29 Ocak 2020 Çarşamba

Kendinle, Çocuklarla, Öğretmenlikle ve Yeryüzü ile Bağlantı

Bu ay Barış Kütüphanesi listelerimize yeni bir seri ile devam ediyoruz. Çocukla barış yolculuğumuzda “barış”ın kendimizle başlayan ve ilişkilerimizde halka halka yayılan bir konu olduğunu gördük. Bu halkaları destekleyecek araçları paylaşmaya, yazılarımızda bunlara yer açmaya çabaladık.

Empati de hayatımızda böyle bir yere dokunuyor. Empatiyi kendimizle, yakın ilişkiler kurduğumuz kişilerle, çocuklarla, yeryüzüyle yaşattığımızda da “barış”ı besliyoruz. Yolumuza yeni taşlar döşüyor, bastığımız yeri güçlendiriyoruz.


Empati, kendimize ve çevremize verebileceğimiz en güzel armağan. Kas gibi ne kadar çalıştırırsak o kadar güçleneceğini düşünüyoruz. Bu listelerde de kendimizle, çocuklarla, öğretmenliğimizle, yeryüzüyle bağlantımızı güçlendirecek araçlara yer veriyoruz.

1) Meditasyon
Sanatla Farkındalığa Ulaşmak İçin 25 Ders
Yazan: Christophe Andre
Çeviren: Hasan Can Utku
Pegasus Yayınları

Kendimizle bağlantımızı güçlendirebilmek için herkesin seçmiş olduğu çeşitli yollar var. Meditasyon da bunlardan biri. Ancak bunu hiç deneyimlemeyen biri için nefesine odaklanmak, farkına varmak zor olabilir. Bu kitap zihnimize, bedenimize yapması gerekenleri dayatmadan yol gösteriyor ve fark ettiriyor.
Bunu yapma şekli ise sanatsal tablolara yakından bakarak çözümlemeler yapmak. Metin oldukça akıcı,
Duygularına bir alan tanımak
Var olanı anlamak ve kabullenmek
Zihnin hapishanelerinden kurtulmak gibi ilgi çekici bölümler yer alıyor.
İnsanın kendiyle kalmak istediği zamanlarda, resimler eşliğinde anlamlı farkındalıklar yaratıyor.

2) Öğretmenimin Gizli Hayatı
Yazan: Alp Gökalp
Resimleyen: Ayşe Deniz Şahin
Nesin Yayınevi
Bir çocuk soruyor:
“Öğretmenim onu görmediğim zamanlarda neler yapar acaba? Ne yer ne içer? Ne mutlu eder onu en çok? Nelere üzülür? Nelerden korkar? Nereye gider tatillerde? Arkadaşlarıyla neler yapar? Ah, ona sormak istediğim o kadar çok soru var ki…”

Çocukken büyük merak konusu… Öğretmenim aslında nasıl biri? Kitap boyunca bu sorulara esprili cevaplarla kolajlar görüyoruz.
Bir de kendi öğretmenliğinizi düşünün. Birlikte olduğunuz çocuklar bu sorulara ne der?
Ve biz merak ediyor muyuz çocukların kendi yaşamlarını, evde neler yaptıklarını?
“Empatiden bir önceki durak; merak” başlıklı bir atölye açmıştık geçtiğimiz yıl, öğretmenle çocuğun ilişkisi, merakla empatinin ilişkisi kadar yakın birbirine..
Bu kitabı hem öğretmen olarak sevebilir hem de çocuklarla paylaşırken merak duygunuzu tazeleyip empatinin yolunu açabilirsiniz.

3) Bütün-Beyinli Çocuk
Yazan: Daniel J. Siegel, Tina Payne Bryson
Çeviren: Handan Ünlü Haktanır
Koridor Yayınevi

Kalplerimizle bağlantı kurmanın bir yolu da beyin...Kalp ve beyin birlikte dengeli bir bütün ve her ikisini de bilmek, anlamaya çalışmak dengeli bir bağlantı kurmamızı kolaylaştırıyor.

Bu kitap da, çocukların gelişen beynini tanımak, anlamak için bilgiler, stratejiler ve çok tanıdık örnek olaylar içeren bir kaynak. Bütün-beyinli çocuk, daha çok ebeveyne konuşan bir kitap, ancak biz öğretmenlerin de çokça faydalanacağını düşünüyoruz. Beynin yapısını tanımak ve bağlantı kurabileceğimiz yolları bu bilgilerle çeşitlendirebilmek çocuklarla ilişkileri rahatlatır, ''daha nasıl anlatabilirim ki, bir türlü olmuyor'' denilen yerleri giderek azaltır.

Bilimsel bilgilerin hayata transferini kolaylaştıran ''Neler Yapabilirsiniz?'' bölümü ve yaşlara göre ayrılan strateji tabloları kitabın sık altı çizili yerlerinden, buradaki çeşitlilik kendi deneyimlerinizi gözden geçirmeyi sağlıyor ve daha güçlü bir bağlantı için ilham oluyor. On iki stratejiyi buraya koyuyoruz, çok daha fazlası kitapta...

