6 Kasım 2018 Salı

Özenç'in Şefkatli Eğitmen Günlüğü Kasım I

Sura Hart ne diyor?
Beynin duygusal merkezi öyle güçlüdür ki düşmanlık, öfke, korku ve kaygı gibi negatif duygular karşısında beynin fonksiyonlarını otomatik olarak temel hayatta kalma düzeyine indirir. Öğrenme ortamınızda duygusal güvenliği artırmak için ne yapabilirsiniz?

Geniş kapsamlı bir duygu sözcükleri dağarcığı; insanın kendisi ile derin bir bağlantı kurma ve kendisini gelişmiş bir biçimde başkalarına ifade etme becerisi sağlar. Bu beceriler herhangi bir öğrenme ortamındaki şefkati güçlendirir.  
Öğrencilerinizle birlikte duygu sözcüklerinin bir listesini yapın ve aradan kaç gün geçerse geçsin her gün listeye yeni bir sözcük ekleyin. Duygu sözcükleri listenizi sınıfınızda herkes için önemli olan bir yere yerleştirin.  

Ben ne düşünüyorum?
Negatif duygular karşısında beynin fonksiyonlarında olan değişikliği okuduğumda ilkokul yıllarıma gittim. İlkokulda çok sık okul değiştirdim ve her gittiğim okulda ilk ve tek derdim, müfredatta kaldığım yer ile yeni okuldaki yeri uç uca getirmekti. Bu bir stres faktörüydü benim için hele ki matematikte.Okuldan okula koşarken engellerin üzerinden hemen atlayamadığım oluyordu.Dört işlemler, problemler, ritmik saymalar… Henüz öğrenemediysem, listeden adım çıkacak diye karnıma ağrılar girerdi. Bir gün öncesinden mide bulantıları, uyuyamamalar. Sınıfa girdiğimde, sınıftan çıkacağım anı hayal ederdim böyle zamanlarda, kulağımda dinmeyen uğultuyu bastırmaya çalışan iç sesim:’’geçecek, geçecek, belki de gülerek hatırlayacaksın, geçecek.’’ derdi.
Böylesi bir durumda, bildiğimi de söyleyemiyorum, neden bilemediğimi, halimi de paylaşamıyorum. Bitsin, çok acı çekmeden geçip gitsin diye kaskatı bekliyorum. Epeyce bir zaman böyle geçti, hatırladıkça buruldu içim, ne kendimle ne de yakınımdakilerle bir bağım var. Bir an önce bitsin, eve gideyim kitaplarımdan öğreneyim, haftasonu gelsin kitaplarımı yere yayayım, hepsini okuyayım istiyordum. Öğrenmekten aldığım haz ile evimde buluşuyordum.
Sura’nın paylaştıkları o kadar bağlantılı ve gerçek geliyor ki bana. Ben o zamanlar, kaygı dolu olduğumu, bedenimde olanların korkudan kaynaklandığını bilebilmeyi çok isterdim. Ben hasta sanıyordum kendimi çünkü. Sınıfta duygulara yer açabilseydik, şefkat de gelirdi. Belki bağlar oluşur, korkudan yaprak gibi titrediğimi fark eder, elini omzuma koyar sakinleştirirdi, ‘’sen korkuyorsun galiba, rahatlayabilirsin, yarın tekrar denersin’’ gibi sözler duyardım uğultular yerine, arkadaşlarımdan destek görebilirdim.
Şimdi öğrencilik deneyimlerim, öğretmenliğime ışık tutuyor.
Çocuklarla nasıl paylaşıyorum?
Duygu dağarcığı ile ilgili çemberde gün içinde Sura’nın paylaştığı gibi ilerliyorum. Bununla birlikte yaşadığımız her olay, bu anlamda büyüme gelişmemize bir alan, böylesi bir yaklaşım duygusal güvenliği ara ara konuştuğumuz bir gündem olmaktan çıkarıp, yaşantıya dönüştürüyor. Ben duygusal güvenliğin gelişimi ile ilgili sınıfta anlaşmalar yapmanın rolüne değinmek istiyorum. Çünkü sadece duygularımızın varlığı ve çeşitliliğine odaklanmak, çemberi tamamlamıyor. Bununla birlikte ihtiyaçlarımız da var ve bunların bazıları birlikte yaşamak ve öğrenmek için oldukça önemli.
Sene başından beri konuştuklarımızı, herkesin ihtiyacını gözetecek anlaşma maddeleri haline getirdik.
  • Çemberde birbirimizi dinleyelim.
  • Eşyalarımızı temiz ve düzenli kullanalım.
  • Birbirimize ve çevremize özenli davranalım.
  • Bir sorun yaşadığımız zaman yardım isteyelim.
Bunlar çatı maddeler olarak düşünebiliriz, hepsinin ayrıntılandırılmış, yaşantı icabı ihtiyaç duyulmuş alt maddeleri mevcut, giderek artıyor, bazısına gerek kalmıyor, siliniyor. Buralar canlı, bunu özellikle belirtmek istiyorum. Okulun ilk haftası yapıp asılan, güncelliğini yitiren, bir sorun olduğunda belki tekrar gündeme gelen bir anlaşma değil, canlılığını koruyan, varlığı topluluğa güven veren bir anlaşma.
Çünkü duygu ve ihtiyaçlarımızla biz, sabit birer nesne değiliz, değişiyor, dönüşüyoruz. Şu an günlük iş bölümünde çember kolaylaştırıcısı olan kişi genelde anlaşmamızı hatırlatıyor, ihtiyaç varsa üzerine konuşuyoruz, güne bu şekilde başlıyoruz.
Sonrası ile ilgili neler düşünüyorum?
Aslında günlük iş bölümününde çember kolaylaştırıcısının bu sorumluluğu ile birlikte epey yolunda gidiyor işler. Ancak yine de sınıfta anlaşmaya uyulmadığında neler yapacağımız net değil, bugüne kadar dinleme ve çözüm yolu düşünme/önerme şeklinde ilerledi. Burada çocuklarla birlikte daha tanımlı bir süreç tasarlamak, onları güçlendirmek gibi bir yol var önümde, merak ediyorum.
Kendimi nasıl değerlendiriyorum?
Yazdıkça, ne kadar büyüyüp geliştiğimi fark ediyorum, bununla birlikte ihtiyaçlarımı da. Kendimi değerlendirmek ve geribildirim alabilmek için ne bereketli bir yer. Şanslıyım!


