Gözlemlerken nerede zorlandıklarına odaklanıyorum. Başlarken, oyunun kurallarının herkes için yeterince net olmaması, yeni bir durumla karşılaştıklarında ele alış biçimleri, her birinin ihtiyaçlarını karşılayacak stratejiler bulmaya çalışma da üzerine çalışacağımız yeni yollar olarak göz kırpıyor bana. Tüm bunlar, birbirine bağları güçlendirecek çalışma alanları, güçlenecek ve çocuklarca kendi ilişkilerine transfer edilecek... Sadece öğle aralarında oyun oynarken değil, birlikte yaşarken.

Çocuklarla nasıl paylaşıyorum?

Birbirimize bağları güçlendirdikçe, birbirimizin armağanlarını görmemizin, her birimizin ihtiyaçlarını gözetecek stratejiler bulmamızın daha kolay olacağını düşünüyorum. Bununla ilgili uyguladığımız iki yol paylaşacağım, ilki Sevgi Duşu. Birbirimize güzel sözler söylememiz, birbirimizin hayatına olan katkılarını paylaştığımız bir çember. Çembere başlarkenki topluluk olma halinizle, çember sonundaki halinizin arasında gözle görülür, kalp ile hissedilir bir fark olacağına eminim, bizde her seferinde böyle oldu. Çembere ifadelerinizin örnek oluşturması açısından sizin başlamanız kolaylaştırıcı olabilir. Çemberden bir kişi ortaya gelir ve kalan herkes, ortadaki kişi ile ilgili paylaşımda bulunur.
Yine başlarken, her birinize sıra geleceğini paylaşmanız ve ona göre bir konuşma süresi belirlemeniz Sevgi Duşu’nun akışına katkıda bulunacaktır. Biz her haftanın Cuma kapanış çemberini buna ayırmaya başladık, yaptıkça birbirleri ile ilgili ifadelerinin daha spesifikleştiğini görmek mutluluk verici.
Bir diğeri de öğle arasına çıkmadan hemen önce çocuklarla yaptığım paylaşım. Yukarıda öğle arası ile ilgili yaptığım  gözlemleri onlarla da paylaştım ve bir yol önerdim. Öğe arasına çıkmadan önce, çocuklara şu soruları soruyorum, bazen de tahtaya yazıyorum, böylelikle bu konuyu odağa taşıyorum.

  •           Oynayacağınız oyunun/oyunların kurallarını herkes biliyor mu? Bilmiyorsa kimin anlatacağı ile ilgili iş bölümü yaptınız mı?
  • -          Oyunun kurallarını herkes kabul ediyor mu? Değişiklik önerisi olan var mı? Oyun sırasında aklına bir değişiklik önerisi gelen olursa bunu nasıl ifade etsin?
  • -          Oyunda bir anlaşmazlık çıktığında ne yapacaksınız? Bu hepinizin kabul ettiği bir yol mu?


Bu soruları cevapladıktan, birbirlerini duyduktan sonra öğle arasına geçiyorlar. Uyum ve  geliştirdikleri iş birliğinde dönüşümün başladığını söyleyebilirim gerçekten, bir süre sonra birlikte konuşmayı bıraktık, ben soruları hatırlatıp ayrılıyorum yanlarından. Böylelikle gözlemlediğim tıkanık noktalar, büyüme gelişme alanlarımız oldu.

Kendimi nasıl değerlendiriyorum?
Gözlem yapmanın kerametine inandığım ve buna gün içinde zaman ayırdığım için kendimi kutluyorum. Birbirine bağlar, içimdeki bütünlüğü çokça destekleyen bir kavram. Sıkıca el ele tutuşmuş tüm bağlarıma şükranla...






20 Şubat 2019 Çarşamba

Özge'nin Şefkatli Eğitmen Günlüğü Şubat II

Sura Hart ne diyor?
İnsanlar her şeyden çok hayata katkıda bulunmak isterler, armağanlarımızı paylaşmak isteriz. Çok çeşitlidir armağanlarımız, yeteneklerimiz; herkesin sunacağı katkı biriciktir şu yaşamda. Öğrencilerinizin yeteneklerini görmek ve onların sunduğu armağanları almak, onların aidiyet ve hayata katkıda bulunma ihtiyaçlarını karşılamalarını sağlar. Sınıfınızdaki öğrencilerinizin bir listesini yapın ve gördükçe sundukları armağanları isimlerinin karşısına not edin. Listenizi düzenli olarak yeni armağanlarla güncelleyin.


Beden dili, "üzerine güç" veya "birlikte güç" kullanmak perspektifi ile mi konuştuğumuzu karşımızdakine geçirebilir.
Öğrencilerinize karşı nasıl bir beden diliniz var? Beden diliniz iletişim halindeyken neler söylüyor? Öğrencilerinizin sizinle etkileşim halinde olduklarında hangi sıklıkla yukarı baktıklarına dikkat edin.