Çocuğunuzla bağ kurun ve onu yeniden yönlendirin: Duygu dalgaları üzerinde sörf yapmak
Sorunu halletmek için sıkıntının adını koyun: Güçlü duyguları yatıştırmak için hikaye anlatma
Hangisini devreye sokmalı veya sokmamalı: Beynin üst katına (üst beyne) hitap etmek
Onu kullanın veya kaybedin: Beynin üst katını (üst beyni) çalıştırmak
Hareket ettirin veya kaybedin: Aklı kaçırmamak için bedeni hareket ettirmek
Çocuğunuza aklın uzaktan kumandasını kullandırın: Anıları yeniden canlandırmak
Çocuğunuza hatırlatmayı hatırlayın: Yeniden hatırlamayı ailenizin günlük hayatının bir parçası yapmak
Duygu bulutlarının geçip gitmesine izin verin: Çocuklarınıza duyguların gelip geçici olduğunu öğretmek
Eleme yapın: İçimizde neler olup bittiğine dikkat etmek
Çocuğunuzun akıl gözünü çalıştırın: Ana istasyona geri dönmek
Aile içi eğlence faktörünü geliştirin: Birbirinizden keyif almanın önemini vurgulamak 
Çatışmaları bağ kurmak için kullanın: Çocuğunuza “biz” sözcüğünü hatırda tutarak tartışmayı öğretmek


4) Tohumun Hikayesi
Yazan: Vandana Shiva
Çeviren: Ayşe Caner
Yeni İnsan Yayınevi

Tohum, yeryüzüyle bağlantımızı ona olan bakışımızı değiştirecek boyu küçük, etkisi büyük olay. Yaşamın, canlılığın özü.
“Tohumun Hikayesi, küçüklere tohumun ne olduğunu, onu nasıl korumamız gerektiğini sadeleştirilmiş bir dille anlatırken, büyüklere ise tohuma sahip çıkma ve gelecek kuşaklara onun kıymetini anlatıp aktarma görevini veriyor. “Tohumları korumak ve çoğaltmak, onları değerli bir miras olarak çocuklarımıza, torunlarımıza bırakmak ve özgürce değiş tokuş etmek insanların en temel hakkı ve yaşam güvencesidir.” diyor Vandana Shiva. Bu kitap, herkesi yaşanılabilir bir dünya için ufak da olsa katkı yapmaya ve çözüm bulmaya davet ediyor.”
Kitabın büyük, küçük herkese ilham olacak bir yanı, rengarenk özenle resmedilmiş sayfaları var. Yeryüzüyle bağımız için tohumun hikayesine ortak olmak gerek.


Bağlantımızın kendimizden başlayarak halka halka büyümesi umuduyla...












23 Ocak 2020 Perşembe

Barışçıl Bir Sınıf İçin Empati - Özenç

Bu ay Güncel Yazılar Öğretmen Köyü’nden dostlarımız ile yapmış olduğumuz İhtiyaç Kumbarası paylaşımları ile devam ediyor. Bu buluşmaları yaparken, köyümüz dışında nasıl paylaşacağımızı düşünüyorduk, içimize sinen yol bu oldu. Umarız ilham olur bir ekranda kafa kafaya verip konuştuklarımız...

Eşdeğerlilik ve Güven/Güvenlik'ten sonra sonuncu buluşmamızın konusu Empati.
Buluşma öncesi bu ihtiyaç ile ilgili notlarımı okudum, kitaplarımı karıştırdım, bizi bu seriyi yapmaya götüren hayalimizi gözümün önüne getirdim, biraz da onun sayfalarını çevirdim.

Empatiyi ''sempati ile arasındaki farklar, karşındakinin yerine koyma, ya senin başına gelseydi'' gibi cümlelerin ezberinden çıkarıp, onu algılamamı değiştiren, içimde ve ilişkilerimdeki güzelliğiyle buluşmamı sağlayan Marshall Rosenberg'in tanımını hatırlatarak başladım.
''Empatik bağlantı, diğer kişideki güzelliği, enerjiyi ve içinde canlı olan hayatı görmemiz, yürekten anlamamızdır. Onunla aynı duygulara sahip olmamız gerektiği anlamına gelmez, diğer kişi ile beraber olduğumuz anlamına gelir. Bu nitelikteki bir anlayış, bir insanın diğerine verebileceği en değerli armağandır: O andaki mevcudiyetimiz.''

Mevcudiyetimizi sunmak için buluştuğumuz bir akşam için birbirimizle ve üzerine konuşacaklarımız ile bağlantımızı güçlendiren bu girişten sonra, içimizde nasıl var olduğunu, yokluğunun hissettirdiklerini konuştuk, empatinin kendi içimide hangi ihtiyaçlarla kol kola olduğuna baktık. Duymak/duyulmak, saygı, kabul en sık paylaşılanlardı. Önceki haftalardaki eşdeğerlilik ve güven de her birimizin ifadesinde yerini buldu. Hepsi birlikte, birbirinin içinde... 

Devamında bu ihtiyacı karşılamak için sınıflarımızda neler yaptığımızı konuştuk. Kısa bir özetini ekleyecek olursam,

- Öncelikle kendi içimizde bu bağlantıyı kurmaya çalışmak, günlük akış içerisinde çok az bir zaman da olsa kendimize ayırıp, o an kendi duygu ihtiyaçlarımız ile bağlantı kurmak, yanımızda duygu ihtiyaç listesi bulundurmak

- Bir arkadaşımız ile düzenli olarak birbirimizi dinleyip, halimizi paylaştığımız empatik bağlantılar kurmak

- Duygu ve ihtiyaç kartları yardımı ile çember yapmak, her buluşmada bir duygu ya da ihtiyacı ele alarak bağlantı kurmalarını sağlamak, dağarcığı genişletmek

- Duyma ve duyulma üzerine özellikle çalışmak, duyulmadığında öfkelenenler için, o haldeyken neler yapabileceklerini listeleyip asmak, görünür kılmak, gerektiğinde onu hatırlatmak

- Çocukların empati algısını anlamak için sorular sormak ve onlardan gelenlerle bir çalışma planı çıkarmak

- Bir anlaşmazlık durumunda kendilerini nasıl ifade edebilecekleri üzerine çalışmak
- Empati konulu kitaplar okumak, filmler izlemek ve üzerine konuşmak
- Üzerine çalışılan her hangi bir metinde ''bu karakter ne hissediyor olabilir, sizce onun neye ihtiyacı var?'' gibi sorular sormak 


Yaklaşık bir saatlik buluşmada, bambaşka yerlerde biriktirdiğimiz hikayeler dökülüverdi buraya. 

