14 Ekim 2019 Pazartesi

Dünya Çocuk Günü - Özenç


‘’Büyüyünce ne olacaksın?’’ sorusunun cevabı çok küçük yaşlarımdan beri öğretmendi benim için, sınıf öğretmenliği. Çünkü sekiz yıllık ilkokul hayatımda dokuz okul değiştirdim ve en çok gözlemleyebildiğim meslek sınıf öğretmenliği oldu. Bununla birlikte her sınıfta da farklı bir Özenç vardı, bunu yıllar geçtikçe fark ettim, gerçekten gökyüzü gibisin çocukluk.

Kendimi en değerli ve en değersiz hissettiğim zamanların, kıpır kıpır tatlı heyecanların ve nefes aldırmayan kaygıların, bazen parlak bir yıldız bazen de çürük elma olmaların, ‘’sabah olsun da okula gideyim’’lerin sabırsızlığı ve ‘’eve gitmeye ne kadar kaldı’’ların tahammülsüzlüğünün yeriydi sınıflar benim için. Üzerine düşünmesi epey heyecanlı bir potansiyeli barındırıyordu. 

Her birini farklı farklı zamanlarda deneyimlemiştim, o zamanın Özenç’ini iyi biliyordum.

En çok kendimi var edebildiğim bir ortam özlüyordum, güvenli bir ortam. Bu benim için ne demekti?

  •         Adımla soyadımla dalga geçilmeyen,
  •          Sorduğum ve cevapladığım sorulara gülünmeyen,
  •          Yeterince başarılı olamadığımda değersiz hissetmediğim,
  •           Neyi nasıl yapabileceğim konusunda desteklendiğim,
  •         Sürekli uyum sağlamamın beklenmeyip, ihtiyaçlarımın sorulduğu,
  •         Kararlarımızı varsayımlara göre değil ihtiyaçlarımıza göre aldığımız,
  •          Ceza almadığım ve arkadaşımın ceza aldığına tanıklık etmediğim -bu daha zordu benim için-,
  •         Bir problem yaşadığımda kimden nasıl destek isteyeceğimi bildiğim,
  •         İçimde hiç bitmeyen sorularla, öğrenmeyi birleştirdiğim, müfredata dahil olduğum,
  •         Sürekli ‘’dinle’’ komutunu duymayıp, benim de dinlendiğim,
  •         Küstah olarak yargılanmadan kendimi ifade etmenin yollarını bulduğum

Daha yazabilirim ancak ilk içimden dökülenler bunlar oldu. Her bir maddeyi içimde duyarak yazdım, aklıma getirdiği pek çok hikaye ile. Şimdiki halim ile bu ortamı iki kavram ile ifade etsem katılımcı ve barışçıl derim. Hala içimde bir merak, böyle bir sınıfta yıllarımı geçirseydim ne olurdu, nasıl olurdum?

Büyüdüm ve öğretmen oldum. Potansiyelini heyecanla merak ettiğim sınıflara girdim, çocuklarla buluştum. Başta çok zorlandığım zamanlarım oldu. Hala çocukluk özlemimle bağlantıda olup, onları nasıl hayata geçirebileceğim ile ilgili nereden nasıl başlayacağımı bulamamanın zorluğu.

Öğretmen halimle de, o karışık yumağın birbirine çıkan iki ucunu katılım ve barış olarak gördüm, oradan başladım yolculuğa. Odağı gelecekte ne olacaklarına değil de, bugünü birlikte barış içinde yaşamı örgütlemeye koyunca hem kendimin hem de çocukların hayret verici potansiyeline, gelişimine şahit oldum.

Çocukların kendilerini gerçekleştirebilecek ortamlara, yetişkinlerin de bu ortamı yaratma konusunda güçlenmeye ihtiyacı var, bu yolu anca birlikte oluşturabiliriz.

Greta’nın sözü yolculuğumuzu kolaylaştırsın dilerim.
‘’Sizler ne cüretle bizden umut bekliyorsunuz. Boş sözlerinizle çocukluğumu ve hayallerimi çaldınız…Bu ne cüret’’




8 Ekim 2019 Salı

Dünya Çocuk Günü - Gülesra

·        
*Taraf Devletler, bu Sözleşme’de yazılı olan hakları kendi yetkileri altında bulunan her çocuğa, kendilerinin, ana–babalarının veya yasal vasilerinin sahip oldukları, ırk, renk, cinsiyet, dil, siyasal ya da başka düşünceler, ulusal, etnik ve sosyal köken, mülkiyet, sakatlık, doğuş ve diğer statüler nedeniyle hiçbir ayrım gözetmeksizin tanır ve taahhüt ederler.
*Taraf Devletler, çocuğun ana–babasının, yasal vasilerinin veya ailesinin öteki üyelerinin durumları, faaliyetleri, açıklanan düşünceleri veya inançları nedeniyle her türlü ayırıma veya cezaya tâbi tutulmasına karşı etkili biçimde korunması için gerekli tüm uygun önlemi alırlar.
·*Çocuk Dostu Versiyonu :  Hiçbirimize, hiçbir zaman, hiçbir yerde, ailemizin ya da bizim hiçbir özelliğimiz nedeniyle ayrımcılık yapılamaz. Farklı özelliklerimiz hiç bir zaman dışlama ya da aşağılama  nedeni olarak kullanılamaz.

                    1 Ekim Dünya Çocuk Günü ile birlikte yeniden yazmış olmanın heyecanıyla yeniden Merhaba…Son dönemde sıklıkla sosyal medyada çocuklara dair denk geldiğimiz “Ayrımcılık”  konusu ile birlikte“ Dünya Çocuk Günü” yazılarına,BM Çocuk Hakları Sözleşmesinin ayrımcılığa dair olan 2. Maddesini hatırlatarak başlamak istedim.