Ben ne düşünüyorum?
Günlüğü yazmaya başlamadan önce haftalık Çocukla Barış toplantımızı gerçekleştiriyorduk. Her hafta gündemlerimizden biri de Şefkatli Eğitmen Günlükleri oluyor ve o hafta günlük yazan kişiye, diğer ikimiz geribildirim veriyoruz.
Özenç’in paylaşmış olduğu son günlükte kutladığım nokta armağanlarımızı paylaşmak ve güç kullanmak gibi iki farklı konuyu birbirine bağlama becerisi oldu. Her sınıf ilişkilerden ağlarla büyüyen bir yumak adeta.
Beden dilim, ağzımdan çıkan kelimelerim bir güç uyguluyorsa düğüm düğüm oluyor ilişkiler. Bense “hop” diye yuvarlanan bir yumağın hayalini kuruyorum, varlığımızın kutlandığı bunun da minik minik armağanlarla tatlandığı...


Çocuklarla nasıl paylaşıyorum?
Bu sefer çocukların sunduğu armağanların onların hangi ihtiyaçlarını karşıladığına odaklanmaya çalıştım. Aidiyet, hayata katkıda bulunma Sura’dan duyduklarım. Şefkat, görülme, duyulma, bağlantı benim yaşadıklarımdan bulduklarım.
Burada çocukların gönüllerinin ne kadar da vermeye açık olduğunu fark ediyor, gülümsüyorum.
Devamında gelen güç ve beden dili konusu ise beni bir kuşkuya düşürüyor. Acaba beden dilimin iletişime açık olmadığı bir anda gelen armağanı nasıl kabul ediyorum? Onunla ilgili neler söylüyorum? Gönlümden geçen anlamlı bir geribildirim ve hislerimi açıkça ifade etmek iken, kısaca bir teşekkür savurup geçtiğim oluyor mudur?


Sonrası ile ilgili ne düşünüyorum?
İşte burası da tam bir farkındalık noktası değil mi zaten? Çocukların verebileceği biricik katkılar; biz söz, davranış, kucaklayış, hazırladığı bir armağan, sabah evde fazla yapıp Çamtepe’ye gelince paylaştığı krep.
Bir yandan yetişkin halimle benim kurduğum ilişki, ne sıklıkta çocuklar yukarı bakıyor? Üzerlerinde güç kullandığımı düşünüyorlar mı? Bu anlarda odağımı biraz daha kendime yöneltmek istiyorum. Beden dili ciddi anlamda bir anda olma becerisi, farklındalık gerektiren bir şey...


Kendimi nasıl değerlendiriyorum?
Kendime sıralamış olduğum bu soruları hala önümde tutuyorum. Değerlendirmemi de geçtiğimiz gün yapmış olduğumuz bir sohbetle tamamlamak istiyorum.
İki gün önce çocuklarla Anais Öfkelendiğinde adında bir kitap okurken oradaki anaokulu öğretmeninin Anais’e yaklaşımını görünce biri “Onun öğretmeni de aynı senin gibi” dedi. “Nasıl?” dedim. “Yumuşak yumuşak konuşuyor, onu dinliyor baksana.” dedi.
Çocuklardan ara ara geribildirim almayı sevdiğim için konu açılmışken sorularla devam ettik kitaba kısa bir ara verip.
“Hiç ceza vermiyorsun, sorunları konuşarak çözüyorsun”, “Çok sakinsin, bizi hep dinliyorsun” gibi cümleler duymak beni çok sevindirdi. Günlüklerde zorlandığım yanları, kuşkularımı, çaresizliklerimi yazarken bunların farkında varabilmek, her birini günceye yazabilmek ise gülümsetiyor.

15 Şubat 2019 Cuma

Özenç'in Şefkatli Eğitmen Günlüğü Şubat II


Sura Hart ne diyor?
İnsanlar her şeyden çok hayata katkıda bulunmak isterler, armağanlarımızı paylaşmak isteriz.Çok çeşitlidir armağanlarımız, yeteneklerimiz; herkesin sunacağı katkı biriciktir şu yaşamda. Öğrencilerinizin yeteneklerini görmek ve onların sunduğu armağanları almak, onların aidiyet ve hayata katkıda bulunma ihtiyaçlarını karşılamalarını sağlar. Sınfınızdaki öğrencilerinizin bir listesini yapın ve gördükçe sundukları armağanları isimlerinin karşısına not edin. Listenizi düzenli olarak yeni  armağanlarla güncelleyin.
Beden dili, "üzerine güç" veya "birlikte güç" kullanmak perspektifi ile mi konuştuğumuzu karşımızdakine geçirebilir. 
Öğrencilerinize karşı nasıl bir beden diliniz var? Beden diliniz iletişim halindeyken neler söylüyor? Öğrencilerinizin sizinle etkileşim halinde olduklarında hangi sıklıkla yukarı baktıklarına dikkat edin.