30 Ekim 2018 Salı

Özge'nin Şefkatli Eğitmen Günlüğü Ekim II

Sura Hart ne diyor?


Sınıfta fiziksel ve duygusal güvenlik için harcanan zaman, eğitimcilerin arzuladığı derinlemesine öğrenmenin yeşerdiği şefkatli öğrenme topluluğunu yaratabilir.  
Öğretmenler ne yaşıyorsa öğrenciler onu öğrenir.

Öğretmenler öğrencilerin duygu ve ihtiyaçları ile empati kurarlarsa, öğrenciler
1) ihtiyaçlarının dikkate alındığını
2) okuldaki  arkadaşlarının ihtiyaçları ile nasıl empati kuracaklarını öğrenirler.
Bu değerli öğrenme, sınıftaki duygusal güvenlik ve güveni artırır ve öğrenme sürecinde daha çok işbirliği ve dayanışmanın gerçekleşmesi ile sonuçlanır.

Ben ne düşünüyorum?
Öğrenme sürecinde işbirliği ve dayanışma öğretmenin işini kolaylaştıran ve daha keyifli hale getiren iki temel eksen gibi. Yapacağım etkinliği de, Çamtepe’deki temel ihtiyaçları da bu yönde akıtabilirsem topluluk halinde nefes alıp verebildiğimizi düşünüyorum.

Çocuklarla nasıl paylaşıyorum?
Çocukların duygu ve ihtiyaçlarını tahmin etmeye çalışmak günlük sürecin temel bir parçası gibi artık. Konuşurken sohbet kendiliğinden empati diliyle akıyor. Şiddetsiz iletişim de yeni bir dil öğrenmek gibi pratik yaptıkça akıcı hale geliyor sanki.
Bunu yaşatmak için de bolca olay gerekiyor. Küçücük bir grup olduğumuzdan çemberler kendi hızında, kolaylıkla akıyor. Ancak bazen ortaya bir durum atmakta zorlanıyorum çalışma yapabilmek için. Ya da çocuklardan yeterince yaşantı gelmiyor. O zamanlarda yaratıcılık kuytu köşelerde bekliyor.


Kütüphanede duran bir kart seti var. Üzerinde farklı karakter, kişi, nesne, canlı resimleri... Art arda karışık sıralayınca herkes bir cümle söylüyor. Ortaya türlü hikayeler çıkıyor. İlk zamanlarda çocuklar zorlanıyordu isim, hikaye, duygu bulmakta. Artık yavaş yavaş gelişiyor ve ortaya çıkan olaylar bizim için duygu ve ihtiyaçları belirleyebilmek adına pratik yapmamızı sağlıyor. Kız çocuğu, kedi, top, erkek gibi görsellerden bir hikaye oluşuveriyor. Bir kız çocuğunun babasından kedi almasını isteyip durmasının hiç arkadaşı olmamasına bağlayarak duygu ve ihtiyaçlar üzerine konuşabiliyoruz böylelikle.