Empati yapmaktan empati olmaya giden yollarımız birlikte olsun.






15 Ocak 2020 Çarşamba

Barışçıl Bir Sınıf İçin Güven/Güvenlik - Özge

Bu ay Güncel Yazılar’da Öğretmen Köyü’nden dostlarımızda yapmış olduğumuz İhtiyaç Kumbarası buluşmalarına yer veriyoruz. 
Kendi aramızda kolaylaştırıcılığını paylaştığımız 3 buluşmalık bu seri ile öğrenme ortamlarında yeşertmeye çalıştığımız, önümüzdeki planlarda “bunu öğretmenlerle konuşsak iyi olur” dediğimiz 3 ihtiyaca yer verdik. Burada benim payıma düşen güven/güvenlik oldu.
Çamtepe’de çocuklarla geçirmiş olduğum 2 yılın sonunda ilişkilerde güven, ortamda güvenlik konularında canlı pek çok örnek vardı içimde. 

Buluşmamıza bu ihtiyaçla ilişki kurduğum, bağlantımızı kolaylaştıracak bir metinle başlamak istediğimde elim Victor Ananias’ın Yaşam Dönüşümdür kitabına gitti. 

“Sanırım sınırsız güvenlik içinde olma arzusu kendi içimizdeki özgürlüğü kaybettiğimiz,özümüzdeki yaşamsal güçten, yaradılışımızdan uzaklaştığımız zaman sarıyor her tarafımızı. Arada bir belki de şöyle bir durup en güvenli noktanın tam da içinde olduğumuz an olduğunu hatırlamamıza fırsat tanımak gerek.”

Victor’un “güvenlik üzerine…” başlıklı yazısından bir parçayı paylaştıktan sonra güven/güvenlik ihtiyacının (Bu ikisini ayırıp ayırmama konusunda aramızda uzun uzun konuştuk. İkisi de farklı anlamlara gelirken, öğrenme ortamlarında birlikte düşünmemizin bizi daha zenginleştireceğine karar verdik) içimizde nasıl yaşadığını paylaştık. Bu ihtiyaçları karşıladığımızda neler oluyor? Yoksunluğu ne hissettiriyor? 
Bunu konuşurken kendiliğinden başka ihtiyaçlar sıralandı. Her biri bizi kendimize ve birbirimize bağlayan zincir gibi. 
Sıradaki turda ise ekrana ihtiyaç listesini yansıtıp bir süre baktık. İçimizde aradık: Güven/güvenlik ihtiyacımı karşılarken karşılanan diğer 3 ihtiyacım ne? turumuzda
bağlantı, kabul, aidiyet, alan, iletişim, dayanışma, şefkat gibi ihtiyaçlar döküldü. 

Kendi deneyimlerime bakıyorum: güven inşa edebilmek için çocuklarla ve aileleriyle kurduğum ilişkide aradığım içten bir bağlantı, şeffaflık, iletişim kurabileceğimiz bir alan.
Güvenliği sağlayabilmek için eşdeğerliliği önüme alıp düşündüğüm, Çamtepe’nin her alanında işbirliği yaptığımız zamanlar geliyor aklıma. 

Sıradaki turda bu ihtiyaçlar sınıflarımızda, öğrenme ortamlarımızda nasıl yaşıyor diye sorduğumuzda duyduklarımızdan bazıları: 
-“Öğretmen”dim, kolaylaştırıcı olmaya çalışıyorum. Kabulun varlığında çocukların rahatladığını görüyorum. Eşdeğerli bir şekilde var olmadıkça hiçbirimiz güvende hissedemiyoruz.
-Koruyucu güç uygulamam gereken zamanlar olabilir, öncelikle aramızda güveni inşa etmeye çalışıyorum. Bu bağlantı ve aidiyet ile var oluyor.
-Daha güçlü nasıl bağlantı kurarım sorusunu soruyorum ve bunun yollarını arıyorum. -
-Rutinler, ortam düzenleyiciler ve tutarlılık sınıfta hayatımı kolaylaştırıyor.
-Fiziksel özelliklere dikkat ediyorum, orada şeffafca ortaya çıkıyor. Birbirimizi gözettikçe güven var oluyor. Bu çok temel bir şey, olmuyorsa ilerleyemiyoruz.

Sınıflarımızda bu ihtiyacı karşılamak için izlemiş olduğumuz yolları, seçtiğimiz stratejileri paylaştığımızda birbirimizden beslenmenin keyfiyle tamamladık buluşmamızı. Bu turda ise güven/güvenliği inşa edebilmek için; 
-Kendi kişisel deneyimlerimi paylaşmak, şeffaflaşmak
-Çocuk hakları üzerine çalışmalar yapmak, felsefi soruşturmalar yapma,
-Geribildirime alan açma ve rutinler
-Sormak ve saygı duymak
-Anlaşmalar yapmak


gibi adımlar duyduk. İhtiyaç Kumbarası online yollarla buluşmalar gerçekleştirdiğimiz, ihtiyaçlar üzerine derinleştiğimiz bir alan olmuşken dileriz yan yana, can cana kumbara buluşmaları yapma fırsatları yaratırız, birlikte. 


