27 Aralık 2018 Perşembe

İhtiyaç Kumbarası'nda Bu Ay : Aidiyet


Özenç'ten Kumbara'ya :
Aidiyet…
Çocuklarla aidiyet kavramı üzerine çalışmak, geçtiğimiz iki kavrama göre (bağlantı – güven) daha farklıydı benim için, nesnelerden ilişkilere geçişimiz zaman aldı.
Aidiyet deyince akıllarına gelen ilk kelimeler genelde sahip olmak ile ilgiliydi.
  • Benim kalemlerim bana ait.
  • Koyunlarımız bize ait.
  • Başka birine ait olan bir şeyi izinsiz almamalıyız.
  • Aidiyet,  sende olan şeylerdir.
Bu son cümle ile bağlantılı sorular sordum. Burada arkadaşlık ve ile bağları üzerine cevaplar geldi.
Karşılıklı bağlar, topluluk, sevgi, güven ihtiyaçlarını sık sık anarak bahsettik aidiyetten. Şöyle bir cümle geldi, birlikte olmak ve aidiyet ilişkisini konuşurken şunu ekledi: Birlikte olmaktan mutlu olduğumuz topluluklara aitiz, diğerlerine değil. Ben hala bunu düşünüyorum.

Ebeveyn Gözüyle Aidiyet 
Burcu’dan:

“Aidiyet... Doğumdan itibaren başlayan bir arayış. Belki ta anne karnından. Bilemiyoruz. Bildiklerimiz ışığında, loş ve sulu anne karnından aydınlık ve kupkuru yeryüzüne geçer geçmez bağ kuracak bir canlı arıyoruz hayata tutunmak, kaybolmamak için. Hâliyle ana oluyor bu ilk bağ ihtiyacının yöneldiği kaynak. Göbek bağından gönül bağına. Şanslıysak. Anamız oradaysa. Sadece fiziksel olarak değil, tüm varlığıyla bizi kabullenmeye, bizi duymaya, görmeye, hissetmeye açıksa... Ki değilse de bu anaların suçu değil. Kendimden biliyorum. Başına ne geleceğini bilmiyorsun ki o mini mini yavruyu içinden çıkarıp kollarının arasına aldığında. Seni neler bekliyor, ne sınavlar, geçmişinden gelen tüm hayaletler bir bir dikiliyor karşına, hiç beklemediğin anlarda, hiç ummadığın türlü biçimlerde. E o ilk güvenli bağlanma ihtiyacın karşılanmadıysa da, hikâyen ne olursa olsun tepkilerin benzer. Aranıp duruyorsun deli danalar gibi girdiğin her ortamda, okulda öğretmeninle başlayıp kurduğun tüm ilişkilerde aynı arayışın içinde dönüp duruyorsun dolap beygiri gibi. O ilk güvenli bağ = aidiyet. Önce ait olacaksın birine ki oradan kendini bulasın. Aidiyetin kişilerden, mekânlardan, nesnelerden bağımsız olduğunu algılayasın. Ah o ilk güvenli bağ... Olmadıysa da – ki pek azımız bu lükse sahip, araştırmalar öyle diyor – dünyanın sonu değil. Açık, yargısız, koşulsuz kabulle başka ilişkilerde filizlenip serpilebiliyor. Yine araştırmalar öyle diyor. İlkine güvenli bağlanma derken buna da kazanılmış güvenli bağlanma diyorlar*.
O hâlde kilit kelimeler: ilişki, bağlanma (bağlanma kuramı), koşulsuz kabul, güven, ihtiyaçların zamanında ve kararında karşılanması - yani aslında duyulmak, görülmek, hissedilmek ve bunu bilmek.
aidiyet... Doğumdan itibaren başlayan bir arayış. Belki ta anne karnından. Bilemiyoruz. Bildiklerimiz ışığında, loş ve sulu anne karnından aydınlık ve kupkuru yeryüzüne geçer geçmez bağ kuracak bir canlı arıyoruz hayata tutunmak, kaybolmamak için. Hâliyle ana oluyor bu ilk bağ ihtiyacının yöneldiği kaynak. Göbek bağından gönül bağına. Şanslıysak. Anamız oradaysa. Sadece fiziksel olarak değil, tüm varlığıyla bizi kabullenmeye, bizi duymaya, görmeye, hissetmeye açıksa... Ki değilse de bu anaların suçu değil. Kendimden biliyorum. Başına ne geleceğini bilmiyorsun ki o mini mini yavruyu içinden çıkarıp kollarının arasına aldığında. Seni neler bekliyor, ne sınavlar, geçmişinden gelen tüm hayaletler bir bir dikiliyor karşına, hiç beklemediğin anlarda, hiç ummadığın türlü biçimlerde. E o ilk güvenli bağlanma ihtiyacın karşılanmadıysa da, hikâyen ne olursa olsun tepkilerin benzer. Aranıp duruyorsun deli danalar gibi girdiğin her ortamda, okulda öğretmeninle başlayıp kurduğun tüm ilişkilerde aynı arayışın içinde dönüp duruyorsun dolap beygiri gibi. O ilk güvenli bağ = aidiyet. Önce ait olacaksın birine ki oradan kendini bulasın. Aidiyetin kişilerden, mekânlardan, nesnelerden bağımsız olduğunu algılayasın. Ah o ilk güvenli bağ... Olmadıysa da – ki pek azımız bu lükse sahip, araştırmalar öyle diyor – dünyanın sonu değil. Açık, yargısız, koşulsuz kabulle başka ilişkilerde filizlenip serpilebiliyor. Yine araştırmalar öyle diyor. İlkine güvenli bağlanma derken buna da kazanılmış güvenli bağlanma diyorlar*.
O hâlde kilit kelimeler: ilişki, bağlanma (bağlanma kuramı), koşulsuz kabul, güven, ihtiyaçların zamanında ve kararında karşılanması - yani aslında duyulmak, görülmek, hissedilmek ve bunu bilmek.”

