12 Kasım 2019 Salı

Çocuk Hakları Günü - Özge

20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü yaklaşırken “Güncel Yazılar”a Çocuk Hakları konusundaki yazılarımızla devam ediyoruz. Barış Kütüphanesi için 3. Çocuk Hakları listemizi hazırlamaya başlamışken fark ediyorum ki çocuk kitaplarına “hak” temelli yaklaşmak bakış açısını değiştiriyor insanın. Çocuk olmaya, çocuk gözünden bakmaya dair bir tutum geliştiriyor. Ben de bu konuya dair beslendiğim ve ilham aldığım bir kitapla başlamak istedim.


Ancak öncesinde bir haber vereyim:
Gündemimizin çocuk hakları olduğu şu günlerde bizi heyecanlandıran bir etkinlik var:
22-23 Kasım 2019 tarihlerinde İstanbul Bilgi Üniversitesi santralistanbul kampüsünde gerçekleşecek; Queen's Üniversitesi Çocuk Hakları Merkezi Eş Direktörü Laura Lundy'nin ana konuşmacı olduğu Çocuğun Katılım Hakkı: Neredeyiz? Sempozyumu. 
Kayıtlar pazartesi günü başladı, başvuru için: http://www.gencsesler.org/
Biz de Özenç’le farklı konularda sunumlar yapacak, ortak bir de atölye yürüteceğiz sempozyumda.

Etkinliğe hazırlanırken elimin altında Nobel Yayıncılık’tan çıkan Çocukların Katılımı kitabı var bir süredir. Roger Hart’ın yazmış olduğu bu kitabı Tülin Şener Kılınç dilimize kazandırdı. “Katılım merdiveni”ni biliyorsanız Roger Hart’ı da duymuş olmalısınız. 
Roger Hart çocukların ve gençlerin günlük yaşamlarını anlamaya odaklanarak pek çok katılımcı metodoloji tasarladı. Çocuklara uygun mekan tasarımı ve çevre eğitiminde teori, araştırma, uygulama alanlarında işbirlikleri yaptı. Unicef ile birlikte “Cities for Children: Children’s Rights, Poverty and Urban Management” isimleriyle çocukların katılımı hakkında 2 kitap yazdı.


Elimde tutmuş olduğum kitap ise “Sürdürülebilir Kalkınmada Çocuk Katılımı”nı teori ve örnekleriyle kapsıyor. Sürdürülebilir, adil ve barışçıl bir küresel toplum kurmaya katkı koymanın hayalini paylaşan Roger Hart bu kitapta doğa ile ilişkimizi çocukların eylemleri üzerinden değerlendiriyor ve şöyle diyor:
“Çocukların katılımı eğer ciddi bir biçimde ele alınır ve onların gelişen kapasiteleri ve biricik güçleri dikkate alınarak planlanırsa, çocukların sürdürülebilir kalkınmada çok değerli ve uzun süren bir rol oynayabileceklerini göstermektedir. Doğrudan katılım yoluyla çocuklar gerçek bir demokrasi anlayışı ve kendilerine ait bir yeterlik ve sorumluluk duygusu geliştirebilirler. Fiziksel çevrenin planlanması, tasarımı, izlenmesi ve yönetimi çocukların katılımı açısından ideal bir alandır çünkü çocukların çevreye olan bağlılıkları çok güçlüdür.” 

Çevresel krizlerin eşiğinde, bu sorunlara karşı çocukların nasıl bir araya gelerek birbirinden güç aldığını, tüm dünyayı harekete geçirerek milyonlarca insanı sokaklara döktüğünü ve farkındalık yarattığını geçtiğimiz yıldan beri küresel iklim grevleri ile görüyoruz. 
Ancak bu grevleri desteklemekle de iş bitmiyor. Mekanlara, programlarımıza, çocukların bir parçası olduğu her sürece “katılım” gözünden bakmak gerekiyor. 
-Okullarımızda ekoloji,çevre konulu problemleri nasıl tanımlar, çocuklarla nasıl bir planlama yapabiliriz?
-Çocukların kendi çevrelerini tasarlama, planlama ve inşa etmelerini nasıl sağlarız?
-Çevre sorunlarına karşı çocukların politik eylemlerini nasıl destekleriz?
-Çocukların katılım hakkına zemin sağlarken hangi yöntemleri kullanabiliriz? 


Kitap boyunca bu sorulara dünyadan pek çok örnekle cevap buluyoruz. Her biri umut oluyor insana. Eğer yöntemlerimizi değiştirir, odağımıza “katılım” konusunu koyarsak çocuklarla paylaştığımız alanlar işte o zaman çocuk haklarıyla nefes alır diye düşünüyorum.
Bu konuda kendi dilimizde pek alet edevat yok, evet. Ancak çocuk katılımına dair yeni örnekler, ekolojik felaketlere karşı çocuklarla birlikte aldığımız hareket planları bize sürdürülebilir, barışçıl bir toplum olma yolunu açabilir. 
Bunun oldukça pratik bir yolda başlayabilirsiniz çocuklarla çalışmaya:
Çocukların en temel haklarından olan katılımı onlarla konuşmak için Katılım Merdiveni’ni kullanabilirsiniz. Birlikte bu merdiveni oluşturarak sınıfınızda çocukların bulunduğu süreçlerde nerede olduklarını birlikte değerlendirebilirsiniz. 
Örneğin çocuklar okulda pet şişe kullanımının yasaklanmasını istiyor. Biz yetişkinler olarak onları katılımın hangi basamağında, ne şekilde destekliyoruz. Yaşanan sürece adım adım basamakların perspektifinden bakabilirsiniz. 