8 Ocak 2020 Çarşamba

Barışçıl Bir Sınıf için Eşdeğerlilik - Gülesra



         Çocukla Barış olarak geçtiğimiz yıl her ay Marshall Rosenberg’in Şiddetsiz İletişim yönteminde yer verdiği evrensel ihtiyaçların güzelliğinde buluşmak adına BBOM Öğretmen Köyümüze davette bulunmuştuk. Öğrenme ortamları için olmazsa olmaz dediğimiz temel 7 ihtiyaç üzerine, online bir araya gelerek  konuşmuş ve içimizde yaşadığı enerjisiyle bağlantı kurmuştuk. (Baknz: İHTİYAÇ KUMBARASI )  

        Çok keyif aldığımız, köyle bağlantımızın güçlendiği ve ihtiyaçlarımızla derinleştiğimiz bu buluşmaları bu yıl da biraz dönüştürerek devam etmeye Çocukla Barış yaz buluşmamızda niyet etmiştik. Bu defa, belirlediğimiz 3 ihtiyaç ile geçtiğimiz ay yola koyulduk. Her ihtiyaç için birimizin moderasyon yaptığı bu buluşmaları Eşdeğerlilik ile başlayıp Güven-Güvenlik ve  Empati ile de tamamlamış olduk. İhtiyaç Kumbaramız  köyümüzden gelen deneyimlerle de tıngırdarken bize de bu buluşmalara vesile olan 3 temel ihtiyaç üzerine paylaşımlar yapmak düştü. 



Eşdeğerlilik ihtiyacının kendi içinde yaşadığı hali,çocuklarla olan bağlantısında nasıl yaşadığını ve bu ihtiyacı hayata geçirmek için sınıf içinde hayata geçirdiği stratejileri paylaşan sevgili İhtiyaç Kumbarası gönüllülerine şükranlar…

Eşdeğerlilik

Bedenimin kendini rahat hissettiği bir pozisyonda (ayak tabanlarımın toprağı hissettiği, bacaklarım ve kollarımın rahatlıkla kendini bıraktığı ) gözlerimi kapatarak derin bir nefes alıyorum öncelikle. Nefesimi verirken bedenimin rahatlığına kulak kesiliyorum. Biraz bu halime odaklandıktan sonra kendime şu soruyu yöneltiyorum: “Eşdeğerlilik ihtiyacı benim içimde nasıl yaşıyor?”

Bu soruyu sorarken hep CNVC Eğitmeni Deniz Spatar’ın sözleri yankılanıyor kulağımda : “Yalnızca insan olduğumuz için eşdeğerde olduğumuz gerçeğini kabul etmek ve yaşamak… Her anlamda eşit olmasak da, eşdeğerde olduğumuzu derinden bilme hali.”
 Bu sözler aslında tam da içimde yaşayan haline tercüman oluyor. Dönüp çocuklarla olan ilişkime baktığımda onlarla aramda olan yaşa, deneyime, yetişkin olma hali gibi eşit olmayan  durumların  kabulü içinde eşdeğerli olmaya dair koyduğum niyete gidiyor aklım. Karşılıklı birbirimizi duymamıza, öğrenme ortamını birlikte şekillendirmemize, tüm sınıfı ilgilendiren konularda birlikte karar almamıza, her çocuğun tek ve biricik oluşuna, imtiyazların verdiği konforu güç olarak kullanmayışımıza açılıyor kapı.
Bunu hayata geçirebilmek için de kendilerini rahatlıkla ifade edebileceği alanlar ile  mekanizmaları çoğaltmak, yetişkin olmanın getirdiği bazı imtiyazlı halleri şeffaflıkla paylaşmak, çocukları birey olarak kabul etmek, eşdeğerliliğe katkı koyacak şekilde sınıfı fiziksel olarak düzenlemek, hepimizin farklı olduğunu bilerek eşdeğerli olmanın kıymetliliğine vurgu yapan masallar okumak-canlandırmak ve  bunun üzerine konuşmak hayata geçirmeye çalıştığım temel stratejiler oluyor.  


KUMBARADA BİRİKENLER

Sınıfta Eşdeğerlilik İhtiyacı için Hayata Geçirdiğim Stratejiler :

·         Çember
  • Soru sormak -Bağlantı kurup netleşmek
  • Fiziksel olarak benzer olmak - Oturuyorsa oturmak vb
  • Aynı düzlemde oturmak
  • Öğretmen masasını kaldırıp sıralara oturmak
  • Su içme, tuvalet izinleri gibi temel ihtiyaçların izin olmadan karşılanmasına vurgu yapmak.
  • kendime hatırlatıcılar yazmak -ses kontrolü vb
  • Günün değerlendirmesini yaparak eşdeğerliik ile ilgili notlar almak.
  • Çalışma arkadaşlarımla eşdeğerlik üzerine paylaşımlar yapmak, onlardan geribildirim istemek
  • Okulda herhangi bir yere gitmek istediğinde izin alması yerine, mekanların görsellerini çekip, sınıfta herkesin gittiği yeri mandallaması, dönünce kaldırması.
  • Çocuklara yaptığım eylemlere karşı kendime : “Bu yaptığını bir yetişkine yapar mıydın?” sorusunu sormak
  • Sınıf güncesi tutmak, gün sonunda birbirimizle paylaşmak.
  • Kendilerini ifade için daha çok alan yaratmak.
  • Gündem panoları oluşturmak
  • Güvenliği sağlamak
  • Empati kurmak
  • Gücü birlikte  kullanma stratejilerini düşünmek
  • Koruyucu gücü kullandığında şeffaflaştırmak

Stratejilerin bolluğuna şükran diyerek…

25 Aralık 2019 Çarşamba

Çocuk ve Mekan

Bu ay Çocukla Barış’ta Güncel Yazılar bölümünde konumuz “Çocuk ve Mekan”dı. Üç hafta boyunca yazılarımızda çocuklarla paylaştığımız öğrenme ortamlarında çocukların mekanla kurduğu ilişkiye, bunların katılımla ve çocukların ihtiyaçlarıyla bağlantısına, kendi çocukluğumuzda mekanların bizim için anlamına, öğretmen olarak özlemini duyduğumuz sınıf ve oyun ortamlarına daha yakından baktık. 
Çocuk ve mekan konusu yazılarla gündemimize girmişken Barış Kütüphanesi için de bir liste yapmak istedik. İçerisinde mekan algımıza fark yaklaşımlar, çocuklarla okurken keyif alabileceğimiz hikayeler, konu ile ilgili araştırmacılar, çekilmiş kısa filmler var. 