                Ayrımcılık ; BM Çocuk Hakları Sözleşmesinin 2. maddesiyle birlikte 4 temel şemsiye haklardan biri  aynı zamanda. Sözleşme, yukarıdaki maddede yer alan “ırk, renk, cinsiyet, dil, siyasal ya da başka düşünceler, ulusal, etnik ve sosyal köken, mülkiyet, sakatlık, doğuş ve diğer statüler” gibi farklılıklardan kaynaklı maruz kalınan her türlü şiddeti “Ayrımcılık” olarak tanımlıyor. Türkiye, BM Çocuk Hakları  Sözleşmesinin tarafı olarak, bu hak ihlallerinin yaşanmaması için önleyici tedbirler almakla ve hak ihlali yaşandığında gerekli yaptırımları hayata geçirmekle yükümlü. Ama maalesef çocuklara  dair özel önlem gerektirecek somut bir adım henüz tam olarak atılmış değil. Hatta Türkiye'de ayrımcılığa dair genel bir mevzuat olmadığı için, çocuklara dair  bu durum yaşandığında taşınabilecek bir alan  bulunamıyor. Herhangi bir kurum tarafından ayrımcılığa uğramış çocuklara dair bilgi konusunda da ayrıntılı bir çalışma yapılmıyor. Bir veri tutulmadığı gibi sosyal medyada duyulmadıkça, hak ihlali yaşandığı sırada kamuoyu oluşturulmadıkça  çok da haberdar olunmuyor.Bununla birlikte biliyoruz ki bunu dert edinen, ayrımcılığa dair mücadele yürüten, çocukların bunu yaşamaması için kafa yoran, farkındalık yaratmaya çalışan, araçlar geliştiren ve bu araçları paylaşan veya sahada çocuklarla çalışan onlarca topluluk ve insan var. Yüreğe az da olsa su serpip umudu büyüten tarafı tam da  burası. Ben de umuda yakın taraftan tutunarak bir şeyler yazmaya çalışacağım.
                  Ayrımcılığın bildiğiniz gibi  hukuksal, sosyolojik, eğitim vb şekilde farklı boyutları bulunuyor. Ben daha spesifik bir yerden, çocuklarla çalışırken ayrımcı olmayan bir dili nasıl kullanırız üzerine kendi sınıf deneyimlerime dair  bir yöntem paylaşacağım. Bir de gözlemlerimden yola çıkarak, ayrımcılığın o ince çizgisine denk gelen “İmtiyazlı Dil” e  dikkat çekmeye çalışacağım.
                 Öğrenme ortamında çocuklarla etiketlemeden, ötekileştirmeden, her renk ve sese yer açarak, birbirimizi tüm varlığımızla  kabul ederek, duyarak, dinleyerek, güvenerek, şefkat duyarak, empati kurarak, birlikte gücü kullanarak  bağlantı kurmamda beni güçlendiren iki temel şey vardı. Biri Çocuk Haklarını bilmek ve pratikte hayata geçirecek mekanizmaları aktifleştirmek; diğeri barışçıl bir sınıf iklimine katkı koyan Şiddetsiz İletişim yöntemini  kullanmak ve çocuklarla çalışmaktı.Öncelikle,  ne olduğu sık sık  sorulan, barışçıl bir  dil kurmama katkı koyan “Şiddetsiz İletişim”den bahsetmek isterim.

     BARIŞÇIL BİR DİL ; ŞİDDETSİZ İLETİŞİM

                Şiddetsiz İletişim ; 1960’larda Psikolog Marshall Rosenberg tarafından çatışma çözümüne katkı koyması adına geliştirilmiş bir yöntem. Marshall: “Gönülden vermeye dayalı bir iletişim.”* Şeklinde tanımlıyor geliştirdiği bu dili. (Tarihsel olarak bu dili ne zaman geliştirdiğini, ilk olarak hangi çatışmanın çözümünde kullandığına dair ayrıntılı bilgileri “Şiddetsiz İletişim Bir Yaşam Dili” kitabından bulabilirsiniz. )Şiddetsiz İletişim, temelde dört adımdan oluşan; barışa,açık kalpliliğe,sorumluluk almaya, gücü birlikte kullanmaya davet eden,bağlantı kurmak temelli bir dil.