Sonrası ile ilgili neler düşünüyorum?
Yaptığımız her pratiğin çocukların kendi yaşantılarında ihtiyaçlarını dikkate alması, birbirleriyle ve kendileriyle empati kurabilmesi adına katkı sağladığını düşünüyorum. Bu pratik alanı da gün geçtikçe zenginleşiyor. Öğretmen arkadaşlarımdan pek çok güzel uygulama görüyor, ilham alıyorum.
Çocuklar kendilerini ifade etme, birbirini dinleme becerisi geliştirdikten sonra günlüğün başında bahsettiğim işbirliği ve dayanışma eksenlerinde yoğunlaşmak istediğimi görüyorum. Örneğin bunun için bazı sorumluluk alanları belirledik ve bu görevleri paylaştık. Çamtepe işlerin hiç bitmediği bir yer :) Her gün bir ebeveyn bize eşlik ediyor ancak sınıf düzenini desteklemeye pek de zamanı kalmıyor. Hele soba vakti geldikten sonra ekstra iş çıkıyor. Bunun için masa silme, kitaplık düzeni gibi sorumlulukların olduğu bir fotoğraflı liste hazırladık. Henüz ikinci haftayı uygulamaya başladık sorumlulukları paylaşmakta. Bunları süreçte yazacağım.
Kendimi nasıl değerlendiriyorum?
Bu haftasonu hayatımda girmiş olduğum yeni bir yolculuğu kutluyorum. Cuma günü İstanbul’da Vivet ve ekibiyle birlikte Şiddetsiz İletişim Temel Eğitim Programı’na başladım. 8 ay sürecek olan bu hikayenin büyüme ve gelişmeme, kendimle ve insanlarla kurduğum bağlantıya olan katkısını kutlamak istiyorum. Bu yolculuğa girmemde Çocukla Barış’ta hafta hafta şiddetsiz iletişimi gündemde tutmamızın ve içimizde yaşatmamızın payı büyük. Paylaşıp çoğaltma umudu ile…

23 Ekim 2018 Salı

Özenç'in Şefkatli Eğitmen Günlüğü Ekim II


Sura Hart ne diyor?

Sınıfta fiziksel ve duygusal güvenlik için harcanan zaman, eğitimcilerin arzuladığı derinlemesine öğrenmenin yeşerdiği şefkatli öğrenme topluluğunu yaratabilir. 

Öğretmenler ne yaşıyorsa öğrenciler onu öğrenir.
Öğretmenler öğrencilerin duygu ve ihtiyaçları ile empati kurarlarsa, öğrenciler
1) ihtiyaçlarının dikkate alındığını
2) okuldaki arkadaşlarının ihtiyaçları ile nasıl empati kuracaklarını öğrenirler.
Bu değerli öğrenme, sınıftaki duygusal güvenlik ve güveni artırır ve öğrenme sürecinde daha çok işbirliği ve dayanışmanın gerçekleşmesi ile sonuçlanır.

Bir daha, bir öğrenciyi disipline etmeye kalkıştığınızda, bunu yapmak yerine öğrencinin davranışının ardındaki duygu ve ihtiyaçlarını tahmin etmeyi deneyin.