Niyetimiz çocuklarla paylaştığımız alanlara bir de “mekan” odağında, çocukların ihtiyaçlarına nasıl karşılık geldiği konusunda yaklaşmak. Konuya küçük bir giriş niteliğinde olan bu listenin devamının gelmesini ümit ediyoruz. Sizlere de ilham olması dileğiyle...


1)Gölge 
Resimleyen: Suzy Lee
Meav Yayıncılık
Önceki listelerimizde yer vermiş olduğumuz Dalga adlı kitabın yazarından yine sessiz bir yolculukla karşı karşıyayız. Bir depoda başlayan kitap türlü maceralarla devam ediyor. “Gölge” sayesinde. Ormanlar, kurtlar… Çocuğun başından geçenler bir “yemek hazır” sesiyle sona eriyor ve “klik”. Hala depodayız. Eşyalar üst üste ancak küçük kızın hayalgücüyle bambaşka diyarlara bir yolculuk oluyor. 
Mekana bu gözle bakmak, yaratıcılığı beslemek için iyi bir araç. Çok basit öğelerle çocuklarla kendinize inanılmaz dünyalar oluşturabilirsiniz. Hayalgücüyle birlikte mekanlar sınırsız. 


2)Ada
Yazan ve Resimleyen: Mark Janessen
Can Çocuk Yayınları
Ada, kocaman baskısıyla bir rüya gibi. Çocuklukta “ev” dediğiniz yeri hatırlayın. Duvarları, penceresi, bahçesi, çatısı... Denizin üzerinde geçen bu hikayede mekan olarak bir kulübe görsek de, çevresinde gelişen olaylar çok farklı. Kutup ayılarının gezdiği, kuşların göç ettiği, balıkların dans ettiği bir yer. Sophie’nin babası ve köpeğiyle bir adanın üzerinde geçirdiği günler yeryüzünün uçsuz bucaksız çeşitliliğini hatırlatıyor. 

En çok vakit geçirdiğimiz mekan; ev, yuva. Bir deniz kaplumbağasının üzerinde olduğunu düşünün. Nasıl hissettirirdi bu? Hareketli mi gelir di, kuşku mu uyandırırdı, özgür mü hissettirirdi? 

Bu sıcacık öykü gibi başka kitaplarını da bizimle paylaşan Can Çocuk’a buradan teşekkür ederiz.


3)Kırmızı Ringa
Yazan:Gonzalo Moure
Resimleyen:Alicia Varela
Sarıgaga Yayıncılık
Kırmızı Ringa bugüne kadar gördüklerimizden farklı bir kitap kurgusu yaratıyor. Art arda sıralanan illüstrasyonlarda kalabalık bir park alanı görüyoruz. Sayfalar ilerledikçe hikayeler gelişiyor. Aynı parkta yaşanan ancak sadece senin gördüğün hikayeleri okumak içinse yayınevi bir e-mail adresi bırakmış kitabın sayfalarına. Devamında kendi gördükleri hikayeleri yazmışlar. 
Bizim bu listede Kırmızı Ringa’ya yer verme sebebimiz ise yine mekana farklı bir bakış açısı sunmak. Parkta geçen zaman boyunca neler olduğunu incelediğinizde insanların mekanla kurduğu ilişkiye yakından bakabilirsiniz. Bir ağaç biri için yaslanıp kitap okuma yeri, biri için saklanma şekli. Çocukların oyun bahçesindeki halleri, açık alanların birbirini tanımayan insanları bir araya getirme şekli. Biz yazılarımızda çocuk parklarının güvenliği, çocuklar için uygun olma kriterlerini incelemişken sizler çocuklarla kitap boyunca neler olduğuna birlikte bakıp değerlendirebilir, üzerine hikayeler yazabilirsiniz. 


4)Taşradan Öyküler
Yazan ve Resimleyen:Shaun Tan
Desen Yayınları 
Çocuk ve Mekan konusunda yazacakken aklımıza gelen ilk isimlerden bir oldu Shaun Tan. Çünkü yarattığı mekanlar fantastik öğelerle çocuklarla dünyamızı zenginleştirdi bugüne dek. 
Yazı serimizde ve birazdan göreceğiniz video ve belgesellerde çocukların mekanla ilişkisine bir bakış, mekanları çocuk dostu bir hale getirebilmek için de öneriler var.
Paylaşmış olduğumuz çocuk kitaplarında ise amacımız çocukların hayal gücünü besleyen, mekan odaklı konuştuğumuzda farkına varacakları pek çok noktanın olduğu örnekler var. 
Taşradan Öyküler’de gündelik yaşamın ayrıntıları Shaun Tan’ın kendi özgü üslubuyla büyülü bir gerçeklikte kaleme alınmış. 