       ŞİDDETSİZ İLETİŞİMDE 4 ADIM

               Gözlem, Duygu,İhtiyaç Ve Rica’dan oluşan bu dört temel adımın özü; bizi tetikleyen bir  ifade veya bir eylemle karşılaştığımızda,yorum-yargı-suçlama-eleştiri içermeden  bu durumun bize neler hissettirdiğini anlatarak, bu hissiyata neden olan ihtiyacımızla birlikte  karşı taraftan ya da kendimizden  somut,olumlu ve net bir dille ne yapabileceğini/yapabileceğimizi rica etmektir. Çoğunlukla bizi  tetikleyen ifade veya eylemlerle karşılaştığımızda, bizler  alışkanlıklarımızdan gelen otomatik cevaplarla iletişim kurmaya çalışırız. Bu otomatik cevaplar -niyetimizden bağımsız-bazen karşı tarafla bağlantımızı engelleyen tetikleyici bir  dile dönüşebilir.  Ya da niyet terazisine yüklediğimiz alışkanlıklarımız, bir başka şiddetti körükleyen güce dönüşebilir.
               Örneğin bir çatışma yaşadığımızda “Kim Haklı? Kim Haksız?”  niyetiyle iletişime geçtiğimizde, üstüne güç kullanmamıza neden olabilir. Ya da “Talep” niyetiyle iletişime geçtiğimizde karşı tarafın  bağlantısını engelleyen bir korkuya neden olabilir. Somutlaştıracak olursam ; “Bunu yapmanı bekliyorum.” gibi bir talep cümlesi, “Acaba yapmadığımda neler olacak!?” gibi korku uyandıran ve seçimlerimizi engelleyen bir sürece dönüşebilir. Oysa 4 adımı temel alan şefkat dili, kendimizi veya başkalarını; yargılamaktan, suçlamaktan, taleplerde bulunmaktan alarak; bizi saygıya,bağlantı kurmaya;öfke,kızgınlık,suçluluk,utanç gibi duyguları fark ederek duygularımızın sorumluluğunu almaya yani  özgürleştirmeye davet ediyor.
                Bu dili kurmak elbette ki kolay değil. Ama zor da değil. Gönülden bir akış, duygularla güçlü bağlantı sürecin su gibi akmasını destekleyebilir.Tabii tüm bunları yaşarken “Eşdeğerli” bir iletişim kurarak gerçekleştirmeye çalışmak bahsettiğim o “İmtiyazlı Dil” e ya da “İmtiyazlı Eylem” e dönüşmesini de engelleyebilir.
                “İmtiyaz “ derken neyi kastediyorum?
                 Kabaca kişiye tanınmış hak veya ayrıcalık diye tanımlayabiliriz. Daha somut olarak sınıftan  örnek verecek olursam; sınıfta otorite  kişi olan, okula ve sınıfa  dair karar verebilme gücünün olduğu,derslerin işlenme biçiminden tutun da çocukların derste  tuvalete gidip gitmeme izninin dahi  elinde olduğu  bir öğretmen; tüm bunlara karar veremeyen öğrencilerden konumu gereği daha imtiyazlıdır.Eğitime,sağlığa rahatlıkla ulaşabilen engelsiz bir çocuk; engelli ya da farklı gelişen çocuklardan daha imtiyazlıdır. Yine  Türkçe konuşan öğretmen veya çocuklar anadilleri farklı olan çocuklar göre daha imtiyazlı bir konumdadırlar. Ya da anadili farklı olup ama Türkiye yurttaşı  olan çocuklar; mülteci çocuklardan daha imtiyazlıdırlar.
                 İşte bu imtiyazlı hallerden  kaynaklı bazı otomatik kodlarımız bağlantı kurarken farkında olmadan devreye girebiliyor. Bu ırk,dil,din,cinsiyet,ekonomi vb ayrıcalıklarımız,  imtiyazlı olmayan  çocukların güçsüzlüğü üzerinden kendini var edebilen bir güce  dönüşebiliyor. Bu güç ile gerçekleşen eylemler, karşılanan ihtiyaçtan çok imtiyazlı olmanın getirdiği, “avantaj odaklı eyleme “dönüşüveriyor. Bu da ikincil dereceden bir ayrımcılığa aslında neden olmuş oluyor.  Yani hukuki olarak ayrımcılığı doğrudan yapan özneler  değil; sosyolojik olarak  toplumdaki ayrımcılığı, öteki algısını devam ettiren özneler olarak konumlanmış oluyoruz.Bu algı devam ettiği için çocuklar da kendi aralarında bu dili ve eylemi devam ettirmiş oluyorlar. Daha somut bir örnek verecek olursam;
                  Ailesinin ekonomik durumu iyi olmayan bir çocuğa mont almak , çocuğun daha rahat bir yaşam sürdürmesine ve destek ihtiyacına  ciddi katkısı olur. Bununla birlikte mont alan kişi de  hayatı zenginleştirme ihtiyacına katkıda bulunur. Montu almadan önce çocukların iyi bir yaşam sürme ve destek  ihtiyacının bu şekilde karşılanmasına rızası olup olmadığını bilmemek, montu verirken ekonomik durumu daha iyi olan bir yerden konumlanıp yapmak, bunu yüceltmek, hatta sosyal medyada duygusuyla paylaşmak, ekonomik durumun  iyi olma halini ayrıcalıklı  bir yerden, çocuklar üzerinden güce dönüştürmüş olur. Bu  eylem kendi algısını toplumda devam ettirir. Hatta sınıfta "Öğretmenim Suriye'den gelen çocuğa kalemimi verdim. Onun kalemi yoktur kesin. Ona yardım ettim." gibi dikey  ilişki kuran cümlelerle bir başka çocukta devam ettiğini görebilirsiniz.
                 İşte bu imtiyazları göz önünde tutarak bağlantı kurmak, çocukları farklılıklarıyla kabul etmek, kendilerini ifade edebilmeleri için, tüm varlıklarıyla  yargılanmadan kendini güvende hissettikleri,farklılıklarıyla var olabildikleri  alanlar açabilmek, ihtiyaçları için birlikte güç kullanabileceğimiz stratejiler üretmek, ihtiyaçlarını öğrenebilmek için onları  duymak, duyuldukları alanlar açmak, tüm çocukların söz hakkı sahibi olduğu mekanizmalar geliştirmek, kapsayıcı bir öğrenme ortamı inşa etmek ve en önemlisi bunları “Eşdeğerli”  ilişki kurarak yapabilmek çok kıymetli. 
                 Bunları yapabildiğimizde, belki  umudu büyüten su damlacıklarına biz de katılmış oluruz.


*Marshall B. Rosenberg – Şiddetsiz İletişim – Remzi Kitapevi

1 Ekim 2019 Salı

Dünya Çocuk Günü - Özge

Bir çocuk vardı, her gün evden çıkar,
Ve ilk gördüğü şey neyse ona dönüşürdü.
O şey onun parçası olurdu; gün boyunca ya da 
günün bir kısmında,
Ya da yıllarca ya da uzun yıl döngüleri boyunca.
Baharın ilk leylakları parçası oldu bu çocuğun,
Ve çimenler ve beyaz ve kırmızı sabah sefaları ve 
beyaz ve kırmızı yonca,
ve sinekkapan kuşunun şarkısı,
ve üçüncü ayın kuzuları ve domuzun pembe-minik yavruları,
ve kısrağın tayı ve ineğin buzağısı ...


Walt Whitman

Bu dizelerle ilk kez karşılaştığımda üniversitedeydim. “Çocuklarla olmak istiyorum.” deyip bir bölüm seçmiştim kendime. Adına “öğretmenlik” demişler, her gün nasıl “öğretmem” gerektiği anlatılıp durdu yıllar boyu. İstemeye istemeye bitirdim okulu, şimdi çocuklarla nasıl buluşacağım derken hayalini bile kuramayacağım bir okul açma girişiminin içinde kendimi buldum. 