Ben ne düşünüyorum?
Fiziksel ve duygusal güvenliği odağa almanın, öğrenmeyi odağa almak olduğunu düşünüyor ve deneyimliyorum ben de. Topluluk olarak öğrenmemiz anca bu şekilde mümkün. Odağa almak, zaman harcamak kısmını biraz daha somutlaştırmanın, uygulamaya geçişi kolaylaştıracağını düşünüyorum. O kalabalık ve hızlı, bir takım gereklilikleri olan akışta ne yaparsam gerçekten bunu sağlamaya çalışmış olurum?
Benim buna cevabım hem beceri hem araçları içeriyor. Sura’nın dediği gibi, duygu ve ihtiyaçlarla empati kurma becerisi ve çocukların da bunu öğrenip deneyimleyeceği araçlar oluşturabilme.
Bu araçlar, her topluluğun ihtiyacına göre değişebilir elbet, ancak sınıf çemberi benim için önemli, pek çok ihtiyacı karşılıyor. Başka ne olabilir? Sınıfta çıkan çatışmaları çözmek için bir araç/mekanizma geliştirilebilir. Biz kalabalık bir sınıfız, iş bölümü yapmadıkça kaotik bir ortam oluyor, o nedenle iş bölümü için bir araç geliştiriyoruz, zamanla gözlem yapıp yeni ihtiyaçlar keşfedebiliriz, topluluğumuza bu gözle bakabiliriz. Araçlar işledikçe rutinler oluşuyor ve sınıfta geçirilen zaman belirsizlikler toplamı olmaktan çıkıyor, herkes için güvenli bir alana dönüşüyor. Böylesi bir alanda, bir çocuğu disipline etmek, çocuğun, topluluğun, fiziksel ortamın ihtiyaçlarını tahmin etmeye dönüşüyor. Elbette bir günde değil, emek emek, üst üste koyarak, birlikte biriktirerek.
Çocuklarla nasıl paylaşıyorum?
Geçen hafta çemberi oluşturmaya çalışacağımızı paylaşmıştım, fiziksel koşullarımızı zorladık, öğretmen masasını dışarı çıkarttık, çember şeklini almamız kolaylaşsın diye yerlere elektrik bantlarından şeritler çektik ve hazır! ( Epeyce matematik kazanımını tekrar etmiş olduk. )
İş bölümüne çember sorumlusunu ekledik. Çember sorumlusu, çembere çağırma, çemberi kolaylaştırma, anlaşmadaki çember ile ilgili maddeyi hatırlatma işlerini yapıyor.
Çember ile ilgili niyet ettiklerimiz hayata geçirdikten sonra, geçen seneki anlaşmamızı gözden geçirdik. Bu sene, diğer şubeden 2 çocuk geldi sınıfımıza, geçen seneki anlaşmayı onlara anlattılar. Anlaşmaya yeni bir madde eklemediler, daha çok  uymadıklarında ne yapacaklarını tartıştılar, gördükçe heyecanlandım. Geçen sene ilk haftalarda bu konuyu konuşurken, ‘’tenefüse çıkmasın.’’, ‘’yemek yemesin.’’, ‘’bahçeye gelmesin.’’ cümlelerini duyarken,  ‘’konuşalım, anlaşmayı hatırlatalım, çözebiliriz.’’ cümlelerini duydum. Nasıl mutlu oldum, içimde Sura Hart’ın ‘’ Öğretmenler ne yaşıyorsa öğrenciler onu öğrenir. ‘’ sözü çınladı. Bu kısma çalışmaya devam edeceğiz.

Sonrası ile ilgili neler düşünüyorum?
Çemberde kendini ifade etme, duygu ihtiyaçlarını belirleyip paylaşabilme konusunda geliştirici etkinlikler planlamayı düşünüyorum, geçen senenin üzerine yeni ifadeler ekleme zamanı geldi. Burada Barış Kütüphanesi’ndeki Duygu Dağarcığı listelerinden faydalanacağım :) https://cocuklabaris.blogspot.com/p/destek-kaynaklar.html
 Bununla birlikte bu aralar Türkçe dersinde kısa okuma anlama metinleri üzerine çalışıyoruz, o metinleri buna hizmet edecek şekilde seçebilirim.Çemberimiz fiziksel koşullarımız gereği, ayakta çember. Bu durum bizim çember zamanımızı kısaltıyor. Her çocuğun sırasının altında duran bir minderinin olduğunu, çembere geçerken herkesin onu getirip üzerinde oturduğu bir çember hayal ediyorum. Minder ve başka kırtasiye ihtiyaçlarım için, içinde bulunduğum topluluklardan destek istemeye karar verdim. Umarım gerçekleştirebiliriz.
Kendimi nasıl değerlendiriyorum?
Bu hafta epey hastaydım, planladıklarımı yapamadığım, işlerimin sarktığı zamanlar oldu. Bu benim için, içinde durması zor bir durum. Sonradan, yakınlarımın hatırlatmasıyla gündemime kendine şefkati alabildim, gelmesiyle içim ısındı, rahatladım, kendimle ve çocuklarla olan ilişkim de rahatladı. ‘’Öğretmenim, sen bugün çok yorgun gözüküyorsun, senin için ne yapabilirim?’’ ‘’Sana evden süt getirelim de iyileş.’’ ‘’Biz birbirimize okuruz, sen dinlen biraz.’’ cümleleri yumuşatıverdi içimi. Dileğim, herkes şefkati, onun kalbe ne kadar iyi geldiğini yasaşın, yaşasın ki yaşatabilsin.




16 Ekim 2018 Salı

Özge'nin Şefkatli Eğitmen Günlüğü Ekim I

Sura Hart ne diyor?
Kendilerinden sınıf yaşamına aktif olarak katkıda bulunmaları istendiğinde, çocukların genellikle hevesli katılımcılar olmaya meyillidirler. Şiddetsiz iletişimin özünde karşılıklı anlaşmaya dayalı bir vizyon yaratmak vardır.
Çocuklarınızla birlikte geçirmek istediğiniz okul yılına dair bir vizyon belirleyin.