*Nilüfer’in 2016’daki bir yazısı bağlanma meselesini çok güzel özetliyor. Link bu. Altına da kopyalıyorum. Çünkü bu mektupta dursun istiyorum. Benim için düğümü çözen mevzu “Bağlanma Kuramı” oldu zira.

“Bağlanma Kuramı ve Aidiyet” diye arama yaptığımda rast geldiğim siteler (eminim daha fazlası da vardır, bunlar ilk anda bulabildiklerim. İlki Türkçe, diğerleri İngilizce):

Burcu.

25 Aralık 2018 Salı

Özge'nin Şefkatli Eğitmen Günlüğü Aralık II


Sura Hart ne diyor?

Eğlence ve oyun temel insani ihtiyaçlardır, dinlenecek vakit bulamayan öğretmenler için bile. Eğlence/oyun ihtiyacınızı karşılamak için ne yapıyorsunuz?  Yaptığınız şeyleri düzenli mi yapıyorsunuz? Bir yerden başlamak ister misiniz?
Öğrencilerimizin duygu ve düşüncelerinin bizim için önemli olduğunu bilmelerini istiyorsak, onları dinlemek ve görüşlerini dikkate almak için zaman ayıralım. Günlüğünüze not alın: Öğrencilerinizi düzenli olarak dinlemek için zaman ayırıyor musunuz?

Ben ne düşünüyorum?
Geçen yıl Marshall Rosenberg’in “Oyun olmayan hiçbir şeyi yapma.” sözüyle başladığımı hatırlıyorum bu haftaki günlüğe. Hayatımın her alanına yıldızlı harflerle başlık atmak istediğim bu cümleyi geçtiğimiz hafta Şiddetsiz İletişim Temel Eğitim Programı’nın kapanış çemberinde tekrar ettim. Haftasonu boyunca konumuz “empati”ydi. Ve biz No-Fault Zone oyunu ile empati aldık verdik. Bağlarımız güçlendi, fark ettik. Kartlar dizildi önüme, kartlar eksildi. İçimi kasıp kavuran bir konu yavaş yavaş yumuşadı içimde. Hem de bir masa oyununda. O konu üzerine düşünüp kendime ricalarda bulunmak benim için ateş hattıyken, oyun oynarken keyifli bir yolculuğa dönüştü. “Yaşasın oyunun gücü!” dedim.

Çocuklarla nasıl paylaşıyorum?
Bu haftaki günlüğün devamında gelen “öğrencilerinizin görüşlerini dikkate almak için zaman ayıralım” önerisi ise oyun ve eğlenceyle yakından ilişkili.
Çamtepe’deki çocuklar 6 - 6 buçuk yaşında. Geçtiğimiz yıl oyunun yerinin değerini uzun uzun yazmıştım. Bu yıl da çocukların duygu ve düşüncelerine yer açtığım zamanlarda defterime not aldıklarım “oyun/eğlence” ile yakından ilişkili oluyor.
Serbest oyun zamanları çocukların en önemsediği aralıklardan. Benim de uzaktan bile dahil olsam keşifler yaptığım fırsat alanı. Geçtiğimiz günlerde çocuklar çook uzun bir dal parçası buldular oyun esnasında. Onu birlikte taşıyabilmek için türlü denemeler yaptılar. Ormanın bir ucundan avluya kadar işbirliğiyle taşıdılar. Yani onlar öyle dedi en azından :) O büyük dal parçası bir salıncak oldu ancak zeytine yaslayana kadar en az yedi sekiz kez plan değişti. Minik hesaplamalarla en iyi yaylanma noktasını keşfettiler. Sonra dalın zeytin ağacına zarar verdiğini fark ettiler. Planlar değişti, avludan çim alana inme kaydırağı oldu. Yine eğimin kusursuz noktasına göre hesaplamalar.
Aralarında diyalogların aktığı, planlar yapıldığı anları keyifle paylaşıyorum çocuklarla. Kendi planımı esnetmeye çalışıyorum böyle anlarda. Çünkü görüyorum ki oyun ve eğlence ihtiyaçların mihenk taşı ömrün her anında.  

Sonrası ile ilgili ne düşünüyorum?
Tesadüf bu ya, bu haftaki günlüğü yazacağım sırada bir araştırma yapıyordum. Karşıma International Play Association çıktı. Uluslararası Oyun Derneği İskandinavya’da kurulmuş bir sivil toplum örgütü. 50’den fazla ülkede aktif grupları ve üyeleri var. Biri de Türkiye. http://www.ipaturkiye.org/ adresinden faaliyetlere ulaşılabilir.
http://ipaworld.org/resources/ adresinden ise pek çok kaynağa ulaşılabilir. Ben şimdiden kurcalamaya başladım. İncelemeye devam edeceğim. Pek çok oyun örneği, etkinlik var çocuk hakları, oyun bağlamında.