Orada gördüm ki çevrenin, doğanın, yaşamın kendisi bir öğretmen. Okulda bana öğretilenleri çekmecelerinden çıkarıp buradaki deneyimlerle yeniden dizmeye başladım. Ben böyle baktıkça Whitman’ın anlattığı gibi gördüğüm şeylere dönüşüyordum çocuklarla birlikte. 
Göç zamanı geldiğinde uçup Kaz Dağları’na kondum. Çocuklarla birlikte bir ekolojik yaşam merkezinde dolu dolu iki yılım geçti. Doğayla kurduğum bağlantının çocuklar sayesinde nasıl da güçlendiğini görüyorum.  
Şu anda olduğunuz yerde 30 saniye gözlerinizi kapatsanız ve çocukken sizi mutlu eden, unutamadığınız birkaç anı hatırlamak için dursanız doğanın kucağında olduğunuz bir an geçer mutlaka değil mi gözünüzün önünden? 
Çocukken dönüşüveriyoruz gördüğümüz şeye, oysa zamanla içinden geçtiğimiz sistem büyük bir kopuşun parçası haline getiriyor bizi; doğadan uzaklaşmak. 
Buna pek çok sebep sayabiliriz; eğitim sistemi, sanayileşme, insan faaliyetleri, doğal varlıkların tüketimi gibi…

Gezegenimiz değişiyor. Tüm insanlığın gelecekte doğayla uyum halinde yaşayabilmesi, sağlıklı bir şekilde varlığını koruyabilmesi için derin bir değişim süreci gerekiyor. Bunun beni en çok heyecanlandıran kısmı da çocuklarla paylaştığım alanlar ve bu amaç için çabalamak sanırım.
Worldwatch Enstitüsü’nün çıkarmış olduğu Dünyanın Durumu 2017 Yeryüzü Eğitimi: Değişen Gezegende Eğitimi Yeniden Düşünmek isimli kitapta çocukların doğayla olan bağının yeniden kurulması için pek çok deneyim ve faaliyete yer verilerek gezegen ölçeğinde bir eğitim reformunun nasıl olabileceğinin yolları belirtiliyor.
Roger A. Hart, “Çocukların Katılımı - Kuram ve Uygulamada Toplum Gelişimi ve Çevre Korumasında Genç Yurttaşları İçermek” isimli kitabında çocukları kendi haklarının koruyucu olarak görüp çevre koruma alanında uygulamalarına ve bunlara katılımlarına çeşitli örnekler sunuyor.


Bunların her biri çocukların doğayla bağları güçlü, yeryüzüyle uyum içinde yaşayabilen, bunun için haklarını gözeten ve katılım gösteren varlıkları sayesinde oluyor. İnsan okudukça güç ve ilham buluyor. 
Okurken ayrıca sınırlarını günden güne aştığımız gezegenimizin başına gelenleri fark etmemizi, sürdürülebilir sistemler tasarlayarak çocukların bu süreçlere katılımına destek olmamız gerektiğini hatırlatıyor bize. 


Geçtiğimiz yıl Greta Thunberg isimli bir çocuk “Dünyamız yok olmak üzere, acilen bir şeyler yapmalıyız!" diyerek her cuma okulu boykot ederek İsveç Parlementosu önünde eylem yapmaya başladı. Giderek büyüyen eylemler tüm dünyaya hızla yayıldı. Türkiye’den çocukların da katılımıyla yüzbinlerce insan iklim krizine karşı sokaklarda grev yaptı.
Geçtiğimiz hafta da BM Zirvesi’nin açılışında konuşan Greta şunları söyledi: 
"Benim burada olmamam gerek, okyanusun ötesinde okulda olmam gerek. Sizler ne cesaretle bizden umut bekliyorsunuz. Boş sözlerinizle çocukluğumu ve hayallerimi çaldınız. Ben yine de şanslı çocuklardan biriyim. İnsanlar ölüyor, ekosistemimiz çöküyor, kitlesel yok oluşla karşı karşıyayız ama siz sadece para ve ekonomik büyümelerinizden bahsediyorsunuz. Bu ne cesaret…
Bizi hayal kırıklığına uğratıyorsunuz ama gençler artık sizin ihanetinizin farkına vardı. Gelecek nesillerin gözü sizin üstünüzde olacak." 


Bugün 1 Ekim Dünya Çocuk Günü: Doğayla uyum içerisinde yaşayan, tüm canlılıkla bağ kuran, yeryüzünü koruyan, gezegen üzerindeki yok oluşun farkında olan, buna eylemleriyle karşı duran, gücünü katılımdan, dayanışmadan alan çocukların günü... 

28 Eylül 2019 Cumartesi

Katılımcı ve Barışçıl Öğrenme Ortamları için Araçlar 2

Geçtiğimiz yıl eylül ayında “Katılımcı ve Barışçıl Öğrenme Ortamları için Araçlar” listelerimizin ilkini yayınlayıp, döneme ''Birlikte yaşamak ve öğrenmek için neye ihtiyacımız var?'' sorusunu sorarak başlamıştık. 
Başka Bir Okul Mümkün derneğinin de vizyonu olan katılımcı ve barışçıl öğrenme ortamları yaptığımız çalışmalarda önümüze koyduğumuz iki ana kavramı bize hatırlatıyor. Yeni dönemde de katılımı ve barışı destekleyip güçlendirecek, son zamanlarda okuyup ilham alarak yararlandığımız kaynakları bu listede derledik. 
Çocuklara birlikte keyifle paylaşarak öğrenme ortamlarımızın renklenmesi ümidiyle...

1) Şefkatli Sınıf “İlişki Temelli Öğretmenlik ve Öğrenme”
Yazarlar: Sura Hart, Victoria Kindle Hodson
Yayınevi: Bbom Yayınları 


Çocukla Barış’ın filizlenmesinde ilham kaynağı olan Sura Hart’ın Şefkatlı Sınıf’ı sevgili Bediz Gürel’in çevirisiyle geçtiğimiz hafta Bbom Yayınları’ndan çıktı. 
2 yıldır günlüklerimizi yazarken üzerinde durduğumuz konuları, derinleşmek için çalıştığımız başlıkları bu kitapta kendi dilimizde görmek ve her birinin yaygınlaşarak sınıflara gireceğini bilmek büyük bir umut ve mutluluk kaynağı bizim için.