Bizim listeye alma sebebimiz ise farklı tekniklerdeki çizimleri. Örneğin “Eric”. O ufacık boyuyla evdeki eşyalar ona nasıl görünüyor olabilir, mekanı sizce nasıl algılar kendi gözlerinden?
“Hiçbir ülke” ve “Dal parçaları”... Her biri hayal gücümüzün sınırlarını zorluyor. Evlerin avlularına, ağaçların dallarına bakış açımızı değiştiriyor. 
5) Mekanda Adalet Ve Çocuk
Yayın : Beyond.İstanbul
Mekanda Adalet Derneği'nin yayını olan Beyond.İstanbul‘un 2. sayısı olarak çıkan bu çalışma bizi çocuk ve mekanla ilgili derinlikli düşünmeye sevk ediyor. Çocukların çocukluk deneyimlerini etkileyen mekanı, hak temelli bir yaklaşımla yeniden ele alan bir çalışma. Kitap bize, çocukların ilişkide olduğu; mahalle,sokak, sınıf, köy, park gibi mekanların çocuğun insan hakları temelinde nasıl yapılandırılabileceğine dair fikir verirken “her çocuğun çocukluk hakkı”nı ele alarak adil, katılımcı, doğayla barışık bir mekanı Türkiye’deki deneyimlerle aktarıyor.   
6) 95 cm: Mega Kentin Mini Yurttaşları
Bu belgesel film de Mekanda Adalet Derneği’nden, sürdürdükleri çocuk çalışmaları kapsamında, sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşama hakkını İstanbul’un farklı yerlerinde dört çocuğun gözünden anlayıp anlatmayı amaçlayan bir çalışma. Çocuğun gözünden derken, gerçek anlamıyla, 95 cm’den.
Hazırlanması yaklaşık iki yıl süren 95 cm için bir de youtube kanalı açmışlar. Burada fragmanların dışında, fikir verebilecek kısa videolar mevcut.
MAD, ürettiği filmleri kültürel üretim olmalarının yanında pedagojik araçlar olarak da gördüğünü ifade ediyor ve ebeveynler, öğretmenler ve yerel yönetimler tarafından çocuklarla birlikte daha adil kentler inşaası için bir eğitim ve tartışma aracı olarak kullanılmasını amaçlıyor. 


7) Kent ve Çocuk: Çocuk ve çocukluğa odaklanan şehircilik girişimi

Bu konuda biraz daha fikir sahibi olmak isteyenler için bir sunum var sırada. Kent ve Çocuk Girişimi’nden Gizem Kıygı ve Başak İncekara’nın MSGSÜ Şehir ve Bölge Planlama bölümü tarafından düzenlenen bu seminerde, çocuk ve çocukluğa odaklanan şehircilik için neler yaptıklarından uzun uzun, somut örneklerle bahsediyorlar. Özellikle çocuklarla yaptıkları atölyelerin görsel ve videoları ile, çocuk ve yetişkinlerin mekanı algılama biçiminin farklarına ve bunun nedenlerine değindiği paylaşımlar, atıfta bulunduğu kaynaklar ilham verici. Derinleşmek isteyeni iyi sorularla karşılaştıran ekibin emeklerine müteşekkiriz.


8) Katil Parklar 
Yazan : Ömer Kanıpak
Bu defa kitap yerine bir yazının künyesini yazmak istedik. İstanbul Art News’in Aralık 2014 sayısında yayınlanan bu yazı, park ve oyun alanlarını tarihsel bir bakışla inceleyerek oyun alanlarının yetişkin algısıyla  2. Dünya Savaşı'ndan günümüze nasıl dönüştüğünü anlatıyor. Bir mimarın Van Eyck‘in

“Oyun Alanları ve Kent” kitabından da ilham alarak yazdığı bu yazı, bize de ilham vererek çocukların oyun alanlarına dair yaratıcılık ve hayal gücü çerçevesinde yeniden düşünmemizi sağlıyor. 

18 Aralık 2019 Çarşamba

Çocuk ve Mekan - Özenç


Çocuk ve mekan…Yazmak için bu konuyu seçtiğimizde heyecanlandığımı hatırlıyorum. Mekan üzerine düşünmek, mekan üzerine çocuklarla çalışmak sınıf ve okul ölçeğinde bir süredir deneyimlediğim alanlar. Baktığımda Çocukla Barış'a konu olmuş her kavram ile o kadar bağlantılı ki: Duygu ve ihtiyaçlar, güven ve güvenlik, çocuk algısı ve hakları, çocuk katılımı, birlikte yaşam, barış… Her birinin içinde var, her biri onunla var. Çocukların bizden, bizim sesimizden, sözümüzden, belki de özenle hazırladığımız planlarımızdan önce buluştuğu yer sınıflar. Acaba bir mekan olarak sınıf ne diyor çocuklara?

Bu sorunun cevabını kendi çocukluğumda aradığımda,
  •          Arka arkaya dizilmiş ağır sıralar: Fazla hareket etmeyin, mümkünse durun. Birbirinize değil, öğretmeninize bakın.
  •         Öğretmen masası: Buraya uzaklığın, değerinle doğru orantılı, buraya yakın olmayı haketmeye çalış.
  •          Panolar: Belirli gün ve haftalar vardır, bunları sen belirleyemezsin, onlar belirlidir. Yazman için yazının güzel olması gerekir.
  •          Tahta: Sadece öğretmen yanına çağırdığında yazman için, ne yazacağını bilmeyene, ona giden yol bir ömür gelebilir. Tenefüste yazarsan da anca boyunun yettiği yere kadar.
  •           Matbuu sınıf kuralları: Kim olursan ol, bu kurallar aynıdır. Uymazsan, uyumsuzsundur.
  •          Boy kilo grafiği: Gelişimin ile ilgili önemsenen şey, sayılarla ölçülenlerdir.


Mekan genel olarak bunları söylüyor bana. Tabii ki, sınıfta olanları sıralamaya devam edebilirim ama olanlar kadar, olmayanların da ifade ettiklerine bakmak istiyorum. Ne özlüyordum sınıfta?