Öğrenmek çocuklar için sınıfa getirdikleri bir sürü ihtiyaçtan sadece biridir. İlişki tabanlı bir sınıfta; güvenlik, güven, çocukların ve öğretmenlerin ihtiyaçları ve iletişim biçimleri kullanılan müfredat için akademik konular kadar önemlidir. Sınıfta izlediğiniz müfredat bu değerleri nasıl yansıtıyor? Kullandığınız müfredatta bu değerleri daha güçlü yansıtmaya yarayacak değişiklikler yapmak ister misiniz?

Ben ne düşünüyorum?
“Çocukla Barış” ile geçirdiğimiz bir yılın ardından günlüklerde ikinci yılımıza girerken büyük bir gülümsemeyle bakıyorum ekrana. Dileğim okuyup beslendiğimiz günlüklerde hikayelerimizi keyifle paylaşmak birbirimizle. Bu yıl da Çamtepe Ekolojik Yaşam Merkezi’nde çocuklarla beraberim. Artık ufacık olan grupla birbirimizi bırakamadık. Haftanın dört günü Çamtepe’ye çıkmaya devam ediyoruz.


Döneme başlamadan önce Sura Hart’ın günlüklerinde ilk haftaları gözden geçirdim. Bu yıl daha farkındaydım yapacaklarımın başlarken.


Çocuklarla nasıl paylaşıyorum?
Çamtepe’de temizlik yaparken geçen yıldan kalan anlaşmalarımızı ve panolarımızı kenara ayırdım. İlk hafta çocuklarla buluştuğumuzda önce geçtiğimiz yılı gözden geçirdik. Hangi konularda karar almışız, birlikte neler yapmışız…
Geçen yıl oyun grubu tadında olan süreç bu yıl çocukların ilkokula da başlamasıyla farklı bir hal almaya başladı.
Ben de okul süreçlerini destekleyen haftalık bir program ekledim takvime. Çember saatlerine devam ediyoruz. Program içerisinde okuma-yazma, matematik, proje, bahçe, mutfak, kütüphane, gezi, üretim gibi saatler yer alıyor.
Odağımız “Birlikte nasıl yaşamak ve öğrenmek istiyoruz?” sorusundaydı. Gelen cevaplarsa geçen yılın meyvesi gibi: “paylaşarak ve barışarak”, “hayvanları özgür bırakarak”, “Çamtepe’yi temiz kullanarak”, “okuma-yazma öğrenmek isterim” gibi :)
Bu süreçten sonra grup anlaşmamızın oluşması da daha kolay oldu. Geçen yılın anlaşmasına bakarken “Ağaç eve çıkmıyoruz.” maddesi geldiğinde bir çocuk itiraz etti. “Ben ikna olmuyorum buna, çıkmak istiyorum artık.” dedi. Ağaç eve gittik ve zeminde bir tahtasının eskidiği için biz yokken düştüğünü fark ettik. Birlikte çözüm aramaya başladılar. “Nasıl yaptırabiliriz?”, “Para mı toplasak?”, “Söyleyelim yapsınlar.” gibi yorumlar geldi. Önce aileleri haberdar etmek gerek diye düşündüler ve şu öneri geldi: “Hani siz toplanıyorsunuz ya anne babalar geliyor buraya biz içeride oynuyoruz. O zaman biz de bunu söyleyelim işte. Ağaç evi yaptıralım diyelim.” Çocuklar Çamtepe’yi benimsemişti ve eksik gördükleri yerde birlikte çözüm arama sürecine kolayca geçebiliyorlardı. Bunu görmek beni sevindirdi.


Geçen yılki Çamtepe anlaşmasını tekrar gözden geçirdik ve bu şekilde her madde içimize sinene kadar bu sefer çok daha uzun konuştuk. Çocuklar kuralları hemen kabul etmiyor, içlerine sinene kadar konuşabilecekleri bir alanı olduğunu biliyordu. Bu da hayal ettiğim şeydi.


Sonrası ile ilgili neler düşünüyorum?
Çember saatleri içinde eski duygu panosunu gözden geçirmiştik. Bu yıl yeni kaynaklarla duygu dağarcığını geliştirmek için çalışmaya devam ediyoruz. Yeni bir pano hazırlamaya başladık. Gün içinde konuşurken görünür bir yerde oluşu çocukların sık sık destek almasını sağlıyor. Panoyu sabit değil taşınabilir büyük bir kitap formatında düzenlemek bizim için daha kullanışlı olabilir.