Bbom Derneği çeviri grubu tarafından yayınlanan: Katılım Yolları: Başlangıçlar, Fırsatlar ve Yükümlülükler başlıklı metinde Katılım Merdiveni’ne dair ayrıntılı bilgi bulabilirsiniz. 


Deneyimler paylaştıkça çoğalıyor. Bu konuda bize yazmak isterseniz: cocuklabaris@gmail.com adresinde buluşabiliriz. 

Çocuk Hakları’nı her gün yaşatabildiğimiz günlere..



6 Kasım 2019 Çarşamba

Çocuk Hakları Günü - Gülesra


                Bu yıl 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü’nün 30. Yılı olması nedeniyle, “Çocuk Hakları Yazıları”  dizisi için  ne yazmam gerektiği konusunda oldukça düşündüm.  30 yıl boyunca Türkiye’nin Çocuk Hakları alnında yol burkan sessizliği, yaşanan cezasızlıkların neden olduğu sonuçları, hakların tüm çocuklar için eşit olmadığının en bariz örneği olan sözleşmede şerh koyulan  “çekinceli “ maddeleri…

               Hepsi ayrı ayrı kendi içinde bir düğüm oluyor benim için. Yine de bu yazıda, bir şeyler yapabilmenin motivasyonuyla çocuk haklarını kısa kısa spesifik olaylar üzerinden  nasıl hayata geçirebileceğimize dair yaşamımın içinden örnekler paylaşarak 30 yılın olumsuz sonuçsuzluğundan,  oldurabileceklerimize göz kırpmaya çalışacağım.
               Öncelikle, çocuk ve çocukluğa dair olan bir takım algılarımızın bu hakları hayata geçirmemizde ciddi bir bariyer oluşturduğunu söylemek isterim. Modernizmle birlikte paternalist bir yaklaşım üzerinden .çocukla kurduğumuz aşırı korumacı,tek yönlü ve dikey ilişki ile  çocuğu  nesneleştirmemiz, araçsallaştırmamız, rasyonelleştirmemiz ya da daha romantik bir yerden bir tanım oluşturmamız; çocukları kafamızda konumlandırdığı yerle paralel olarak,çocukların  haklarını savunma ve hayat geçirme konusundaki pusulamızı kaybetmemize neden oluyor.

             Günümüz dünyasında çocukların güçsüz, rol ve sorumluluklarının farkında olmadığını sürekli yardıma ve desteğe ihtiyacı ve bize bağımlı olduklarını , özellikle  bilgi ve deneyimden yoksun olduklarını  düşünerek onları zararlı şeylerden korumaya, onlar için kararlar almaya çalışıyoruz. Kendi çocukluk dönemi içinde kendine özgü bir boyut geliştirmesi yerine yetişkinler olarak kendi düşünce, sistem ve ideolojilerimiz çerçevesi ve beklentisi içerisinde onları bir dava konusu haline getirebiliyoruz. Öğretmen olduğumuzda şekillendirecek hamur, ebeveyn olduğumuzda mülkümüz olarak görebiliyoruz. Davranışlarını sürekli disiplin ve kontrol altında tutarak, hiçbir  politik hakları olmadan   çeşitli itaat ilişkileri altında iletişim kurmaya çalışıyoruz. Eğlenme ihtiyacına katkı koyan "OYUN" hakkını bile  iyi bir eğitim alması, psiko/nöromotor becerilerini geliştirmesi, zekasını güçlendirmesi için bir araca dönüştürüyoruz. Çocukların ihtiyaçları ile bağlantı kurmadan her konu için bir uzman arıyoruz. Farklı farklı disiplinler (psikoloji, pediatri,pedagoji vb)  içinde çocuğu rasyonel kalıplarla yetiştirmeye eğitmeye tedavi etmeye çalışıyoruz. Ya da tüm bunların dışında çocuklara dair tüm nitelikleri yücelterek ne kadar saf olduklarını “MELEK” olduklarını tekrar edip duruyoruz.
"Adımın, soyadımın, bana gülümseyen bir ailemin, evimin olacağı bir ülkede yaşamaya hakkım var."


               Çocukların; insana mal edilen ahlaki, entelektüel kapasiteye tam sahip olduğunu fark etmek, gelecekteki olacak kişiye değil şu andaki bireye saygı duyarak çocukların insan olduğunu, kendi fikirlerini söyleyebilecek bireyler olduğunu kabul ederek başlamak  yukarıda söz ettiğim bariyeri yıkacak; biz yetişkinlerin çocuk-çocukluk algılarımızı fark edip dönüştürerek, çocuk haklarını bilerek, onları hayata geçirmek için sorumluluk alarak, politikalar geliştirerek, çocuk hak ihlalleri karşısında savunuculuk faaliyetleri yaparak çocuklar için bir çok şey yapmamıza motivasyon olacaktır. Bizler için kolaylaştırıcı olacak hayatın içinden 10 hak pratiğini buraya bırakarak, çocukların kendi haklarının farkında oldukları, tüm hakların çekincesiz olarak hayata geçtiği 20 Kasımlar diliyorum.