Sınıflarımızda katılımı ve barışı konuşurken İlişki-Öğretme-Öğrenme Bağlantısı’ndan bahseden, bu ilişkileri tüm yönleriyle açıklayan, Şefkatli Sınıfı Yaratmak İçin Araçlar başlığıyla etkinlik ve oyunlar önererek planlama rehberiyle zihnimizi de kalbimizi de yeni döneme hazırlayan Şefkatli Sınıf bizim de yıl boyu elimizin altında, çalışmalarımızda destek olacak bir kaynak. Ayrıca kitabın sonunda yer alan okumalık önerilerle kendi öğrenme yolculuğunuzda derinleşebilirsiniz. 
Unutmadan ekleyelim; kitabı edinmek için kitap@baskabirokulmumkun.net adresine yazabilirsiniz.

2) Pozitif Pedagoji ile Öğrenmek “Evde ve okulda çocuğunuza öğrenme zevkini (geri) kazandırın”
Yazarlar: Audrey Akoun, Isabelle Pailleau
Yayınevi: Pegasus 


Eğitim alanında zihin haritalandırma, öğrenmeyi öğrenme üzerine çalışan iki psikolog tarafından yazılan bu kitapta eğitim metotlarında değişiklik yaparak herkesin kendi içindeki öğrenme isteğini uyandırmak ve bunu da neşeli, eğlenceli bir şekilde yapmak hedeflenmiş.


-Her Durumda Öğrenmek bölümünde öğrenmeye geniş bir bakış açısı sunuluyor. Sayfalarda açılan “İçe bakış anı” kutucukları üzerine düşünmemiz için fırsat yaratırken “Aile deneyleri” size deneyim alanı sunuyor. Bilgiler “Yaşanmış olay” başlıklı hikayeler ile desteklenmiş. 

-Kafa, Kalp ve Beden Yaklaşımıyla Öğrenmek bölümünde farklı öğrenme profilleri ele alınarak dikkati besleyen araçlara örnekler verilmiş. Kalbin çalışmaya hazırlığı için duygulara yer verilerek kendine güvenin öğrenme üzerindeki etkisi; bedenin çalışmaya hazırlığında hareketin etkisi ele alınmış. 

-Sokrat, Aristo, Zihin Haritalandırma ve Diğer Hikayeler bölümünde ise fikirlerin peşine düşmek, düşünme ve yaratıcılık süreçleri üzerinde durulmuş. 
Zihin Haritalandırma “Mind Mapping” yöntemi açıklanarak bolca örneklere yer verilmiş. 
Zihin haritalandırma her yaştan çocukla kullanabileceğiniz, öğrenmeyi kolaylaştıran bir yöntem. Sizin çalışmalarınızda ve bakış açınızda da bir değişiklik yaratabilir. 
Son olarak “Okulda Pozitif Pedagoji Mümkün” başlığı ile öğretmenlerin deneyimlerine ve çalışma örneklerine yer verilmiş. 
Bolca uygulama göreceğiniz bu kitap öğrenme ortamınızda katılımı destekleyecek fikir önerileri verecektir. 

3) Kendimi Keşfediyorum “Çocuklar için Nörobilim Temelli Duygu, Farkındalık ve Dikkat Egzersizleri”
Yazarlar: Sinan Canan, Azize Şahin
Yayınevi: Gençtuti


Farkındalık ve dikkati destekleyen uygulamalar üzerinden özellikle 6-12 yaş aralığındaki çocukların duygusal baş etme becerilerini geliştirme amacıyla, 
nörobiyoloji ve mindfulness üzerine bilgi, pratikler içeren kitabın ana başlıkları şöyle:
-Dikkat geliştiren nefes ve beden farkındalığı egzersizleri
-Eş ve grup uygulamaları
-Uyku öncesi uygulamalar
-Beden odaklı duygu yönetimi uygulamaları
-Derin farkındalık alıştırmaları 
Egzersizleri sınıflarınızda gün başlangıçları veya gün sonu değerlendirmelerinde kullanabilir, okul öncesi dönemdeki ya da 12 yaş üstü çocuklarla da birkaç ifade değişikliği ve ufak yaratıcı dokunuşlarla uygulayabilirsiniz. 

4)Mektepp, Dönem Başlarken Sınıf İçi Etkinlikler Kitapçığı


Çocuk merkezli etkinliklerin, kaynakların ve deneyimlerin yer aldığı Mektepp; öğretmenlerin ders içi etkinliklerini ve içeriklerini buradan bulup, isterlerse kendi etkinliklerini paylaşabildiği dijital bir paylaşım alanı.
Öğretmenlerin Mektepp’te paylaştığı sınıf içi etkinliklerin derlenmesinden doğan  “Öğretmen Kitapçıkları”ndan şu ana kadar üç tane yayınlanmış. Her sayısında farklı bir temayla ilgili etkinliklerin derlendiği bu kitapçık serisine ücretsiz bir şekilde ulaşabiliyoruz. 
Öğretmen deneyimlerinin sınıf videoları, etkinlik dokümantasyonları, deneyim blogları gibi alanlarda artık daha çok birikiyor oluşu ve yaygınlaşması umut veren bir gelişme. 
Öğretmenlerin dönem başında sınıflarında uygulayabilecekleri etkinliklerden bir derleme olan Dönem Başlarken – Sınıf İçi Etkinlikler isimli kitapçık, 16 adet sınıf içi etkinlik örneğini şu başlıklar altında toplamış: 
1.Dönem Başı Etkinlikleri
2.Sosyal-Duygusal Öğrenme
3.Sınıf Yönetimi
4.Sınıf Kültürü
Sınıfınızda uyguladığınız etkinliklerinizi Mektepp platformunda paylaşarak bu etkinliklerin daha pek çok öğretmene ulaşmasını sağlayabilir, yeni öğretmen kitapçıklarının hazırlanmasına siz de  katkı sağlayabilirsiniz. 


5) İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi Kart Oyunu / Uluslararası Af Örgütü 

Uluslararası Af Örgütü’nün 8 yaş ve üzeri çocuklar için hazırladığı 'İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi Kart Oyunu' çocukların haklar konusunda farkındalık kazanmasını sağlayacak bir araç. Kutunun içinde 30 metin, 30 resimli kart ve oyunu anlatan bir kitapçık mevcut.
Her maddeye karşılık gelen görseli bulup bir çift oluşturarak ilerleyen oyun, en çok sayıda çift bulmayı amaçlıyor. 

Kartlar, sınıf ortamında uzun süre kullanılabilecek, dayanıklı bir materyalden yapılmış. Çocuklarla buluşsun, elden ele gezsin, okunsun, oynansın ve hak kavramı ile ilgili farkındalık artsın hevesiyle bu listeye ekliyoruz.

Oyuna, Uluslararası Af Örgütü İnsan Hakları Programı'ndan ulaşabilir, iletişim için ise 'ihe@amnesty.org.tr'ye mail atabilirsiniz.


6) Sosyal Duygusal Öğrenme, Farkyaratan Sınıflar


Sosyal duygusal öğrenmenin, katılımcı ve barışçıl bir öğrenme ortamı yaratmayı kolaylaştırdığı bir okul ortamı deneyimi anlatan bir video. 

‘’Bizim burada temel amacımız barışçıl ve katılımcı bir okul kültürü oluşturmak; bunun için de duygu ve ihtiyaç diliyle iletişim kurmaya karar verdik.’’ diyen arkadaşımız Birsen Civelek, çocukları ve öğretmenleri kendilik gelişimi, sosyal gelişim ve bütünsel farkındalık gelişimi alanlarında güçlendirecek okul uygulamalarını paylaşıyor.


Videoya aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilir, diğer uygulama örneklerini de inceleyebilirsiniz. http://farkyaratansiniflar.org/sosyal-duygusal-ogrenme-mufredati.html




26 Ağustos 2019 Pazartesi

Empati 3



Empati, başkalarının yaşadıklarını saygıyla anlamaktır. Çoğu kez, empati kurmak yerine kuvvetli bir tavsiye verme, teselli etme, kendi durumumuzu veya duygularımızı açıklama dürtüsü ağır basar. Oysa empati bizi, zihnimizi boşaltıp bütün varlığımızla diğerlerini dinlemeye çağırır.
                                                                                                                              Marshall B.Rosenberg


Deneyim ve gözlemlerimizden söyleyebiliriz ki, öğrenme ortamlarında bir takım otomatik kalıpların, yargıların, çözülemeyen çatışmaların sonunda varılan ödül/cezaların kullanıldığı zamanlar olabiliyor ve bu durum katılımcı ve barışçıl zeminin oluşmasını zorlaştırıyor. Öğrenme ortamlarının katılımcı ve barışçıl olabilmesi için önemli ihtiyaçlardan biri empati.
Empatiyi birlikte deneyimlemek için pek çok yol mevcut, biz de Barış Kütüphanesi listelerinde farklı perspektiflerden ele alıyoruz, deneyimlediğimiz araçları paylaşıyoruz. Bu üçüncü listemiz, empati tohumlarını birlikte yeşertmek dileğiyle…


Çok Kötü Bir Şey Oldu

Yazan: Margeret M. Holmes
Resimleyen: Cary Pillo
Yayınevi: Okuyan Koala

Kitabın kahramanının adı Bobo. Bobo çok kötü bir şey gördü ve üzüldü, korktu, korkuyor olmaktan da hiç hoşlanmadı.Gördüğü şeyi hiç aklına getirmeden yaşamak gibi bir çözüm buldu. Bu çözüm başta işe yarıyor gibi görünse de, davranışlarında, duygularında bir takım farklılıklar fark etmeye başladı.Karnı ağrıyor, uyuyamıyor ve üzgün hissediyordu.

Bu durum gittikçe büyüdü ve okulda da zor zamanlar yaşamaya başladı. Bazen anne babalar, bazen de öğretmenler veya yetişkinlerin çocuklara duygularını anlayabilmeleri konusunda yardımcı olduklarını öğrendi ve yardım almaya başladı. Bobo gittikçe kendini daha iyi hissetmeye başladı.
Çocuklarla birlikte çalıştığımız gruplarda travmatik bir olaya maruz kalmış çocuklar olabilir. Onların duygularını düzenlemelerine destek olmak ve diğer çocuklarla empatik bir bağ geliştirmelerini kolaylaştırmak için kullanılabilecek bu kitabın içinde çocuklar tarafından doldurulmayı bekleyen sayfalar mevcut. Kitabın sonunda travmatik olaylarla ilgili ‘’ebeveynlere ve eğitimcilere not’’ bölümü de kitabın işlevini arttıracak bir içeriğe sahip.


İşler Bazen Yolunda Gitmez
Yazan: Mehmet Erkan
Resimleyen: Zeynep Dağgüden
Yayınevi: Elma Çocuk

Bu kitabın içinde çok tanıdık sahneler okuyanları bekliyor. Okulda haksızlığa uğradığını düşünme, anlaşılamama, oluşan öfke ve öfkenin zarar verdiği haller...
Bu biraz da kitabın kahramanı Hakan’ın hikayesi.  Ancak hikaye böyle bitmiyor, Hakan kendini ifade edebilme, duygularını düzenleyebilme, giderek daha empatik bir bağ kurma konusunda güçleniyor. Nasıl mı? Bu sorunun cevabı  pek ipucu  ve öneri içeren kitabın içinde mevcut.



Renk Canavarı
Yazan Resimleyen: Anna Llenas

Çeviren: Esin Pervane
Yayınevi: Nesin Yayınevi

İlk Duygular listesinin gözbebeğiydi, en kısa zamanda çevrilmesini umuyorduk, Nesin Yayınevi sağ olsun, artık daha çok çocuğa ulaşabilir, bu keyifle Empati listesine ekledik.