Kendimi nasıl değerlendiriyorum?
Oyun ve eğlencenin hayatımda yerini fark ettikçe daha değer veriyorum. Düzenli yapma çabam yaratıcılığı da hareketlendiriyor, beni tazeliyor.
Bir de yetişkinlerle oyun oynama isteğim var zaman zaman, doğada. Onu da hayal köşesine bırakıyorum.

18 Aralık 2018 Salı

Özenç'in Şefkatli Eğitmen Günlüğü Aralık II


Sura Hart ne diyor?
Eğlence ve oyun temel insani ihtiyaçlardır, dinlenecek vakit bulamayan öğretmenler için bile. Eğlence/oyun ihtiyacınızı karşılamak için ne yapıyorsunuz?  Yaptığınız şeyleri düzenli mi yapıyorsunuz? Bir yerden başlamak ister misiniz?
Öğrencilerimizin düşünce ve duygularının bizim için önemli olduğunu bilmelerini istiyorsak, onları dinlemek ve görüşlerini dikkate almak için zaman ayıralım. Günlüğünüze not alın: Öğrencilerinizi düzenli olarak dinlemek için zaman ayırıyor musunuz?

Ben ne düşünüyorum?
Bayılırım oyuna, eğlenceye, sınıflardan ve öğretmen odasından kahkahalar yükselmesine! Ben Sura’nın girişini basit ve etkili buldum. Başta temel insani ihtiyaç demeye gerek var mı ki, herhalde yani diyecek olsam da, bu girişin deneyimle süzülerek buraya yerleştirildiğini anladım. Hakim çocuk algısının da etkisiyle yaş ve oyun oynama arasında bir ters orantı varmış gibi yaşanıyor. Bu ders programlarına da yansımış durumda,  sınıf sayısı arttıkça, serbest etkinlik ve oyun saati azalıyor. Kendi okul yıllarımı hatırladığımda, oyun yetişkin tarafından bitirilen ya da bir an önce bitirilmesi gerektiği sıklıkla söylenen bir şeydi, birlikte oynadığımızı pek hatırlamam. Hafızamda yer eden azıcık birlikte oyun oynama deneyimlerimizde de aramızda eşdeğer bir ilişki yoktu, oyunun amiri oluverirdi öğretmen. Niyetinin oyunun selametini sağlamak olduğu her halinden anlaşılırdı. Çünkü oyun oynayanlar,  gerçekten oynayanların halini iyi bilirler. Yazarken tekrar fark ediyorum, niyet hemen anlaşılan bir şey, hele ki çocuklar tarafından.

Oyun ve eğlenceyi tenefüse (ki yetmesi imkansız)  ya da derslere  sıkıştırmaya  çalışmadığımız bir akış özlüyorum. Bunu hayata geçirmeye çalışıyorum. Hayatta her şey iç içe, hele ki oyun ve eğlenceden bahsediyorsak ne kadar spontan. Birlikte eğlenerek yaşayalım ve öğrenelim istiyorum, dersler, tenefüsler öyle aksın, gitsin. Sura’nın düzenli yapıyor musunuz sorusunu da yine çok anlamlı buluyorum. Sınıfta duygusal ve fiziksel güvenliği inşa etmede rutinlerin öneminden sıklıkla bahsetmiştik. Oyun ve eğlence için de birlikte olduğumuz grubun ilgi ve ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak, çocuklara danışarak ya da onlarla birlikte bir rutin oluşturmanın önemli olduğunu deneyimliyorum.  Bununla birlikte oyunbazlık ve yaratıcılık da hep bizimle olsun. Bu iki kelimeyi yan yana kullanmışken aklıma bu konu ileilgili derinlemesine düşündürecek bir kitap geldi: Ayrıntı Yayınları'ndan çıkan ‘’Oyun, Oyunbazlık, Yaratıcılık ve İnovasyon'' (Patrick Bateson, Paul Martin) 

Rutinde birlikte eğlenmeyi deneyimledikçe, akış da daha eğlenceli olacaktır.
Sonrasında ise dinleme ve görüş almadan bahsetmiş. Bu haftaki konuların çocuk hakları ve katılımı ile ne çok bağlantısı var. Katılımcı ve barışçıl bir sınıf niyetimiz varsa, bu iki kavram anahtar niteliğinde. Söylemeden geçemeyeceğim, bu aslında tüm niyetlerden bağımsız, çocuğun hakkı, bizim ise sorumluluğumuz. Gününün ve dolayısıyla hayatının çok önemli bir kısmını okulda geçiren çocuğun, kendini ilgilendiren konularda karar verebilmesi, görüşlerini paylaşması dolayısıyla dinlenmesi için zemin hazırlamak bizim sorumluluğumuz. Açıkçası buranın altını çizmek yetişkin olarak bana iyi geliyor, içimi rahatlatıyor, netleştiriyor. Ve biliyorum ki okula gelebilen her çocuk, görüş bildirebilir. Yolları, yöntemleri tekleştirmeyelim yeter ki.