HAYATIN İÇİNDEN 10 ÇOCUK HAKLARI  PRATİĞİ

·          Çocuklardan müsaade istemeden onlara dokunmayın, fotoğraflarını ve videolarını çekmeyin. Bizler gibi onların da bir mahrem alanı var. Oraya saygı duyarak, fark ederek ilişki kurun.
·        İstemedikleri bir etkinliğe, çalışmaya, mekana, topluluğa zorla maruz bırakmayın. İhtiyacını anlamaya çaba göstererek, çocukları duymaya çalışın.
·        Çocukların onurunu kıran, aşağılayan, etiketleyen, hakaret ile  şiddet içeren sözler ve eylemlerde asla bulunmayın. Sizi zorlayan bir durum varsa, çaresizce bu şekilde bir iletişime zorlanıyorsanız, bunları yapmak yerine ortamdan uzaklaşarak sakinleşmeyi ve kendinizin neye  ihtiyacı olduğunu bulmayı deneyin.
·         Çocukların isteklerini önemseyin, ebeveynler olarak duygusal gereksinimlerini gözetin.
·         Oyunun temel bir hak olduğunu unutmayın ve bunu hayata geçirmeleri için alanlar açın.
·         Kendi görüşlerini rahatlıkla ifade edebilmelerini sağlayın. Dinleyin, yargılamayın, küçümsemeyin.
·         Kendilerini ilgilendiren konulara dair onların fikirlerini alın. Bir topluluk içindeyseniz (okul, stk vb) fikirlerini rahatlıkla ifade edebilecekleri mekanizmalar (çemberler, sınıf/okul meclisleri) oluşturun.
·         Eş değerli bir ilişki kurarak birlikte gücü kullanmayı deneyin. Karşılıklı bir öğrenme, planlama, hayata geçirme pratiklerini uygulayın.
·         İstedikleri kulübe katılmaları, istedikleri seçmeli dersi almaları, istedikleri enstrümanı çalmaları için destek olun.
·         Onlar için yapacağınız her çalışma ya da eylem için bilgilendirici, dürüst, şeffaf ve açıklayıcı olun.


*BM Çocuk Haklarına ilişkin çocukların destek alabileceği bir kaynak olarak İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi ile Göç Vakfı ortaklığında çocukların katılımıyla çok dilli olarak  hazırlanmış "Çocuk Hakları Sözleşmesi  El Kitapçığı" na ve yazıda görsel olarak kullandığım kitabın künyesine aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.






3 Kasım 2019 Pazar

Aslında Bir Konu Var

“Aslında Bir Konu Var” düşündüren soru ve cevapların listesi. Çocuklar farklı farklı pek çok konuda biz yetişkinlere “Acaba bunu nasıl cevaplayabilirim?” dedirten sorularla gelebiliyor. Yetişkin olarak biz de “kafası karışmasın, yanlış bir şey söylemeyelim” kaygısıyla çocuğa uygun, gerçek cevaplardan kaçabiliyoruz. 
Çocukla Barış olarak kitaplığımıza bir de bu gözle baktık: 
-Çocuklardan hangi sorular geldiğinde vereceğimiz cevap konusunda durup düşünüyoruz?
-Hangi soruları cevaplayabilmek için bir desteğe ihtiyaç duyuyoruz?
-Hangi konularla ilgili çocukları desteklemek istiyoruz?

Bu listemizin içinde yaşamın anlamını sorgulayan bir solucan, insanlığı ve farklılıkları araştıran bir çocuk, cinselliğe dair pek çok soruya cevap veren bir eğitmen, ölümden bahseden bir hikaye ve şiddet konusunda sorular bırakan filozof çocuklar var. 

Aklınıza takılan “aslında bir konu var, bunu çocuklarla nasıl paylaşacağımı bilemiyorum” dediğiniz noktalarda bu kitapların size destek olması dileğiyle...

1- Carl ve Yaşamın Anlamı
Yazan: Deborah Freedman
Yayınevi: Kuraldışı Yayınları

Carl ve Yaşamın anlamı bizi büyük bir soruyla düşündürürken, yeryüzünde ender karşılaştığımız solucanların toprağın içindeki canlılıklarıyla yaşama olan katkısını anlatıyor. 

Tüm günlerini tüneller kazarak geçiren tarla faresinin “Niçin bunu yapıyorsun?” sorusuyla cevabının peşine düşüyor. Orman hayvanlarıyla karşılaşıyor ve macera devam ediyor. 
Carl, sonunda minicik varlığıyla dünyaya nasıl bir değer kattığını yaşarken öğreniyor. 
Yazar sonunda okuyuculara da not düşmüş: 
“Tıpkı Carl gibi kitaptaki tüm canlıların önemli bir işi var. 
Hepsinin birbirine ihtiyacı var, bizim de onlara…
Her şey birbirine bağlı. Sen de her şeye bağlısın! Sen dünya için ne yapabilirsin?”

Yeryüzündeki yaşam döngülerini görebilmemiz, geniş baskısı ve suluboya resimleriyle yaşamımızda yeni anlamlar bulabilmek için düşündüren bir kitap. 

2-Sen ve Başkaları
Yazan:Siska Goeminne
Yayınevi: Redhouse Kidz

Çocukluk hayata ve insanlara dair pek çok soru barındırıyor içinde. Yeryüzünde kaç insan yaşıyor? Uzak ülkeler nasıl görünüyor? İnsanlar neler giyiyor? Neler yapmaktan hoşlanıyor? 
Dünya üzerindeki bu çeşitliliği görebilmemiz için Sen ve Başkaları gibi sade anlatımlı, bol görselli kitaplar hem düşündürüyor hem konuşturuyor çocukları. 

Kitap boyunca insanların yaşadığı yerler, fiziksel görünümleri, kişisel özellikleri değişik açılardan, benzer ve farklılıklarıyla şiirsel bir anlatımda sunulmuş. Farklılıkları kucaklamak, çeşitliliğin farkına varmak, sorulara cevap bulmak için tek başına zengin görsellerden bile faydalanabilirsiniz. 