  •           Biraz boşluk, biraz alan: Hareket edebilirsin, oynayabilirsin.
  •           Halı: Ayakkabısız bir alan, biraz sıcaklık isteyebilirsin.
  •           Benim taşıyabileceğim sıra/masalar: İhtiyaçlarına göre değişiklik yapabilirsin, varlığın bu sınıfta bir şeyleri değiştirebilir.
  •           Minder: Daha rahat olmak isteyebilirsin.
  •           Boyuma uygun yazabileceğim tahta ya da pano: Kendini ifade edebilirsin.
  •           İzin almayı beklemediğim ve seçme hakkına sahip olduğum bir kitaplık: Keşfedebilirsin, merak ettiklerinle ilgilenmek senin hakkın.


      Pek tabii ki, burası da devam eder ancak niyetimi ifade edebildiğimi düşünüyorum. Sınıflar konuşur, içinde olanlar ve olmayanlarla. Hem de her gün, neredeyse günün yarısı kadar, bir çocuğun hafızası kadar.
Sınıflarımıza, çocuklarla paylaştığımız mekanlara bir de bu gözle bakıp, kendimize soralım derim: Biz ne söylemek istiyoruz çocuklara?



10 Aralık 2019 Salı

Çocuk ve Mekan - Özge

Çocukla Barış yolculuğu ilk zamanlar benim için ikiye ayrılıyordu. İlk yolda kendi deneyimlerim üzerinden gidiyor, günlüklerle kendimi gözlemliyordum. İkinci yolda ise çocuklarla çalışanlara kaynaklar sunmak, birlikte buluşmalar yapmak, paylaşmak için biriktiriyordum. 
Sonrasında baktım ki yollar birbirine çıkıyor, blogun başında da yazdığı gibi barışın kendisi bir yol oluyor. Bu yıl yazmaya başladığımız “Güncel Yazılar”ın böyle bir etkisi oldu bende. Bu ay yazacaklarım da kendi çocukluğumdan geçen yollara uğrayacak. Gülesra’nın başlattığı Çocuk ve Mekan serisine devam ediyorum ben de.


“Çocukluk” dendiği an mekanlara giriyorum çıkıyorum zihnimde. Çocuk gözümle neredeyim, kokusu, rengi, boyutları anılarda yerini almış. (Yıllar sonra Meraklı Kedi İlkokulu’nda çocuklarla bir film izledim, biriktirdiğim anılara ve mekanlara dair her şey netleştir sanki. Filmin adı Ters Yüz (Inside Out) hatırla(t)mak için iliştiriyorum kenara.)
Dünya Çocuk Günü yazımda “gözlerinizi kapatıp bir anınızı hatırlayın, çocukluğunuzda sık sık gittiğiniz bir yer” demiştim. Çocuklukta doğaya açılan kapıları hatırlayarak. Şimdi dilerseniz bir nefeslenip girmiş olduğunuz ilk sınıfı, ilk okulu hatırlayın. Hatırlayabilmek için anı çekmecelerini yavaş yavaş karıştırmak gerek. Neler kalmış hatırınızda? Hangi duygular canlandı günlerinizi geçirdiğiniz bu mekanı hatırlayınca?


Çocuklara dair bir hayalin peşinden gittiğimde çaldığım ilk kapı: kendi çocukluğum. Ben zihnimden silinmeyen anasınıfımı düşündüğümde çocuklarla nasıl bir mekan paylaşmak istediğim konusunda daha kolay netleşiyorum. 6 yaşında bir çocuk, her gün o kapıdan giriyor. İlkokulun tüm su borularının geçtiği, kışın harıl harıl yanan kazan dairesinin yanında bir sınıf. Hoşuma giden şey “patiklerimiz”. Halıyla kaplı sınıf, evde hissettiriyor. Daha sonra hiçbir sınıfımda bu sıcaklığı bulamıyorum. Büyük dilimlerden oluşan masalar yan yana geldiğinde çember oluşturarak grup çalışması yapmamızı sağlıyor. Ancak çok ağır ve hantallar. 
Durdukça zihnimde canlanıyor; mekanın orada geçirdiğim zamana, oynadığım oyunlara, duygularıma olan etkisi en belirleyici faktörlerden. Bu hafta Öğretmen Köyümüze açtığımız İhtiyaç Kumbarası’nda konuştuğumuz “eşdeğerlilik” ihtiyacı şunu fark etmemi sağladı: -Çocuklarla paylaştığımız mekanda birbirimize ayrılan alanlar ne kadar?
-Mekanın tümünü güvenlik çerçevesinde birlikte kullanabiliyor muyuz?
-Bu mekan çocukların fiziksel ve duygusal güvenliğini karşılıyor mu?


Devamında Gülesra’nın geçtiğimiz hafta okulundan verdiği örnekler oldukça çarpıcı olduğundan ben rotamı doğaya çeviriyorum şimdi. 
Okullarda bostanların, permakültür kulüplerinin kurulduğu, orman saatlerinin yer aldığı, bahçelerin canlandığı, sınıflarda tohumların filizlendiği zamanlar...Bu konuya daha çok eğilme ve kaynak bulma, içerik geliştirme niyetindeyim. 
Meraklı Kedi İlkokulu'nda çocuklarla birlikte
Herkes İçin 
Mimarlık ekibinin desteğiyle
düzenlediğimiz bahçe
-Çocuklar tarafından gerçekleştirilen çevresel planlama, tasarım ve yapılandırma
-Çocukların kendi çevrelerini planlaması, tasarlaması ve inşası
-Okul bahçelerinin tasarlanması ve inşası


Bu 3 başlık geçtiğimiz ay da bahsettiğim Roger Hart’ın Çocukların Katılımı kitabından. Farklı ülkelerde çocuklarla planlanan süreçlerden bahsediyor. Kendi doğamıza yöremize uygun, katılımın odağında çocuklarla yapabileceğimiz öyle çok şey var ki, yaşadığı alanda söz sahibi olan, doğanın ilkelerini gözeten bir çocuğun okul hayatını anımsadığı an içinde hangi duygular canlanır? Ben buradan gittiğim yolda “barış”ı görebiliyorum.
Çocukların yaşadığı mekanlarda, okullarda ekolojik anlayışı ve sürdürülebilirliği yaşatabildiğimiz, çocuklarla paylaşarak yeşertebildiğimiz alanların çoğalmasını hayal ediyorum ve çocukların yaşadığı tüm mekanlara onların gözünden bakmayı kendime hatırlatmak istiyorum. 