Mutluluğun güneş gibi ışıldadığı, hüznün yağmurlu günler gibi kendine çağırdığı, öfkenin kıpkızıl alevler çıkardığı, korkunun karanlıklara kaçıp saklandığı, huzurun ağaçlar kadar dingin olduğu rengarenk sayfalar bekliyor bizi kapağı açtığımızda. Her renk bir duygu, duygular karışınca, içi de karışıveriyor canavarın. Neyse ki, pratik bir düzenleme yolu bulabiliyor: kavanozlar!
Her renk, kavanozdaki yerini alıp düzene girdiğinde, bir renge daha yer açılıyor sayfalarda. Acaba ne?



Üzüntü Kapını Çaldığında
Yazan Resimleyen: Eva Eland
Çeviren: Sibel Çelik
Yayınevi: Martı Çocuk

Bazı duygular, içinde kalması zor duygular olabilir. Üzüntü, utanç, öfke gibi...Ne yapacağımızı bilemediğimiz, hemen bitmesini istediğimiz zamanlardan geçebiliriz. Bu durum çocuklar için de geçerli. ‘’Ağlama, üzülme  bu kadar, gül bir bakayım’’ gibi cümleleri duymayan var mı? Bunları duydukça, üzüntüyü deneyimlemek zor bir  hal alıyor.

Ancak çizimleriyle, sözünü oldukça güçlendiren bu kitap,üzüntüyü somutlaştırıyor. Gelebilen, saklamaya çalıştıkça büyüyen, ona alan açtıkça birlikte keşifler yapılabilen, bu keşiflerle üzüntüyü yaşamanın da yollarının çeşitlendiren ve zamanı geldiğinde giden bir arkadaş gibi.
Kendisi üzülünce neler yapabileceği, arkadaşları üzülünce nasıl empati kurabileceği konusunda farkındalığı arttıran, çok tatlı bir kitap.





Noa, Kirpi ve Sarı
Yazan: Sepin İnceer
Resimleyen: Sezen Aksu Taşyürek
Yayınevi: ABM

Noa haz aldığı şeyleri bilen ve onları yaptıkça kendini kelebekler gibi hafif hisseden bir çocuk. Bu haline Sarı ismini koyuyor ve onu uzun uzun yaşamayı seviyor, kelebeğin tüm bedeninde dolaşmasına izin veriyor. Noa’nın başına bir gün kötü bir olay geliyor ve sanki bir kirpi gelip kalbine oturuyor.

Noa Kirpi’yi, Sarı kadar hissetmek istemediğini fark ediyor ve maceralı bir yolculuk başlıyor. Bu yolculukta duyguları görmezden gelmek, bastırmak ve kabul etmek ile ilgili halleri deneyimleme, zorlanma ve destek alma gibi önemli duraklar mevcut. Çocuklarla duygularının ifadesi üzerine çalışırken kolaylaştıracağını düşündüğümüz bu kitap, iki sayfasını da çocukların doldurması için tasarlanmış.



Canavarların Da Duyguları Var!

Yazan ve Resimleyen: Özlem Fedai Korçak
Yayınevi: Masalperest

Adı üstünde, canavarların da duyguları var. Canavar dediğine bakmayın, oldukça sevimliler sadece kendilerinin duyguları olmadığının düşünüldüğünden dolayı protesto halindeler. Bu kitapla ulaşabildikleri herkese duyurmak istiyorlar ne zamanlarda neler hissedebileceklerini. Duygu dağarcığını zenginleştiren, herkesin birbiriyle empati kurabileceği bir zemin olabileceğini ifade eden eğlenceli bir kitap.




Öğrenme ortamlarında empatinin giderek artması umuduyla...








22 Ağustos 2019 Perşembe

"Barış Bir Yoldur" Küçükkuyu Güncesi - Ağustos 2019

 

Gelenekselleşen yaz buluşmalarımızın üçüncüsünden merhaba hepinize.
Heyecanla beklediğimiz yaz buluşmasını bu yıl Öğretmen Köyümüze hasretle diyerek Küçükkuyu'da Özge'nin yuvasında gerçekleştirdik. Bizim için buluşmalar ne kadar kıymetliyse buluşmaları geçirdiğimiz yer, şehir, mekan da bir o kadar kıymetli. Özellikle birbirimizin yaşantısına tanıklık edebilmek, ilham aldığı doğayı, mimariyi, mekanları görebilmek bağlantımızı güçlendiren bir şey. Bu defa da Özge ile Kaz Dağları eteklerinde, kendi yuvasında buluşmak bağlantımızı oldukça güçlendirdi.

Kendi doğal akışına sahip toplantılarımız ilk sabah bağlantı çemberiyle başladı. Haftada bir görüşmemize rağmen çalışmamızı planlamadan evvel içimizdeki canlı hayatın akışını "Şu an da nasılım?" sorusuyla çembere akıtarak başladık. Çocukla Barış'a dair önceki buluşmalarımızda koyduğumuz hedefleri, ulaştıklarımızı, ulaşamadıklarımızı, bizi zorlayan yerleri, kolay akan yerleri bir bir hatırlattık kendimize.

Sonrasında bir değerlendirme turu dönerek Şefkatlli Eğitmen Günlükleri'ni, Barış Kütüphanesi'ni, İhtiyaç Kumbarası'nı, Öğretmen Köyü'yle olan ilişkilerimizi, diğer STK ve kurumlarla olan ilişkilerimizi, sosyal medya kullanım şeklimizi uzun uzun değerlendirdik.
Değerlendirmenin ardından "Çocukla Barış'ı bu yıl nasıl hayal ediyoruz?" diye ortaya çiçek gibi açan bir soru bıraktık. İçimizde yaşadığı şeklini konuşmak, bir sonraki yıla dair vizyonumuza katkı koyacak hayallerimizi duymak bize çok iyi geldi.
Aramızdaki bağlantıya, onarıcı güce olan inancımız, aramızdaki üç kişilik çemberin hacmini yüreklerimiz kadar büyütüverdi. Böylece her hayal kendine bu bağlantıda yer buldu.

Ne mutlu bize ki barışı yolda, doğalında kalpten akıtabiliyoruz.
Dolu dolu üç günün sonunda yeni hedefler ve sorumluluklarla bu yola kaldığımız yerden devam etmek niyetindeyiz. Heyecanımız üç kat, merakımız daha da fazlası :)

1 Ekim Dünya Çocuk Günü'nde yeni fikirlerimiz, çalışmalarımız ve üretimlerimizle kaldığımız yerden sizlere yine "Çocukla Barış" diyeceğiz.