Kitabın şiirsel anlatımına bir sayfasından örnek verelim. Duygularla ilgili konuşabilmek için de güzel bir bölüm:
“Bazı insanlar yağmur sağanak halinde yağarken veya en sevdikleri kitabı kaybettiklerinde bile neşelidir. Bazı insanlar ise nereye giderse gitsin üstünde kara bir bulut taşır.” 

3-Ben “Kapsamlı Cinsellik Eğitimi Serisi”
Yazan: Rayka Kumru
Yayınevi: Minty Kitap

Cinsellik Eğitimi konusunda kaynakların kısıtlılığından ve içeriğinden dolayı yaşadığımız zorluğa karşın varlığı bizi sevindiren, güçlü bir kaynak... Başlığından da anlaşıldığı gibi kapsamlı bir eğitim serisi hazırlayan Rayka Kumru seksolog ve cinsellik eğitmeni. Bu konuda eğitimler veriyor, danışmanlık sağlıyor, içerikler geliştiriyor. 
Kitabın içindekiler kısmına bir göz atalım:
-Kapsamlı cinsellik eğitimi nedir, ne zaman verilir?
-Soru sormayan çocuklar
-Anatomi, bedeni tanımak
-Cinsel organlara takılan isimler, bedeni normalleştirmek
-Unicef Çocuk Hakları Sözleşmesi
-Cinsel Haklar Bildirgesi 
-İletişim kurabilme becerisi

-İstismar önlemi
-Farklılıklar vardır,
eksiklikler değil
-Cinsiyet rolleri, trans çocuklar, interseks çocuklar
-Çocuklarda cinsel yönelim
-Mastürbasyon
-Akranlarla keşif
-Önerilen materyaller 

İçindekiler’in yalnızca bir kısmına yer verdik burada. Setin içerisinde yer alan diğer kitapta ise çocuklarla birlikte kullanabileceğiniz bir akış yer alıyor. Yetişkin kitabı ise aklınıza takılabilecek hemen her soruya cevap veriyor, cinsellik eğitimine dair oldukça güçlü bir temel sunuyor. Film ve kitap önerileri de ayrıca destekleyici. 

Kitapların görselleri içeriğine göre zayıf gelse de çocuklarla iletişimde olan herkesin okuması gereken bir kaynak olduğunu düşünüyoruz. 

4-Ördek, Ölüm ve Lale
Yazan: Wolf Erlbruch
Yayınevi: Hep Kitap

Çocuklardan zaman zaman duyduğumuzda nasıl cevap vereceğimizi bilemediğimiz bir soru: “Ölüm nedir?” Bu konuya dair tek başına da bir liste hazırlanabilir elbette. 
Ördek, Ölüm ve Lale masalsı bir kurguya sahip. Kitap boyunca kahramanlarımız ördek ve ölümün kendisi. Ölüm burada iskelet şeklinde resmedilmiş ve ördekle diyalogları ile somutlaştırılmış. 

Hikayede Ölüm, Ördek’i almaya gelir. Tanışıp sohbet ederler. Ördek Ölüm’ün kim olduğunu ve neler yaptığını anlamaya çalışır. Kitap çocuklara ve biz yetişkinlere hayatın en temel parçalarından birini sıcacık anlatıyor. 
Biz yine de bu kitabı çocuklarla paylaşmadan önce kendinizin okumasını ve çocukların hazırbulunuşluğunu göz önünde alarak paylaşmanızı öneriyoruz.


5-Şiddet Nedir?
Yazan: Oscar Brenifier 
Yayınevi: Tudem 

Tudem’in sorularıyla düşündüren, felsefeyi çocuklara sevdiren “Filozof Çocuk” serisinin yeni kitabı: Şiddet Nedir?
Şiddete yöneldiğini nasıl anlarsın? 
Şiddete başvurmaktan kaçınabilir misin?
Şiddet neye yarar? gibi soruları ortaya bırakarak eğlenceli çizgileriyle yeni sorular sorarken belli aralıklarda durup olaya bir açıklama bırakıyor. 
Bu kitapları çocuklarla bir kerede alıp okumanızı değil, dinamiklerinize göre parça parça önden seçip hazırlık yaparak çalışmanızı öneriyoruz. Her sayfa düşüncelere yeni oyunlar, çocuk gözüyle olaylara farklı bakış açıları sunuyor ve kesin cevaplar vermekten kaçınıyor.

Sınıflarımızda barışı hayal ederken “şiddet istemiyoruz, kimse kimseye vuramaz” gibi hazır cümleler çıkabilir ortaya. Ancak bazen içimizde durmayan, sözlü ya da fiziksel şiddet göstermemize sebep olan şey ne? Bunu bulabilmek için ince ince aramak, araştırmak gerekiyor. Filozof Çocuk serisi de bunun için merak uyandırıcı bir kaynak sunuyor. 


14 Ekim 2019 Pazartesi

Dünya Çocuk Günü - Özenç


‘’Büyüyünce ne olacaksın?’’ sorusunun cevabı çok küçük yaşlarımdan beri öğretmendi benim için, sınıf öğretmenliği. Çünkü sekiz yıllık ilkokul hayatımda dokuz okul değiştirdim ve en çok gözlemleyebildiğim meslek sınıf öğretmenliği oldu. Bununla birlikte her sınıfta da farklı bir Özenç vardı, bunu yıllar geçtikçe fark ettim, gerçekten gökyüzü gibisin çocukluk.