Çocuklarla nasıl paylaşıyorum?
Oyun ve eğlence ile ilgili kendi grubumu gözlemlediğimde okula geldiği ilk zamanlarda harekete ihtiyaç duyduklarını fark ettim. Ben sınıfa girerken de ilk anlar çok kaotik geliyordu bana. Girer girmez üst üste binen sesler, bana yönelen bedenler ve hoşnutsuz ben. Daha ilk dakikada.

Hoşnutsuzluğumu paylaştım çocuklarla ve onlara nasıl bir başlangıç istediklerini sordum.
-        

            Sabah sporu yapalım.
-          Şarkı açıp dans edelim.
-          Selamlaşalım.
-          Şarkı söyleyelim.

Bence çok makul istekler(olmayabilirdi tabi, olmasaydı tekrar konuşulurdu.) ben de böyle bir araya gelmeyi istiyordum. O nedenle sabah çemberimize şöyle düzenlemeler yaptık. Ben sınıfa gelip yerleştiğimde, işbölümündeki çember kolaylaştırıcısı, hepimizi çembere çağırıyor. Sınıfta yere çizili olan çembere geçiyoruz. Ben kalimbayı alıp, çalmaya başladığımda hepimiz çember şarkımızı söylemeye başlıyoruz. Şarkı bitince söz nesnesi  hepimizi teker teker dolaşıyor ve güne başlarken paylaşmak istediklerimizi söylüyoruz. Sonrasında çember kolaylaştırıcımız ortaya geçiyor ve bize sabah sporu hareketlerimizi yaptırıyor. Birkaç hareket var ki, herkes içten içe onu bekliyor. Eller belde, belimizi daire şeklinde çevirdik mi kahkahalar patlamaya başlıyor. Ah diyorum, birlikte eğlenmek bazen ne kolay! Sonrasında  kalimba tekrar çıkıyor ve çember kapanış şarkısını söylüyoruz ve bitiriyoruz.  Bayıldığımız bir rutin, sanki her sabah ilk kez yapıyormuşuz gibi coşkulu, bununla birlikte gün geçtikçe geçişleri kolay, akışa dönüşen.

Sonrası ile ilgili ne düşünüyorum?
Dansın hala çok canlı bir istek olduğunu görüyorum. Onu direk çembere eklememiştik, şarkı ve spor dans ihtiyacını da karşılar diye düşünmüştüm açıkçası ama öyle olmadı. Sınıfa girdiğimde sınıfta öbek öbek dans eden, halay çeken çocuklar görüyorum, bahçede de öyle.
Birlikte dans edebileceğimiz bir zaman planlamayı düşünüyorum.

Kendimi nasıl değerlendiriyorum?
Bu ara o kadar içimi ısıtan, bazen gözümü dolduran bazen de olduğum yerde zıp zıp zıplatan geribildirimler aldım ki!

Hevesimi, üretkenliğimi, çabamı kutluyorum.











12 Aralık 2018 Çarşamba

Özge'nin Şefkatli Eğitmen Günlüğü Aralık I

Sura Hart ne diyor?
Evrensel insan ihtiyaçlarından biri kendinin ve başkalarının iyiliğine katkıda bulunmaktır.  
Bir eğitimci olarak her gün bir sürü katkıda bulunuyorsunuz. Bazen öğrencilerinizin sahip oldukları potansiyele ulaşma becerilerini geliştirme konusunda en çok işe yarayan katkılar, görünüşte en küçük olanlardır.
Bununla birlikte yaptığınız her şey, bir ihtiyaç karşılama çabasıdır.
Öğrenme ihtiyacınızı karşılamak için, biraz zaman ayırıp hata adını verdiğiniz şeylere bir bakın. Kendinizi yargılamak yerine, yapmış olduğunuz şeyi yaptığınızda hangi ihtiyacınızı karşılamaya çalıştığınızı belirleyin.


Sonra da, eylemlerinizle karşılanmamış olan ihtiyaçlarınızı belirleyin.
Daha fazla ihtiyacınızı karşılamak için farklı yapabileceğiniz bir şey var mıydı?
Bu farkındalık sizin için yeni bir öğrenmeye vesile oldu mu?