Yaz buluşmamızın Küçükkuyu buluşmasına vesile olan Evcik'in sakini Özge, her sabah fırından ekmeğimizi ve simidimizi alan Gülesra, el lezzetiyle mutfağa ve bize dokunan Özenç masa başında uzun sohbetli anlarda yakından buluşmamızı sağladı.
Güçlü bağlantımıza, üretim halimize, büyümemize, yaratıcılığımıza, güvenimize ve şefkatimize şükranla...

Ağustos 2019
Küçükkuyu

15 Haziran 2019 Cumartesi

Özge'nin Şefkatli Eğitmen Günlüğü Mayıs II


Sura Hart ne diyor?


Hepimiz doğal vericileriz. Çocuklar da buna dahil.
Katkıda bulunmak çocukların en temel ihtiyaçlarından biridir. Sınıfınızdaki çocuklar size, diğer çocuklara ve sınıfın işleyişine nasıl katkıda bulunuyor?


Çocuklara üç basit beceriyi öğreterek sınıf içi çatışmaların %99’unu sona erdirme gücüne sahip olur ve onlara yaşamları boyu hizmet edecek becerileri kazandırmış olursunuz.


Onlara;
1- Duygularının farkına varma becerisini (kendilerinin ve başkalarının)
2- İhtiyaçların farkına varma becerisi (kendilerinin ve başkalarının)
3- Herkesin en çok ihtiyacını karşılayacak şekilde strateji geliştirme becerisini öğretebiliriz.
Bugünden başlayarak bu becerileri geliştirmek için neler yapabilirsiniz?


Ben ne düşünüyorum?
İnsan ilişkileri arasında, toplulukta “doğal verici olma” halimizle katkıda bulunma ihtiyacının farkında oluşumuz çok kıymetli bence. Çocukları da bu bakışa dahil etmek, yaptıklarını “katkıda bulunma enerjisi” gözüyle değerlendirmek tek başına büyük bir adım.


Çocuklar yaşadıklarını paylaşabilecek çeşitlilikte bir dil ve güvenli, açık bir alan bulabildiğinde bu enerjiyi kaplarından en doğal haliyle taşırıyorlar zaten. Geçen hafta bir çocuk sınıfın işleyişine şöyle dokundu: uzun süredir bir sağlık problemi nedeniyle annesinden ayrıydı ve çok özlüyordu. Ona bir mektup yazmak ve postalamak istediğini söyledi. Mektuba neler yazılır, nasıl başlanır adım adım sordu. “Annemi o kadar özledim ki onun için bir şey yapmak istiyorum, artık daha güzel yazdığımı görmesi lazım.” enerjisiyle. Diğer çocuklardan ne yaptığını, mektuba nasıl başladığını, ne yazacağını soran oldu. O da anlattı niyetini ve yardımcı oldu yazmak isteyenlere.


Birden herkes elinde kağıt kalem uzaktaki kuzenine, annesine mektup yazmaya koyuldu. Bu süreci bir çocuğun başlatması ve benden aldığı destekle arkadaşlarına yardımcı olması gün içinde keyifli bir an yaşattı. Benim için katkıda bulunma enerjisi böyle bir şey, üretime de geçince tadından yenmez.


Çocuklarla nasıl paylaşıyorum?
Sura’nın sıraladığı, çocuklara yaşam boyu hizmet edecek çatışma çözme becerileri günlüklerde etrafında dönüp durduğumuz konular ve bence döneme de derli toplu bir son. Çocukların duygu dağarcığını geliştirmek için çemberler kurduk, ortaya kartlar serdik, kitaplara kulak verdik. İhtiyaçların farkında varma ve strateji geliştirme benim hala üzerinde çalışmak istediğim beceriler.


İki çocuk ağlıyor, duygusunu rahat ifade ediyor. Ancak asıl ihtiyacı ne? Bu birbirini duymayı, empatik bakabilmeyi gerektiriyor. Bunları fark ettikten sonra bir strateji geliştiremiyorsak çözüme de ulaşamıyoruz. Birinin duyulmaya, bir diğerinin paylaşmaya ihtiyacı var mesela. Ne yapacağız? Burada çocukları desteklemek için sık sık fikir verdiğim oluyor. Strateji dünyasını geliştirmek bolca deneyim gerektiriyor. O eşikle karşılaşınca ancak bakabiliyorum zıplayacak mıyız, uçaçak mıyız, adım mı atacağız… Bunun için kendimden örnekler veriyorum. Mesela biri sordu bu hafta “Sen hiç tartışıyor musun arkadaşlarınla?” diye. Basitçe anlatmaya çalıştım ne gibi konularda sorun yaşadığımızı ve hangi yollardan gittiğimizi. Çocuklar bunları da deneyim haznesine kaydediyor, içeride yavaş yavaş süzüyor bence.


Kendimi nasıl değerlendiriyorum?
Çocuklara kazandırmak istediğim bu 3 beceriyi alıp hayatımın orta yerine bıraktım. Ben de bu yolda deniyorum, görüyorum, öğreniyorum. Stratejilerde tıkandığım oluyor çok, cebimde en az 3 tane bulundurmaya çalışıyorum ki tosladıkça başka yerden devam edebileyim. Çamtepe’de çocuklarla düzenli olarak çalıştığım bu grupla ne şekilde devam edeceğimize dair düşünüp taşındığımız bu süreçte de bunu deniyorum. Günlükler beni odağıma çocuğu koyma konusunda beslemiş, karar alırken bunun gücünü seziyorum içimde, seviniyorum.
Ve bir kutlama elbette, bu yıl da başka bir deneyim havuzu oldu Çocukla Barış’ta. İyi ki devam etme istikrarı göstermişiz, iyi ki gayret etmişim hafta hafta kendimi dışarıdan görebilmek ve Özenç’in günlüklerinden beslenebilmek için.