Kendimi en değerli ve en değersiz hissettiğim zamanların, kıpır kıpır tatlı heyecanların ve nefes aldırmayan kaygıların, bazen parlak bir yıldız bazen de çürük elma olmaların, ‘’sabah olsun da okula gideyim’’lerin sabırsızlığı ve ‘’eve gitmeye ne kadar kaldı’’ların tahammülsüzlüğünün yeriydi sınıflar benim için. Üzerine düşünmesi epey heyecanlı bir potansiyeli barındırıyordu. 

Her birini farklı farklı zamanlarda deneyimlemiştim, o zamanın Özenç’ini iyi biliyordum.

En çok kendimi var edebildiğim bir ortam özlüyordum, güvenli bir ortam. Bu benim için ne demekti?

  •         Adımla soyadımla dalga geçilmeyen,
  •          Sorduğum ve cevapladığım sorulara gülünmeyen,
  •          Yeterince başarılı olamadığımda değersiz hissetmediğim,
  •           Neyi nasıl yapabileceğim konusunda desteklendiğim,
  •         Sürekli uyum sağlamamın beklenmeyip, ihtiyaçlarımın sorulduğu,
  •         Kararlarımızı varsayımlara göre değil ihtiyaçlarımıza göre aldığımız,
  •          Ceza almadığım ve arkadaşımın ceza aldığına tanıklık etmediğim -bu daha zordu benim için-,
  •         Bir problem yaşadığımda kimden nasıl destek isteyeceğimi bildiğim,
  •         İçimde hiç bitmeyen sorularla, öğrenmeyi birleştirdiğim, müfredata dahil olduğum,
  •         Sürekli ‘’dinle’’ komutunu duymayıp, benim de dinlendiğim,
  •         Küstah olarak yargılanmadan kendimi ifade etmenin yollarını bulduğum

Daha yazabilirim ancak ilk içimden dökülenler bunlar oldu. Her bir maddeyi içimde duyarak yazdım, aklıma getirdiği pek çok hikaye ile. Şimdiki halim ile bu ortamı iki kavram ile ifade etsem katılımcı ve barışçıl derim. Hala içimde bir merak, böyle bir sınıfta yıllarımı geçirseydim ne olurdu, nasıl olurdum?

Büyüdüm ve öğretmen oldum. Potansiyelini heyecanla merak ettiğim sınıflara girdim, çocuklarla buluştum. Başta çok zorlandığım zamanlarım oldu. Hala çocukluk özlemimle bağlantıda olup, onları nasıl hayata geçirebileceğim ile ilgili nereden nasıl başlayacağımı bulamamanın zorluğu.

Öğretmen halimle de, o karışık yumağın birbirine çıkan iki ucunu katılım ve barış olarak gördüm, oradan başladım yolculuğa. Odağı gelecekte ne olacaklarına değil de, bugünü birlikte barış içinde yaşamı örgütlemeye koyunca hem kendimin hem de çocukların hayret verici potansiyeline, gelişimine şahit oldum.

Çocukların kendilerini gerçekleştirebilecek ortamlara, yetişkinlerin de bu ortamı yaratma konusunda güçlenmeye ihtiyacı var, bu yolu anca birlikte oluşturabiliriz.

Greta’nın sözü yolculuğumuzu kolaylaştırsın dilerim.
‘’Sizler ne cüretle bizden umut bekliyorsunuz. Boş sözlerinizle çocukluğumu ve hayallerimi çaldınız…Bu ne cüret’’




8 Ekim 2019 Salı

Dünya Çocuk Günü - Gülesra

·        
*Taraf Devletler, bu Sözleşme’de yazılı olan hakları kendi yetkileri altında bulunan her çocuğa, kendilerinin, ana–babalarının veya yasal vasilerinin sahip oldukları, ırk, renk, cinsiyet, dil, siyasal ya da başka düşünceler, ulusal, etnik ve sosyal köken, mülkiyet, sakatlık, doğuş ve diğer statüler nedeniyle hiçbir ayrım gözetmeksizin tanır ve taahhüt ederler.
*Taraf Devletler, çocuğun ana–babasının, yasal vasilerinin veya ailesinin öteki üyelerinin durumları, faaliyetleri, açıklanan düşünceleri veya inançları nedeniyle her türlü ayırıma veya cezaya tâbi tutulmasına karşı etkili biçimde korunması için gerekli tüm uygun önlemi alırlar.
·*Çocuk Dostu Versiyonu :  Hiçbirimize, hiçbir zaman, hiçbir yerde, ailemizin ya da bizim hiçbir özelliğimiz nedeniyle ayrımcılık yapılamaz. Farklı özelliklerimiz hiç bir zaman dışlama ya da aşağılama  nedeni olarak kullanılamaz.

                    1 Ekim Dünya Çocuk Günü ile birlikte yeniden yazmış olmanın heyecanıyla yeniden Merhaba…Son dönemde sıklıkla sosyal medyada çocuklara dair denk geldiğimiz “Ayrımcılık”  konusu ile birlikte“ Dünya Çocuk Günü” yazılarına,BM Çocuk Hakları Sözleşmesinin ayrımcılığa dair olan 2. Maddesini hatırlatarak başlamak istedim.