Ben ne düşünüyorum?
...potansiyele ulaşma becerilerini geliştirme konusunda en çok işe yarayan katkılar, görünüşte en küçük olanlardır.” Günlükler sayesinde bu küçücük katkılar artık daha görünür gözümde. “Kutlama” girdikçe hayatıma, yerleştikçe dilime kolaylaşıyor bu süreç sanki. Çocukların potansiyellerini görebilmek için onları daha yakından tanımaya çalışmak en güzel keşif, onların kendilerini tanımaya yol açmak ise ne büyük bir katkı. Ve her gün yapmaya çalıştığım şeylerin yolunun hep buraya çıktığını görüyorum şimdi.
Çocuklarla nasıl paylaşıyorum?
Çocukları tanıma yolculuğu her an bambaşka coğrafyalardan geçen bir trenin penceresinden bakmak gibi. Muazzam bir çeşitlilik. Birlikte olduğum bu küçücük grupta bile her gün başka bir hal görüyorum pencereden. Bu çeşitlilik hayatlarını zenginleştirmek adına ufak tefek birçok imkan sağlıyor. Ki öğretmenlik dediğimiz şey de böyle böyle kıymetli oluyor bence.
Bu küçük katkı, “bir bitkiyi büyütmek adına neler gerektiğini paylaşmak”, “örgü örmeye başlamak için yünleri nasıl birbirinin üzerinden geçirdiğimiz”, “ormandaki geziyi hikaye kitabı yapabilmek için bazı harflerin nasıl yazıldığı”, “bir süreç bitiminde çembere oturup kutlamaları sıralamak”,”getirdiğin meyveyi paylaşmanın güzelliğini anlatmak”, “merak ettiği canlılarla ilgili resimler bulup getirmek” gibi pek çok şey olabilir. Yazdıkça canlandı gözümde Çamtepe’de anlar. (Ki bunu daha önce yazmadım sanırım, bir yılı geçti bunun gibi pek çok anı www.instagram.com/camtepedean sayfasında biriktiriyorum kısa kısa. Dilerim bu da sizin hayatınıza katkı koyar, ilham olur:)
Sonrası ile ilgili neler düşünüyorum?
Bu küçük anları gözler önüne serdim ancak Sura devam ediyor: “...yaptığınız her şey, bir ihtiyaç karşılama çabasıdır.” Yargılamanın sularına çok kolay varıyorum. Boğulacak gibi oluyor insan suçlamanın kollarında. “Bunlara daha sık eğileceğim” dedim, “not tutacağım” dedim. Ancak yine sözümü tutmadım. Bile bile altını çizdim bu cümlenin. Yine yapamadım, sözümü tutamadım diyorum. Mini çakallar iş başında. Artık ihtiyaçlarıma daha kolay dokunur haldeyim, çok da şiddetli fırçalamıyorum kendimi ancak böyle de masum görünen bir cümlede bile neler geçiyor.
Çocuklarla birlikteyken de yapamadığımı düşünerek kendimi yargıladığım pek çok şey var. Bakıyorum neye ihtiyacım var? Özen, destek, anlayış arıyorum. İlham almayı çok özlüyorum. Tek başıma çalıştığım için yalnız hissediyorum bazen.
Kendimi nasıl değerlendiriyorum?
Ve fark ediyorum kilometrelerce uzaktan Özenç ve Gülesra ile hala dolu dolu bir süreç paylaşıyorum. Aradığım işbirliği, bağlantı, destek onlarla can buluyor hayatımda Çocukla Barış’la.




4 Aralık 2018 Salı

Özenç'in Şefkatli Eğitmen Günlüğü Aralık I

Sura Hart ne diyor?
Evrensel insan ihtiyaçlarından biri kendinin ve başkalarının iyiliğine katkıda bulunmaktır.  
Bir eğitimci olarak her gün  bir sürü katkıda bulunuyorsunuz. Bazen öğrencilerinizin sahip
oldukları potansiyele ulaşma becerilerini geliştirme konusunda en çok işe yarayan katkılar,
görünüşte en küçük olanlardır.
Bununla birlikte yaptığınız her şey, bir ihtiyaç karşılama çabasıdır.
Öğrenme ihtiyacınızı karşılamak için, biraz zaman ayırıp hata adını verdiğiniz şeylere bir bakın.
Kendinizi fırçalamak yerine, yapmış olduğunuz şeyi yaptığınızda hangi ihtiyacınızı karşılamaya
çalıştığınızı belirleyin.
Sonra da, eylemlerinizle karşılanmamış olan ihtiyaçlarınızı belirleyin.
Daha fazla ihtiyacınızı karşılamak için farklı yapabileceğiniz bir şey var mıydı?

Bu farkındalık sizin için yeni bir öğrenmeye vesile oldu mu?

Ben ne düşünüyorum?
Üzerine çokça şey yazılabilecek bir içerik benim için. Ancak en çok içimde dönen, görünüşte küçük
olan katkıların en çok işe yarayanlar olduğu. Geçtiğimiz hafta İhtiyaç Kumbarası’nda Güven vardı.
O vesileyle çocuklarla tekrar çalışma fırsatı buldum. Bu blogda da sıkça bahsettiğimiz sınıfta duygusal
güvenliği sağlama ile ilgili neler keşfedeceğim, çocuklarda güven duygusu nasıl yaşıyor diye bir
merakla başladım ve duyduklarım beni epey şaşırttı. Çok kısaca özetlersem, sevmek güvenmek
ile neredeyse aynı anlamda, güvenmemek de korkmak ile.
Çocuk diyor ki, sev. Sadece sev, sevildiğimi bileyim. Bu neredeyse tüm çocuklarımın altını çizdiği
bağlantı bana, çok işe yarayan katkının küçük, basit olduğu sözünü hatırlattı. Bazen çok kafa yorarak,
çok düşünerek buradan uzaklaşabildiğimi fark ettim, içimde bir soru yaşatmaya karar verdim:
‘’Bunun daha basit bir yolu olabilir mi?’’  