4 Aralık 2019 Çarşamba

Çocuk ve Mekan - Gülesra


“Çocuklar düşünülmeden yapıldıysa orası yetişkin vatandaşlar için de uygun değildir, o zaman zaten iyi bir şehir değildir.” Van Eyck

         Bu cümleyi okurken bunu öğrenme ortamlarımız ile ilişkilendirip, çocuklarla olan ilişkimize bir de mekansal olarak bakmanın kıymetli olabileceğini düşündüm.

        Yaklaşık 10 yıldır devlet okullarında -ekseriye köy okullarında- çalışmış; hâlâ birleştirilmiş sınıfı olan bir okulda  çalışan bir öğretmenim.
Bu sebeple çocukların mekanla olan ilişkisine bir öğrenme ortamı olan okullar cephesinden paylaşmaya çalışacağım.

        Öncelikle çocuklar için çevrenin/mekanın sosyal-duyusal gelişimine olan büyük katkısını ve bununla birlikte öğrenmeye olan olumlu etkisini bilmek gerekir. Bu yüzden çocukların öğretmen dışında ilişkide olduğu fiziksel ortamı eş değerli,adil, katılımcı, etkileşimli ve hak temelli  bir düzenle kurgulamak, çocukların okul içindeki yaşama ve gelişmesini destekleyecektir. Yine hak temelli bir açıdan çocuk katılımının önemini hatırlayarak çocukların kendi öğrenme alanlarını kendi ihtiyaçlarına göre kurgulaması, kullanması demokratik bir okul kültürüne katkı sağlayacaktır.
      Yıllarca okullarda kendini var etmiş geleneksel  eğitim sistemi, yönetmeliklerle değişmiş olsa da, fiziksel mekana da yansıyan tarafıyla  maalesef   hâlâ izlerini taşımaktadır. Etkileşimi engelleyen,sadece dinleyen pozisyonunda olan, birbirinin enselerini gören bir oturma biçiminden tutun da öğretmeni rehber değil iktidar yapan, tahta yanından ayrılmayan öğretmen masalarına; kullanılmayan Fen-Teknoloji odalarına, “çocuklar kesin bozar” denilerek denetimsiz giremediği kilitli bilgisayar sınıflarına, “düzen-temizlik-güven” kaygısıyla rahatlıkla kullanılamayan  kütüphanelere kadar hâlâ varlığını sürdürüyor. Ve yine Okul bahçelerinde oyun alanlarının azlığı, var olanın otopark olarak kullanımı, girilemeyen bahçelerin/parkların ve  çocukların değil nesnelerin hareket ettiği  düzeneklerinin oluşu  sadece okul içinde değil okul dışında da “yetişkin odaklı” kurgulanan bir fiziksel ortamın devam ettiğini gösteriyor. 
           

Yetişkin odaklı diyorum çünkü tüm bu mekanların kullanım şartları ya da fiziksel ortamın kurgusu tamamen öğretmen veya idarecilerin kaygılarını azaltmak ve onları kolaylaştırmasına katkı koyması adına düzenleniyor. Bu mekanlar çocuklar için erişilemeyenler yerler olarak kalıyor. Bu da çocukların  merak duygusunun, keşif ihtiyacının ve öğrenme sürecinin önünde bir bariyer oluyor.
          Empati kurmaya çalışarak yetişkinlerin ihtiyaçlarını görmeye çalışsak da, çocukların ihtiyaçlarını görmezden gelen bu dikey ve tek yönlü ilişki halinin, çocuklarla kurulan “öğrenme temelli” ilişkiye katkısı olmadığını  en önemlisi çocuk hakları açısından hak temelli bir yaklaşım olmadığını belirtmek gerekiyor.
         Bununla birlikte okullardaki dersliklerin küçük oluşu ya da  kalabalık sınıfların zorluğu bize nasıl bir sınıf ortamı kurgulamamız gerektiği konusunda endişeye düşürebilir. Çocukları dinlemek, onların ihtiyaçlarıyla bağlantıda kalmak, kendilerini rahat hissettikleri, edilgen olmadıkları bir fiziksel düzenleme  kurgulamak bizi destekleyen bir güç olacaktır. Sadece sıraların çember ya da grup şeklinde düzenlenmesi, tahtanın bulunduğu duvarla birlikte diğer duvarların da aktif kullanılması gibi küçük dokunuşlar bile eşitlikçi ve adil bir sınıf ortamına büyük katkı sağlayacaktır. Ya da sık sık içimizden  “Çocuklar kitaplara/Fen-Lab. Malzemelerine/bahçeye/parka zarar veriyor.” Cümleleri de geçebilir ve kaygılanabiliriz.  Burada, çocukların okula aidiyet geliştirmesinin bir süreç olduğunu kendimize  hatırlatmak gerekir. Zamanla kurulan bağlantı ve karşılıklı güvenin oluşması, çocukların söz haklarının olduğu, konuşabildikleri, fikirlerini rahatlıkla ifade edebildikleri ve fikirlerinin bir şeyleri dönüştürebildiği bir ortam,  okulda birlikte yapılan anlaşmalar, en önemlisi hiyerarşik olmayan çift yönlü bir ilişki bu kaygıyı ortadan kaldıracaktır.
         Çocuklar yaşayarak, deneyimleyerek okulda birlikte bir kültür oluşturacaktır.