                Ayrımcılık ; BM Çocuk Hakları Sözleşmesinin 2. maddesiyle birlikte 4 temel şemsiye haklardan biri  aynı zamanda. Sözleşme, yukarıdaki maddede yer alan “ırk, renk, cinsiyet, dil, siyasal ya da başka düşünceler, ulusal, etnik ve sosyal köken, mülkiyet, sakatlık, doğuş ve diğer statüler” gibi farklılıklardan kaynaklı maruz kalınan her türlü şiddeti “Ayrımcılık” olarak tanımlıyor. Türkiye, BM Çocuk Hakları  Sözleşmesinin tarafı olarak, bu hak ihlallerinin yaşanmaması için önleyici tedbirler almakla ve hak ihlali yaşandığında gerekli yaptırımları hayata geçirmekle yükümlü. Ama maalesef çocuklara  dair özel önlem gerektirecek somut bir adım henüz tam olarak atılmış değil. Hatta Türkiye'de ayrımcılığa dair genel bir mevzuat olmadığı için, çocuklara dair  bu durum yaşandığında taşınabilecek bir alan  bulunamıyor. Herhangi bir kurum tarafından ayrımcılığa uğramış çocuklara dair bilgi konusunda da ayrıntılı bir çalışma yapılmıyor. Bir veri tutulmadığı gibi sosyal medyada duyulmadıkça, hak ihlali yaşandığı sırada kamuoyu oluşturulmadıkça  çok da haberdar olunmuyor.Bununla birlikte biliyoruz ki bunu dert edinen, ayrımcılığa dair mücadele yürüten, çocukların bunu yaşamaması için kafa yoran, farkındalık yaratmaya çalışan, araçlar geliştiren ve bu araçları paylaşan veya sahada çocuklarla çalışan onlarca topluluk ve insan var. Yüreğe az da olsa su serpip umudu büyüten tarafı tam da  burası. Ben de umuda yakın taraftan tutunarak bir şeyler yazmaya çalışacağım.
                  Ayrımcılığın bildiğiniz gibi  hukuksal, sosyolojik, eğitim vb şekilde farklı boyutları bulunuyor. Ben daha spesifik bir yerden, çocuklarla çalışırken ayrımcı olmayan bir dili nasıl kullanırız üzerine kendi sınıf deneyimlerime dair  bir yöntem paylaşacağım. Bir de gözlemlerimden yola çıkarak, ayrımcılığın o ince çizgisine denk gelen “İmtiyazlı Dil” e  dikkat çekmeye çalışacağım.
                 Öğrenme ortamında çocuklarla etiketlemeden, ötekileştirmeden, her renk ve sese yer açarak, birbirimizi tüm varlığımızla  kabul ederek, duyarak, dinleyerek, güvenerek, şefkat duyarak, empati kurarak, birlikte gücü kullanarak  bağlantı kurmamda beni güçlendiren iki temel şey vardı. Biri Çocuk Haklarını bilmek ve pratikte hayata geçirecek mekanizmaları aktifleştirmek; diğeri barışçıl bir sınıf iklimine katkı koyan Şiddetsiz İletişim yöntemini  kullanmak ve çocuklarla çalışmaktı.Öncelikle,  ne olduğu sık sık  sorulan, barışçıl bir  dil kurmama katkı koyan “Şiddetsiz İletişim”den bahsetmek isterim.

     BARIŞÇIL BİR DİL ; ŞİDDETSİZ İLETİŞİM

                Şiddetsiz İletişim ; 1960’larda Psikolog Marshall Rosenberg tarafından çatışma çözümüne katkı koyması adına geliştirilmiş bir yöntem. Marshall: “Gönülden vermeye dayalı bir iletişim.”* Şeklinde tanımlıyor geliştirdiği bu dili. (Tarihsel olarak bu dili ne zaman geliştirdiğini, ilk olarak hangi çatışmanın çözümünde kullandığına dair ayrıntılı bilgileri “Şiddetsiz İletişim Bir Yaşam Dili” kitabından bulabilirsiniz. )Şiddetsiz İletişim, temelde dört adımdan oluşan; barışa,açık kalpliliğe,sorumluluk almaya, gücü birlikte kullanmaya davet eden,bağlantı kurmak temelli bir dil.