Çocuklarla nasıl paylaşıyorum?
Çocuklarla paylaşmaya geçmeden önce, BBOM Modeli Geliştirme üzerine çemberde birlikte
çalıştığım bir arkadaşım, katıldığı bir eğitimdeki uygulamadan aldığı ilhamı paylaşmıştı,
bunun neye hizmet edebileceği üzerine konuşurken, ortaya ‘Dilek Çocuğu’ dediğimiz bir sınıf rutini çıktı.
Şöyle ki her gün bir çocuk, sabahtan dilek çocuğu olduğunu bilecek, o gün onun dileklerini hayata
geçirmek için daha çok çaba sarf edeceğiz.
Önceden böylesi uygulamalar pek içime sinmezdi, hepimizin birbirine doğal olarak yapmasını
istediğimiz şeylerin sırası, listesi mi olur derdim ancak, uzunca bir süredir çember deneyimi olan
bir topluluk için böylesi bir kaygı epey azalıyor. Bununla birlikte kalabalık sınıflarda, hızlı gün
akışlarında ‘’görülmeyen, duyulmayan’’ bir çocuk kalma ihtimalini azaltıyor, hem de çok basit bir şekilde.
Sanki her gün bir başkasının doğum günüymüş gibi.
Çocukların geribildirimleri neler?
Çocuklar tahminimden daha çok sahiplendi bu rutinimizi. Çemberde ilk gelen sorulardan biri:
‘’Bugünün dilek çocuğu kim?’’ Kendisinin de illa ki olacağını bilmekten emin olmanın rahatlığı
ile geliyor bu sorular, seviniyorum.
Diğer sınıflara gidip, ‘’Siz de yapın, biz çok seviyoruz.’’ diyorlar, yine seviniyorum.
Sonrası ile ilgili neler düşünüyorum?
Gün sonu çemberinde sözlü olarak kendini ifade eden dilek çocuğu, bir kısa günce tutsa ne güzel
olur diye düşünüyorum. Tüm sınıfın elinin deyeceği bir defter, aklımda bu var, umarım yapabiliriz.
Kendimi nasıl değerlendiriyorum?

Yazarken düşündüm, bu yazıda hem İhtiyaç Kumbarası’na, hem BBOM Model Geliştirme
çemberlerine atıfta bulundum. Yaptığım, emek koyduğum her işin birleşip akıvermesini kutluyorum!

29 Kasım 2018 Perşembe

İhtiyaç Kumbarası'nda Bu Ay : Güven / Güvenlik


Gülesra'dan Kumbara'ya :

Uzun bir aradan sonra merhaba.
Günlüklerime ara verdiğim bu yıla, ihtiyaç kumbaramıza attığımız GÜVEN ihtiyacıyla başlamak istedim. Sura Hart pasajları boyunca duygusal güvenlikten tutun da fiziksel güvenliğe kadar, güven in sınıfta hem öğretmende hem çocuklarda nasıl yaşayabileceğini ucundan kıyısından değiniyor. Geçen yıl sınıf deneyimlerimize göz attığımda kendi hazırlık sürecimizde güvenlikli alan oluşturmak için uzun bir emek koyup, sürekliliğini korumak içn onlarca çalışma yaptığımızı görüyorum.

 Neydi peki benim için sınıfta bir güvenlikli alan ?


     Çocukların kendilerinin yargılanmadan dinlenildiklerinden emin oldukları yerdi.
      Duygularının ve ihtiyaçlarının göz ardı edilmeyeceği yerdi.

        Bunları hayata geçirebilmek için öncelikle bağlantıyı kurmak ve ardından eşit güç ilişkisi kurarak karşılıklı gönülden akışı sağlamak. Tüm bunları yeniden hatırlarken belleğim daha da eski tarihlere giderek 2016 yılında  katıldığım IIT programına gitti. IIT Şiddetsiz İletişimin Uluslararası yoğunlaştırılmış eğitim programı. Farklı ülkelerden, kültürlerden katılmış olan ve barış diline inançla, bu kültürleri bir arada tutan inanılmaz bir program. Ben de bu programa katılan o 60 şanslı kişiden biriydim. Belleğim o tarihlere giderken aslında bir şükranla gidiyordu. Çünkü bugün yaptıklarımın ve inandıklarımın temeli o programda atıldı. Şiddetsiz İletişime  olan inancım oradaki kendi yolculuğuma olan inanışımla başladı. Şimdi sınıfa kadar taşıdığım bu yolculukta yol arkadaşlığı yapmış olduğum, tanımaktan ve bana kattıklarından ayrı ayrı onur duyduğum o topluluğa Çocukla Barış adına bir mesaj yolluyorum. J

"Güven sizin içinizde nasıl yaşıyor ve çocukluğunuza gittiğinizde güven sizin için nasıl bir yerdeydi?"

Gelen cevapları ve “Güven” ihtiyacını buraya bırakarak gelecek ay “Aidiyet” ihtiyacıyla buluşmak dileğiyle diyorum.

Deniz Spatar : Güven ve Güvenlik ihtiyacı benim içimde biraz farklılar. Güven , benim için güvenlikten daha büyük daha geniş bir yer. Güvenlik ihtiyacı ise canlı hayatın, gezegenin sürdürülebilirliğine duyduğum güvenle birlikte olan bir yer. Sınıfta güvenliğe dair çocukluğumdan hatırladığım şey; ben kızılay koluydum ve okulda hep bir saldırı oluyordu. Ve kızılay kolu olduğum için diğer çocuklarla daha çok temas ediyordum. Düşen, yaralanan, tentürdiyor sürmek vs gibi şeyler oluyordu. Ve çok sık bitleniyordum. Kimseye söyleyemiyordum. Çok utanıyordum. Sağlık ve hijyen ihtiyacımın karşılanmadığı o bir iki yıl kadar sıkıntı yaşadım.Bu da  beni zorladı çünkü ayıptır denirdi. Utanırdım. Keşke hem zor durumda yani bunu alan çocukların gözetile bildiği hem de almayan çocukların güvenlik içinde yaşayabileceği sınıf ortamları yaratabilseydik. Ama benim çocukluğumda maalesef bu olamadı. Çok sık bitlendim. Çok sık olduğu için de çok sık utandım.