Ben ne düşünüyorum?
‘’Herkesin sunacağı katkı biriciktir şu yaşamda.’’ Tekrar ettim bir kaç kez içimden. Nasıl da öyle...Çocuklarla olan ilişkimde bunu hatırlamam gerektiğini fark ettim. Bazen biricikliğe alan açamadığım oluyor. Kalabalık bir topluluğuz ve günün getirdiği akışı bazen yavaşlatamıyorum, armağanları fark edemiyorum, kendi armağanlarımı da paylaşamıyorum. Ve fark ediyorum ki biricikliğe alan açmadıkça, birlikte güç dengemiz bozuluyor. Açılamayan alanlar bazen benle, bazen çocukla doluyor ve birbirimizin üzerine güç uyguluyoruz. Ben o anlarda içimde çaresizlikle bir otorite figürü oluveriyorum, çocuklar da duygusal güvenliği sarsılan ortamda farklı hallere giriyor.  Birlikte güç kullanmanın yolları,  armağanlarımızı görmekten, birbirimize alan açmaktan ve kabulden geçiyor. Her şey birbiri ile nasıl da ilişkili.

Çocuklarla nasıl paylaşıyorum?
Sınıf için kullandığım bir defterim var. Öncelikle ona bir armağan bölümü yaptım. Yaparken bir göz attım içine, aldığım notlara. Armağanlar kutlamalar yazmışım bu zamana kadar  bol bol, parça parça ancak ismi neredeyse hiç geçmeyen çocuklar var. Bunu fark etmek bana acı bir şaşkınlık yaşattı. Her çocuğun isminin yazdığım armağan bölümüne geçtim. Onlar kitap okurken, ben sobanın yanına geçip yazdım tek tek, bir onlara bir deftere bakıp. Bunun için ayrı bir zaman ayırmak ve planını yapmak çok iyi geldi bana çünkü defterde adı az geçen çocuklarda armağan yazarken duraksadım, hemen bulamadım, düşündüm, beni bu kadar düşündüren ne diye tekrar düşündüm ve bağlantı kurmaya çalıştım.  Bağlantı kurmakta zorlandığım çocuklarda kendi ihtiyaçlarımı gördüm. Böyle görmeye başladıkça rahatladım, onların armağanlarını görmeye yer açıldı içimde, sihir gibi.  Gün sonu çemberinde ise ne yaptığımı paylaştım onlarla, sormuşlardı zaten onlara bakıp bakıp yazarken. Ben paylaşırken coşkuluydum, onlar dinlerken ve sıranın kendilerine gelmesini beklerken. Çember  tamamlandığında, topluluk olarak başladığımız yerde değildik.

Sonrası ile ilgili ne düşünüyorum?
Bu çemberin verdiği ilhamla, her cuma gün sonu çemberini kutlama çemberine dönüştürmeye karar verdik. O haftanın armağanlarını paylaşıp haftayı tamamlamış olacağız. İlişkilerimize bu göze bakmak, çocukların paylaşımlarını duyacak olmak heyecan ve merak uyandırıyor bende.

Kendimi nasıl değerlendiriyorum?
Döneme başlamadan önce canım Özge ve Gülesra ile buluşmak, Çocukla Barış yolculuğumuza bakmak, hemen sonrasında Köyceğiz’de BBOM’cak  bir araya gelmek, kucaklaşmak üretme ve paylaşma hevesimi çok arttırdı.
Birlikte olsun, daim olsun.

.
.

16 Mayıs 2018 Çarşamba

Gülesra'nın Şefkatli Eğitmen Günlüğü 25. Hafta


                “İlişki temelli bir sınıfta, hem kendilerinin hem de başkalarının armağanlarının farkına varmaları için öğrencilere destek olunur. “Birbirine bağlar” ihtiyaçlarını karşılamaları için öğrencilerinize yardımcı olabilirsiniz. ..Herkesin ihtiyacının karşılamak için öğrenciler kendi armağanlarını vermenin ve başkalarının armağanlarını almanın yollarını ararlar.
Öğrencilerden armağanlarının bir listesini yapmalarını isteyin (bu listeyi yazarak veya çizerek yapabilirler). Sınıf arkadaşlarının bu konudaki fikirlerini alabilirler. Öğrencilerin armağanları ile ilgili farkındalıklarını artırmak için bu listeleri okuyabilir veya sınıfta görebilecekleri bir yere asabilirler.”