       ŞİDDETSİZ İLETİŞİMDE 4 ADIM

               Gözlem, Duygu,İhtiyaç Ve Rica’dan oluşan bu dört temel adımın özü; bizi tetikleyen bir  ifade veya bir eylemle karşılaştığımızda,yorum-yargı-suçlama-eleştiri içermeden  bu durumun bize neler hissettirdiğini anlatarak, bu hissiyata neden olan ihtiyacımızla birlikte  karşı taraftan ya da kendimizden  somut,olumlu ve net bir dille ne yapabileceğini/yapabileceğimizi rica etmektir. Çoğunlukla bizi  tetikleyen ifade veya eylemlerle karşılaştığımızda, bizler  alışkanlıklarımızdan gelen otomatik cevaplarla iletişim kurmaya çalışırız. Bu otomatik cevaplar -niyetimizden bağımsız-bazen karşı tarafla bağlantımızı engelleyen tetikleyici bir  dile dönüşebilir.  Ya da niyet terazisine yüklediğimiz alışkanlıklarımız, bir başka şiddetti körükleyen güce dönüşebilir.
               Örneğin bir çatışma yaşadığımızda “Kim Haklı? Kim Haksız?”  niyetiyle iletişime geçtiğimizde, üstüne güç kullanmamıza neden olabilir. Ya da “Talep” niyetiyle iletişime geçtiğimizde karşı tarafın  bağlantısını engelleyen bir korkuya neden olabilir. Somutlaştıracak olursam ; “Bunu yapmanı bekliyorum.” gibi bir talep cümlesi, “Acaba yapmadığımda neler olacak!?” gibi korku uyandıran ve seçimlerimizi engelleyen bir sürece dönüşebilir. Oysa 4 adımı temel alan şefkat dili, kendimizi veya başkalarını; yargılamaktan, suçlamaktan, taleplerde bulunmaktan alarak; bizi saygıya,bağlantı kurmaya;öfke,kızgınlık,suçluluk,utanç gibi duyguları fark ederek duygularımızın sorumluluğunu almaya yani  özgürleştirmeye davet ediyor.
                Bu dili kurmak elbette ki kolay değil. Ama zor da değil. Gönülden bir akış, duygularla güçlü bağlantı sürecin su gibi akmasını destekleyebilir.Tabii tüm bunları yaşarken “Eşdeğerli” bir iletişim kurarak gerçekleştirmeye çalışmak bahsettiğim o “İmtiyazlı Dil” e ya da “İmtiyazlı Eylem” e dönüşmesini de engelleyebilir.
                “İmtiyaz “ derken neyi kastediyorum?
                 Kabaca kişiye tanınmış hak veya ayrıcalık diye tanımlayabiliriz. Daha somut olarak sınıftan  örnek verecek olursam; sınıfta otorite  kişi olan, okula ve sınıfa  dair karar verebilme gücünün olduğu,derslerin işlenme biçiminden tutun da çocukların derste  tuvalete gidip gitmeme izninin dahi  elinde olduğu  bir öğretmen; tüm bunlara karar veremeyen öğrencilerden konumu gereği daha imtiyazlıdır.Eğitime,sağlığa rahatlıkla ulaşabilen engelsiz bir çocuk; engelli ya da farklı gelişen çocuklardan daha imtiyazlıdır. Yine  Türkçe konuşan öğretmen veya çocuklar anadilleri farklı olan çocuklar göre daha imtiyazlı bir konumdadırlar. Ya da anadili farklı olup ama Türkiye yurttaşı  olan çocuklar; mülteci çocuklardan daha imtiyazlıdırlar.
                 İşte bu imtiyazlı hallerden  kaynaklı bazı otomatik kodlarımız bağlantı kurarken farkında olmadan devreye girebiliyor. Bu ırk,dil,din,cinsiyet,ekonomi vb ayrıcalıklarımız,  imtiyazlı olmayan  çocukların güçsüzlüğü üzerinden kendini var edebilen bir güce  dönüşebiliyor. Bu güç ile gerçekleşen eylemler, karşılanan ihtiyaçtan çok imtiyazlı olmanın getirdiği, “avantaj odaklı eyleme “dönüşüveriyor. Bu da ikincil dereceden bir ayrımcılığa aslında neden olmuş oluyor.  Yani hukuki olarak ayrımcılığı doğrudan yapan özneler  değil; sosyolojik olarak  toplumdaki ayrımcılığı, öteki algısını devam ettiren özneler olarak konumlanmış oluyoruz.Bu algı devam ettiği için çocuklar da kendi aralarında bu dili ve eylemi devam ettirmiş oluyorlar. Daha somut bir örnek verecek olursam;
                  Ailesinin ekonomik durumu iyi olmayan bir çocuğa mont almak , çocuğun daha rahat bir yaşam sürdürmesine ve destek ihtiyacına  ciddi katkısı olur. Bununla birlikte mont alan kişi de  hayatı zenginleştirme ihtiyacına katkıda bulunur. Montu almadan önce çocukların iyi bir yaşam sürme ve destek  ihtiyacının bu şekilde karşılanmasına rızası olup olmadığını bilmemek, montu verirken ekonomik durumu daha iyi olan bir yerden konumlanıp yapmak, bunu yüceltmek, hatta sosyal medyada duygusuyla paylaşmak, ekonomik durumun  iyi olma halini ayrıcalıklı  bir yerden, çocuklar üzerinden güce dönüştürmüş olur. Bu  eylem kendi algısını toplumda devam ettirir. Hatta sınıfta "Öğretmenim Suriye'den gelen çocuğa kalemimi verdim. Onun kalemi yoktur kesin. Ona yardım ettim." gibi dikey  ilişki kuran cümlelerle bir başka çocukta devam ettiğini görebilirsiniz.
                 İşte bu imtiyazları göz önünde tutarak bağlantı kurmak, çocukları farklılıklarıyla kabul etmek, kendilerini ifade edebilmeleri için, tüm varlıklarıyla  yargılanmadan kendini güvende hissettikleri,farklılıklarıyla var olabildikleri  alanlar açabilmek, ihtiyaçları için birlikte güç kullanabileceğimiz stratejiler üretmek, ihtiyaçlarını öğrenebilmek için onları  duymak, duyuldukları alanlar açmak, tüm çocukların söz hakkı sahibi olduğu mekanizmalar geliştirmek, kapsayıcı bir öğrenme ortamı inşa etmek ve en önemlisi bunları “Eşdeğerli”  ilişki kurarak yapabilmek çok kıymetli. 
                 Bunları yapabildiğimizde, belki  umudu büyüten su damlacıklarına biz de katılmış oluruz.


*Marshall B. Rosenberg – Şiddetsiz İletişim – Remzi Kitapevi

1 Ekim 2019 Salı

Dünya Çocuk Günü - Özge

Bir çocuk vardı, her gün evden çıkar,
Ve ilk gördüğü şey neyse ona dönüşürdü.
O şey onun parçası olurdu; gün boyunca ya da 
günün bir kısmında,
Ya da yıllarca ya da uzun yıl döngüleri boyunca.
Baharın ilk leylakları parçası oldu bu çocuğun,
Ve çimenler ve beyaz ve kırmızı sabah sefaları ve 
beyaz ve kırmızı yonca,
ve sinekkapan kuşunun şarkısı,
ve üçüncü ayın kuzuları ve domuzun pembe-minik yavruları,
ve kısrağın tayı ve ineğin buzağısı ...