Bahar Aykaç : Güven konusu bu hafta benim de kendi içimde çalıştığım bir konu. Bu yüzden çağrını almak, aramızdaki uyumu ve es zamanliligi görmek beni şaşırttı ve çok iyi geldi. Grupta fazla alan kaplamaktan çekinerek de olsa dahil olmak istedim. Çocukluğumda kendimi tanırken, davranislarim ve kendimi ifademde ebeveynlerim, öğretmenlerim veya abla/abilerim ile göz goze gelmek benim icin güveni, onayı, rehberliği hissettiğim bir bağlantıydı. Hata da yapsam kabul görüp görmediğimi büyüklerin gözlerinde ölçerdim. Birşey demeseler de gözlerinden anlardım.. buna evet mi buna hayır mi.. Bu çoğunlukla duygu durumum ile de ilgili olurdu. E doğal olarak onaylanmayan ve beğenilmeyen bir sürü duygu da geldi gitti.. Bazısına kabul vardı, bazısına yoktu.. Şimdi geri baktığımda kendimle iliskimin de o gözler gibi olduğunu görüyorum. İyi ki de şefkati, kabulü çalışıyorum. Artık o gözlerde ne olursa olsun kabul, destek, rehberlik ve şefkat var ♥



Hasibe Akın : 
Çocukluğumdan beri doğada olmak beni güvende hissettiriyor. Güvenlik benim içimde özgürlük ile birlikte yaşıyor. Öz'ümün gürlediği yerlerde güvendeyim. Bugün iş arasında bahçemde topladıklarımla şunu yapmıştım, fotoğraftakini.Yaparken bile güven yavaş yavaş yerleşti kuruldu köşesine... İçimdeki çocuk ile oynadım bugün biraz. Üzerine yazın denk geldi. Sana ve çocuklarına da dokunması dileğiyle. 

Şirvan Atakan : Benim için de güven/güvenlik, yalnız olmadığımı bilmekle ilgili bir şey. çocukken de böyleydi ve kısa aralıklarla ülke değiştirdiğim için çok yalnız kaldım. hayatta her şey olabiliyor, telefonun ucunda bana alo diyecek biri olduğu sürece güvendeyim.

Gülen Gündüz Yılmaz :
 Bu soru benim işime yaradı. Bayağı bir tefekkür oldu bana. Çok teşekkür ediyorum.
 Güven ihtiyacı, benim içimde korku duygusu ile bağlantılı.
 Göğsümde sıkışma, nefesimi tutma, bedenimde bunları duyumsadığımda, bu bana güven ihtiyacımı hatırlatıyor. (Tabii ki, bu duyumsamalar başka ihtiyaçlara da işaret edebiliyor.)
 Ben hafiften kambur dururum. Çocukken güven ihtiyacımı karşılayamadığımda, nefesimi tuttuğum için… Şimdi bunları yazarken de nefesimi tuttuğumu fark ettim. Derin bir nefes verdim.
 Hayatımın bu evresinde de, güven ihtiyacımı karşılamak (ya da karşılayamamak:)) bayağı bir odağımda. Çünkü daha çok insana ulaşma gibi bir olaya girdim. Sosyal medyadaki birtakım temaslardan tetiklenip duruyorum. 
 Ve o anlarda da hop çocukluğuma geri dönü veriyorum. Güven ihtiyacını karşılamak için büyüklerine muhtaç olan, büyüklerinden o ihtiyacı karşılayamayan, o yüzden de erken büyümüş o çocuğa… 
 İçimdeki çocuğun güven ihtiyacını karşılamak, çocukken öğrendiğim şekilde nefesimi tutup, o korku duygusunu bastırmamak… Korkuyu ihtiyacıma ulaşan bir elçi olarak duyabilmek… 
 Zorlanıyorum, bazen daha kolay oluyor, bazen iyice zor. Bedenimin farkında olduğumda ihtiyaçla daha kolay bağlantıya geçiyorum. O zaman karşılıyorum bir şekilde ihtiyacımı. Bazen kocama sarılmak, bazen bir dosta telefon açmak, bazen Yerdeniz ilk kitabı okumak… 

Hımm… Çocukken de kitap okuyarak güven ihtiyacımı karşılıyormuşum, şimdi fark ettim.