Kendimi nasıl değerlendiriyorum?
Yeni dönemde günlüklere başlarken keyifli, memnun, heyecanlı, istekli ve hevesli hissediyorum kendimi şimdi. Geçtiğimiz yıldan beri bu süreç gelişme/büyüme, topluluk, işbirliği, istikrar gibi ihtiyaçlarımı sardı sarmaladı. Yeni döneme daha farkında başlamamı sağladı. Günlükleri rehber olarak önüme koymak bakış açımı çok değiştiriyor.

11 Ekim 2018 Perşembe

Özenç'in Şefkatli Eğitmen Günlüğü Ekim I

Sura Hart ne diyor?
Kendilerinden sınıf yaşamına aktif olarak katkıda bulunmaları istendiğinde, çocukların genellikle hevesli katılımcılar olmaya meyillidirler. Şiddetsiz iletişimin özünde karşılıklı anlaşmaya dayalı bir vizyon yaratmak vardır.
Çocuklarınızla birlikte geçirmek istediğiniz okul yılına dair bir vizyon belirleyin.

Öğrenmek çocuklar için sınıfa getirdikleri bir sürü ihtiyaçtan sadece biridir. İlişki tabanlı bir sınıfta; güvenlik, güven, çocukların ve öğretmenlerin ihtiyaçları ve iletişim biçimleri kullanılan müfredat için akademik konular kadar önemlidir. Sınıfta izlediğiniz müfredat bu değerleri nasıl yansıtıyor? Kullandığınız müfredatta bu değerleri daha güçlü yansıtmaya yarayacak değişiklikler yapmak ister misiniz?

Ben ne düşünüyorum?
Öncelikle çocuklarla buluştuğum için çok mutluyum. Ücretli öğretmenlik yaptığımdan benim için dönem daha geç başlıyor. Ancak şanslıyım ki aynı çocuklarlayım. Diyarbakır’ın Çınar ilçesinin Ovabağ köyünde, Ovabağ İlkokulu 2/B...

Geçen sene 30 hafta boyunca paylaştıklarıma neler eklenecek, blog nelerle dolacak, nasıl geribildirimler alacağım? Bunları düşündükçe kalbim pır pır.
Vizyon belirlemeyi önemsiyorum. Sonrasında yapacağımız her anlaşmanın zeminini oluşturuyor. ‘’Şimdi bunu neden yapıyoruz?’’ sorusuna tutarlı bir cevap oluyor. Benim içinse adeta bir pusula. Onlarca olasılıktan hangisi bana/bize yönümüzü bulduracaksa onu seçiyoruz, yolda kaybolmuyoruz.
Vizyonu konuştukça birbirimizle kuracağımız ilişkinin niteliğinin netleştiğini, sınıfta duygusal güvenliğin oluşmaya başladığını, çocukların katılımının giderek arttığını fark ediyorum. Çünkü öğrenme, ilişki gerektirir, kalp ile beynin birlikteliği ile gerçekleşir.

Çocuklarla nasıl paylaşıyorum?
Bu sene bizim sınıfımızın yeri değişti. Emek emek düzenlediğimiz sınıfımızda değil, okulun yanındaki prefabrik kısımdayız artık. Önceki sınıfımızda bir çember alanımız ve anlaşmalarımızın eklendiği panomuz vardı. Yeni sınıfımız, öncekininin üçte biri kadar, yeni, bir macera bizleri bekliyor.
Sınıfa geldiğimde çocuklardan ilk duyduğum söz, ‘’Çemberi nerede yapacağız?’’ oldu. Öyle sevindim ki! Çember şarkısını mırıldananlar, söz nesnesini soranlar, yeni anlaşmalar için kağıt hazırlayanlar… O anları izlemek, gözlerimi dolduran bir armağandı benim için. Meğer bir senede ne çok şey biriktirmişiz! Tekrar fark ettim ki ilişkiyi ve onun niteliğini arttıran rutinler ne önemli bir ihtiyaç.
Niyetim ‘’birlikte yaşamak ve öğrenmek için nelere ihtiyaç duyuyoruz?’’ üzerine konuşmaya başlamaktı ancak onlardan gelen gündemle, ‘’neden çember yapıyoruz?’’,’’sence çember ne demek?’’ ile başladık.
Çember demek, birlikte olmak demek.”

“Çember, dinlemek, anlamak ve paylaşmak demek.”

“Çember demek, görerek sevmek demek.”

“Çemberde, üzülmüş bir arkadaşımı dinlemeyi seviyorum. Çember bitince o daha iyi oluyor.”