Walt Whitman

Bu dizelerle ilk kez karşılaştığımda üniversitedeydim. “Çocuklarla olmak istiyorum.” deyip bir bölüm seçmiştim kendime. Adına “öğretmenlik” demişler, her gün nasıl “öğretmem” gerektiği anlatılıp durdu yıllar boyu. İstemeye istemeye bitirdim okulu, şimdi çocuklarla nasıl buluşacağım derken hayalini bile kuramayacağım bir okul açma girişiminin içinde kendimi buldum. 

Orada gördüm ki çevrenin, doğanın, yaşamın kendisi bir öğretmen. Okulda bana öğretilenleri çekmecelerinden çıkarıp buradaki deneyimlerle yeniden dizmeye başladım. Ben böyle baktıkça Whitman’ın anlattığı gibi gördüğüm şeylere dönüşüyordum çocuklarla birlikte. 
Göç zamanı geldiğinde uçup Kaz Dağları’na kondum. Çocuklarla birlikte bir ekolojik yaşam merkezinde dolu dolu iki yılım geçti. Doğayla kurduğum bağlantının çocuklar sayesinde nasıl da güçlendiğini görüyorum.  
Şu anda olduğunuz yerde 30 saniye gözlerinizi kapatsanız ve çocukken sizi mutlu eden, unutamadığınız birkaç anı hatırlamak için dursanız doğanın kucağında olduğunuz bir an geçer mutlaka değil mi gözünüzün önünden? 
Çocukken dönüşüveriyoruz gördüğümüz şeye, oysa zamanla içinden geçtiğimiz sistem büyük bir kopuşun parçası haline getiriyor bizi; doğadan uzaklaşmak. 
Buna pek çok sebep sayabiliriz; eğitim sistemi, sanayileşme, insan faaliyetleri, doğal varlıkların tüketimi gibi…

Gezegenimiz değişiyor. Tüm insanlığın gelecekte doğayla uyum halinde yaşayabilmesi, sağlıklı bir şekilde varlığını koruyabilmesi için derin bir değişim süreci gerekiyor. Bunun beni en çok heyecanlandıran kısmı da çocuklarla paylaştığım alanlar ve bu amaç için çabalamak sanırım.
Worldwatch Enstitüsü’nün çıkarmış olduğu Dünyanın Durumu 2017 Yeryüzü Eğitimi: Değişen Gezegende Eğitimi Yeniden Düşünmek isimli kitapta çocukların doğayla olan bağının yeniden kurulması için pek çok deneyim ve faaliyete yer verilerek gezegen ölçeğinde bir eğitim reformunun nasıl olabileceğinin yolları belirtiliyor.
Roger A. Hart, “Çocukların Katılımı - Kuram ve Uygulamada Toplum Gelişimi ve Çevre Korumasında Genç Yurttaşları İçermek” isimli kitabında çocukları kendi haklarının koruyucu olarak görüp çevre koruma alanında uygulamalarına ve bunlara katılımlarına çeşitli örnekler sunuyor.


Bunların her biri çocukların doğayla bağları güçlü, yeryüzüyle uyum içinde yaşayabilen, bunun için haklarını gözeten ve katılım gösteren varlıkları sayesinde oluyor. İnsan okudukça güç ve ilham buluyor. 
Okurken ayrıca sınırlarını günden güne aştığımız gezegenimizin başına gelenleri fark etmemizi, sürdürülebilir sistemler tasarlayarak çocukların bu süreçlere katılımına destek olmamız gerektiğini hatırlatıyor bize. 


Geçtiğimiz yıl Greta Thunberg isimli bir çocuk “Dünyamız yok olmak üzere, acilen bir şeyler yapmalıyız!" diyerek her cuma okulu boykot ederek İsveç Parlementosu önünde eylem yapmaya başladı. Giderek büyüyen eylemler tüm dünyaya hızla yayıldı. Türkiye’den çocukların da katılımıyla yüzbinlerce insan iklim krizine karşı sokaklarda grev yaptı.
Geçtiğimiz hafta da BM Zirvesi’nin açılışında konuşan Greta şunları söyledi: 
"Benim burada olmamam gerek, okyanusun ötesinde okulda olmam gerek. Sizler ne cesaretle bizden umut bekliyorsunuz. Boş sözlerinizle çocukluğumu ve hayallerimi çaldınız. Ben yine de şanslı çocuklardan biriyim. İnsanlar ölüyor, ekosistemimiz çöküyor, kitlesel yok oluşla karşı karşıyayız ama siz sadece para ve ekonomik büyümelerinizden bahsediyorsunuz. Bu ne cesaret…
Bizi hayal kırıklığına uğratıyorsunuz ama gençler artık sizin ihanetinizin farkına vardı. Gelecek nesillerin gözü sizin üstünüzde olacak." 


Bugün 1 Ekim Dünya Çocuk Günü: Doğayla uyum içerisinde yaşayan, tüm canlılıkla bağ kuran, yeryüzünü koruyan, gezegen üzerindeki yok oluşun farkında olan, buna eylemleriyle karşı duran, gücünü katılımdan, dayanışmadan alan çocukların günü...