Özenç'ten Kumbara'ya :


                        Güven; benim içimde pek çok halimi etkileyen bir ihtiyaç. Kendimi ifade edebilmem, potansiyelimi fark etmem ve açığa çıkarabilmem, bağlantı kurabilmem için önemli bir ön koşul gibi. Güven geliştikçe de sevgi, şefkat, işbirliği, huzur geliyor beraberinde, rahatlıyorum.
Güven derken,  duygusal güvenliğimi ifade ediyorum. Güvenmeyi, daha çok güvenebilmeyi, anlaşmalarımıza güvenebilmeyi… 
                      Güvensizlik ile korku, iç içe benim için. Güvenemediğimde kendime, birine, bir ortama korkuyorum. İlk hissim korkmak oluyor.
Çocuklarla birlikteyken, sınıfta güveni sağlamaya çalışmak ilk işlerimden biri oluyor çünkü güven ihtiyacının önemini en çok kendimden biliyorum. Güveni sağlamak bir süreç ve sorumluluk hepimizin ama başlamak, ifade etmek, güveni geliştirici adımlar atmanın öncelikle benim  işim olduğunu düşünüyorum.
                       Çocuklarla güven üzerine sohbet ettiğimizde ise güveni sevgiyle çok ilişkilendirdiklerini fark ettim. Güvende hissettikleri yerler ve güvendikleri kişiler, sevdikleri ile aynı. Bu ilişkinin çocuklarda bu kadar güçlü olduğunu bilmek yeni bakış açıları oluşturdu bende. Diğer paylaşımları ise şu şekilde:

Güven senin için ne demek?

-          -Söylediklerimizin doğru olması
-          -arkadaşıma sır verdiğimde saklaması
-          -sınıf anlaşmamıza uymak
-          -verdiğimiz sözü tutmak
-           -arkadaşımız düştüğünde ona yardım edip, ihtiyacını sormam

                                                                           Kendilerini giderek daha iyi ifade edebilmelerini kutlayarak..


Özge'den Kumbara'ya :


"Güven" yeryüzünün her köşesinde en önemli ihtiyaçlardan biri bana kalırsa. Hem duygusal açıdan aradaki güveni sağlamak hem de ortama dair alınması gereken güvenlik önlemlerini çocuklarla birlikte konuşup karar vermek daha katılımcı bir ortamın oluşmasını sağlıyor gözümde.
 
Güven/güvenlik bağlamında birlikte karar aldığımızda hem çocukların bu sınırlara ve anlaşmaya uygun hareket ettiğini, hem de yeni bir durumda bana güvendiklerini görüyorum. Örneğin ormanda "sınırımız buraya kadar, devamı çok dik ve bizim için güvenli değil" dediğimde birbirimize olan güven zorlanmadan hareket etmemizi sağlıyor.


Fiziksel ortamlarımızda güveni birlikte sağlamaktan sorumluyken, ilişkilerimizde ve bulunduğumuz ortamlarda da güveni yaşatmaya çalışıyorum. Birbirimiz arasında bağlantıyı güçlendirebilmek için güveni pekiştirmenin önemine inanıyorum. Güvenin ön koşulu gibi duruyor orada “bağlantı”. Bunun için de ortam ve kişiler arası açık iletişimin önemli olduğunu düşünüyorum. Bir de sevgi elbette…

Çocuklarla “Güven sizin için nedir, kendinizi nerede güvende hissediyorsunuz, nerede güvensiz…?” gibi sorular sorduğum bir çember yaptık. Konuştuklarımızı resimledi çocuklar ve şunlar döküldü ortaya:

“İstanbul’da yoldan karşıya geçerken güvende hissetmiyorum hiç. Arabalar çok fazla ve hızlı.”
“Çamtepe’de güvende hissediyorum kendimi.”
“Tuvalete yalnız giderken güvensiz hissediyorum, korkuyorum.”
“Annem ve kuzenim beni çok güvende hissettiriyor. Onların yanında mutluyum.”
“Kendimi şu an burada çok güvende hissediyorum.”
“Annemle yattığım zaman güvende hissediyorum, ancak su içmek için kalktığım ve yere bastığım an korkuyor güvensiz hissediyorum.”
“Yatağımda korkuyorum, altında bir canavar varmış gibi geliyor benim de. Güvende hissetmiyorum o zaman.”
“Okulumda tanımadığım bir öğretmen olsaydı güvende hissetmezdim. Seni baştan tanımıyordum, o zaman güvende hissetmiyordum. Annemden ayrılmak istemiyordum. Senin yanında da güvendeyim.”
“Anneme sarılınca güvendeyim”  


Çocukların güveni, güvenli ortamı sevgiyle; güvensizliği ve güvensiz ortamları korkuyla ilişkilendirdiğini gördüm yaptığımız çalışmalarda. Her birinin temelinde yatan ihtiyaç ise; bağlantı, sıcaklık, iletişim, şefkat...


Peki Sura Hart ne demiş?:
“Öğrencilerin güvende oldukları ve güvenebildikleri yerde öğretmenler de şefkat ve derinlemesine öğrenmenin tohumlarını bulacaktır.
Sınıfta güvenli alan ve güven tesisi için harcanan zaman, eğitimcilerin en çok arzuladığı şey olan derinlemesine öğrenmenin yeşerdiği şefkatli öğrenme topluluğunu yaratabilir.

Öğrencilerinizle birlikte, herkes için güvenlik ve güvenin önemini keşfedin. Bu süreç, tarihsel bir bağlamda gerçekleştirilebilir - dünyanın her bir parçasında yaşayan bütün insanlar için eskiden nasıl bir önem taşıyordu, şimdi hala nasıl bir önem taşıyor. Veya günümüz bağlamına taşınabilir ve bugünün olaylarında keşfedilebilir güvenlik ve güvenin önemi.

Grup anlaşmanızın ne kadar iyi işleyip işlemediğini birlikte değerlendirmek için önceliğiniz bu olsun. Sınıfın tüm üyelerinin güvenliğini ve güven duygusunu daha iyi desteklemek için bu keşfi sürdürüp geliştirin.”