Sonrası ile ilgili neler düşünüyorum?
Yeni sınıfımızı daha işlevli kullanabilmek ve rutinlerimizi oluşturmak üzerine çalışacağım. Küçücük sınıfta 25 kişi ile çember yapma denemeleri yapıyoruz şu sıralar, bunu netleştirmeyi planlıyorum. Sonraki niyetim ise geçen seneden beri dillerinde bir ‘’Barış sınıfı’’ sözü var, vizyonumuzun önemli bir kısmı, bunu ve birlikte yaşarkenki ihtiyaçlarımızı görselleştirmek ve takip edilebilir bir materyale dönüştürmek. Sabırsızlanıyorum!

Kendimi nasıl değerlendiriyorum?
Yorgunluğumun üzerine çıkan bir coşku ve kutlama var içimde, kaynağı  Çocukla Barış  olarak üretimlerimizin bereketi, istikrarı ve bir öğrenme topluluğu olma yolunda ısrarı… Yaz boyu, bu ilk haftayı yazarken hayal ettim kendimi, işte geldi.
Gittikçe büyüyoruz ve birlikte öğrenmek muhteşem bir şey!

25 Eylül 2018 Salı

Duygularla Barış 3

Yeni döneme “Duygularla Barış” listelerimizin üçüncüsü ile kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Çocukla Barış ile önce kendi içimizde, ardından çocuklarla birlikte bir yolculuğun içine girdik. Bu yolculuğun en heyecanlı yanlarından biri oldu duygu dağarcığımızı genişletmek. Yeni kelimeleri özümsedikçe bağımız güçlendi kendimizle ve birbirimizle.

Farkına vardığımız duyguların altında yatan ihtiyaçlara daha kolay ulaşır olduk. İhtiyaçları dile getirdiğimizde iletişimin yolları açıldı, birbirimizi duyabildik, empati kurabildik.
Bu hafta Ashoka Türkiye'nin BBOM Derneği ile düzenlediği “Eğitimde Yenilikçi ve Güçlendirici Yaklaşımlar: Öğrenme İçin Duygulara Yer Açmak” etkinliğinin arefesinde biz de duygulara çalışırken yararlanabileceğimiz kaynaklara yer açalım ve sizinle paylaşalım istedik.

1- Duygularım “Oynuyorum ve Kendimi Tanıyorum”
Yazan: Isabelle Filliozat, Virginie Limousin
Resimleyen:Eric Veille
Çeviren: Burçak Targaç
Yayınevi: Domingo


Çevrilmesine çok sevindiğimiz; içeriği zengin, interaktif ve eğlenceli bir kitap var karşımızda. Bu ay raflarda yerini alan “Duygularım” uzun bir yolculuğa çıkarıyor bizi. Sade ve komik çizimleriyle de hemen bağımlısı yapıyor.
7 temel duyguyla ilgili pratiklerle başlayan kitapta sayfaların köşelerinden duygularla ilgili keşiflerini anlatan kuş duygulara dair pek çok bilgi veriyor.
Bunlar arasında: duyguların evrenselliği, duyguların süresi, duyguları bastırma sebebimiz gibi başlıklar var.
Profesör Pekhisli ise sorularıyla düşündürüyor.
Kitabın “empati”den sonra yer alan bölümünde çocuğa yapmadığı bir şey yüzünden ceza verip, bağıran bir öğretmen resmi var. Komik ancak algılarımızı dönüştürmemiz şart. “Haksızlık, hayal kırıklığını tetikler. Bu hiç adil değil diye düşünebilirsin.” notu var çalışmanın altında. Daha olumlu bir örnekle açıklanabilirdi. Bizim hayalimizdeki ise duyguyu tetikleyen davranışın hangi ihtiyaca işaret ettiği konusunda bağlamı kurabilecek bir kitap. Kim bilir belki bir gün.. :)
Kitap boyunca duyguların fizyolojiye yansıması da göz önünde bulundurulmuş. Çıkartma sayfaları ile etkinlikler keyifli bir hale getirilmiş. Duyguları bulmayı bir keşfe dönüştürmüş.
Ek olarak duygu tombalası, duygu çemberi, Profesör Pekhisli’nin duygu tuzluğu gibi etkinlikler var.
Kitabın sonunda ise Fransa’da “pozitif ebeveynlik yöntemi”nde öncü olarak anılan Isabelle Filiozat, “Çocuğunuzun Duygularına Ortak Olun” başlığıyla ebeveynler için pek çok öneri sunmuş.