               Sınıf ortamında gün içerisinde onlarca karşılıklı bağları güçlendiren olaylar, hikayeler oluyor.
Akıştaki telaşe, ya da bu bağları güçlendiren olayların sıklığı, geribildirim ihmaline neden olabiliyor. Sınıf içinde bir kalemin paylaşımı, ders çalışırken doğalında akan destek halleri, yemek saatinde bir elmayı paylaşmak aslında birbirimize verdiğimiz armağanların somut hali. Ya da bağlarımızı güçlendiren bir hareket yaptığımızda karşı tarafın bir teşekkür etmesi yine kalbimize sunulan çok değerli armağanlardan. 

                 Bunları görünür kılmak, zaman zaman teşekkür etmenin güzelliğini hatırlatmak, bize iyi gelen anları yüksek sesle paylaşarak duyurmak kalbimize iyi geldiği kadar karşılıklı bu bağların güçlenmesi için büyük katkı sunuyor.
                  Çocuklarla paylaşırken ilk zamanlar bunun farkına varabilsinler diye Takdir-Teşekkür çemberleri yapıyorduk. Çocuklarla birlikte çemberde gün içerisinde bize iyi gelen bir hikayeyi paylaşıp, bize iyi hissettiren o hikayedeki kişiye teşekkür ediyorduk. Ya da çemberde yan tarafımızda oturan arkadaşımızın bize iyi gelen bir yönünü paylaşarak bu yönünü takdir ediyorduk. O çemberlerde kime hangi katkısından dolayı teşekkür edileceği merakla bekleniyordu. Gözler ışıl ışıl ve heyecenla paylaşımlar dinleniyordu. Yüzlerindeki gülümseme, gün içerisinde arkadaşlarının yaptıkları her şeyi hatırlama isteği çabası, hatırlamaya çalışırken birden fazla armağanın oluşunu fark etmeleri inanılmaz güzel ve heyecan vericiydi. Şimdilerde çemberleri bıraktık. Çünkü bu dil artık doğalında kendini göstermeye çoktan başlamıştı. Bazen dolapta derse hazırlık için uğraşırken sesler kulağıma geliyor :
-Dün bana matematikte yardım ettin ya bu tokayı sana getirdim.
-Top sıranı bana vermiştin teşekkür ederim.
-Arabuluculuğu çok iyi yapıyorsun. İyi ki sen olmuşsun.
Bunları duymak beni inanılmaz mutlu ediyor. Tabii her zaman bu kadar net cümleler ya da yolunda giden sınıf ortamı olmayabiliyor. Bir bakıyorsunuz ki gün içerisinde birbirleriyle olan bağlantıları o kadar kopuk ki, bırakın armağanları görebilmeyi birbirlerine zarar verdikleri bir ortama bile dönüşebiliyor. Genelde o zamanlarda da armağanlar bana yönelik oluyor :

-İyi ki bizim öğretmenimizsiniz. Bugün verdiğiniz dergi için teşekkürler. Çok mutlu oldum.
-Bize öğrettiğiniz şarkıyı çok sevdik. Teşekkürler. 

                    Birbirine armağan vermeyi somut örneklerle yazmış olsam da armağanı daha soyut olarak tanımlıyorum. Özellikle Marshall’ın Şiddetsiz İletişime dair  :“Gönülden vermeye dayalı bir iletişim.” tanımı benim için bu alınan-verilen armağanların yerini tutuyor. Gönül açıklığı, şefkat alanımızın genişliği insanın hem kendisine hem de karşısındakine verdiği ya da aldığı en değerli armağan gibi geliyor bana. Ve bu armağanın farkında olup paylaşan kişi de doğalında bağlayan ihtiyaçlarıyla bağlantısı çok güçlü oluyor.

                    Sonrası için şimdilerde bu dilin önemini defalarca kendime hatırlatıp, son zamanlarda ara verdiğimiz bu teşekkür ve takdir çemberlerini yeniden başlatmak istiyorum.
İletişimin, birbirimizi duymanın, duyulmanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladığım şu günlerde en büyük kutlama kendimize geliyor. Özge ve Özenç ile çıktığımız bu yolda sadece çocuklarla değil, kendi aramızda da bu dili yaşatma gayretimizi kutluyorum. Özenç’in bu hafta öğretmenler odasında söylediği benim de hep yazdığım ve her yazıp duyduğumda çok bağlantı kurduğum bu cümleyle bitirerek hepinize gönülden akan bir iletişimin olduğu haftalar diliyorum.

“Ah Gule! İletişim ne kadar da önemli. Birbirimizi duymak, anlamak, ihtiyaçlarımızı görmek. Şiddetsiz İletişim bir cevher. Biz bildiğin bir cevher taşıyoruz.”