2- Meraklı Çakıl - Parkta / Mutfakta / Sahilde
Yazan: Nazlı Deniz Güler
Resimleyen: Burcu Yıldız
Yayınevi: Kırmızı Kedi Çocuk


Kırmızı saçlı, merak dolu bir çocuk Çakıl. Sevgi dolu gözlerle bakıyor dünyaya ve başından pek çok olay geçiyor seri boyunca.
Parkta karşılaştığı bir çocukla “utanmak”, mutfakta annesiyle “iğrenmek”, sahilde ailesiyle “heyecanlanmak” üzerine keşifler yapıyor.
Yeni gördüğü şeylere dair öğrenme hevesi bitmiyor ve “Bu nedir?” diye soruveriyor.


Çocuklarla duygu dağarcığını geliştirmek üzerine çalışıp bolca hikayeye ihtiyaç duyarken “Meraklı Çakıl” bu ihtiyaca karşılık vereceğe benziyor.
Serinin devamını biz de meraklı gözlerle bekliyoruz. Umarız Çakıl sorularını sormaya devam ederek çocuklarla bizi yeni duygularla buluşturur.


3-Duygularımız
Yazan: Emilie Gillet
Resimleyen: Claire Wortemann
Çeviren: Meltem Akın
Yayınevi: Almidilli
Larousse Ansiklopedim serisi çocuklara merak ettikleri konularla ilgili basit, kolay anlaşılır, görsellerle zenginleştirilmiş içerikler sunuyor.
Duygularımız kitabı da aynı sadelikte;
-Duygu nedir?
-Duygularımıza vücudumuzun verdiği tepkiler nelerdir?
-Duygu mu, duyu mu?
gibi sorulara cevaplar ararken, temel duygularımızla ilgili örnekler veriyor.


Uslu durması öğütlenen çocuk ile işaret parmağını sallayan anne pek de karşılaşmak istemediğimiz örnekler olmasına rağmen kitap genel anlamıyla duygularla ilgili pek çok örnek içeriyor.
Duyguları nasıl kontrol edebileceğimize dair öneriler sunuyor. Son sayfalarında ise çıkartmalarla yapılabilecek bulmacalar yer alıyor.

4- Duygular Sözlüğü
Yazan: Tiffany Watt Smith
Çeviren: Hale Şirin
Yayınevi: Kolektif Kitap


Bu önerimiz yetişkin kitaplığına öneri arayanlar için... Tiffany Watt Smith ile "İnsan Duygularının Tarihi" isimli Tedx konuşmasında karşılaşmış olabilirsiniz.
Bu yaz raflarda yerini alan Duygular Sözlüğü bir kitap dolusu duygu barındırıyor. İnsan sık sık eline alıp karıştırmak istiyor, sözlük okur gibi.

Kitap girişinde “Duygu nedir?” sorusuna biyolojik anlamda cevap aramış. Duygular Tarihi Merkezi’nde araştırma görevlisi olarak çalışan yazar duyguların icadı ve tarihi ile ilgili pek çok örnek sunmuş.
Kitabı nasıl kullanalım sorusunda da kitabı şöyle özetlemiş:
Duygular konusundaki külliyatın çoğunda sayısız duygu listesi vardır. Bu kitap tüm duyguları kapsama ya da iç dünyamızın derinliğine inip merkezine varma hevesinde değil. Daha ziyade usulen alfabetik sırayla dizilmiş duygular hakkındaki minik yazıların bir derlemesi.


Kitapta 154 duygudan bahsediliyor. Melankoli, iç ferahlığı, nefret, pişmanlık, şaşırma, gamsızlık, çaresizlik… Hepsi zihninizde, kalbinizde bir yere işaret etmiş olmalı.
Peki mehameha, kaukokaipuu, hiraeth, teknostres, song, awumbuk... İlk defa duyuyor olabilirsiniz ancak her biri farklı kültürlerden gelen farklı durumların ve duyguların isimleri.
Misafirler gittikten sonra oluşan boşluk ve ağırlık, rüzgarla uçarmış gibi hissedilen coşku ve heyecan, “acaba yapsam ne olurdu?” merakı gibi pek çok hisse karşılık gelen kelimeler yer alıyor.
Dilimizde kullanmamız zor görünse de bu örnek olayların bazılarını rahatlıkla çocuklarla paylaşabilirsiniz. Bu ismi bulan kültürlere ve dillere dair de yeni araştırma konuları çıkabilir, çalışmanız bu sayede daha da derinleşebilir.


5- Öfke
Yazan:Blandino Franco
Resimleyen: Jose Carlos Lollo
Çeviren: Özgür Gökmen
Yayınevi: Desen


Öfke, yanında kriz, nöbet, patlama vb. kelimelerle tamlama oluşturmaya mahkum olmasın diye yazılmış bir kitap. Burada bir virüs olarak karşımıza çıkıyor, büyüyor, büyüyor,büyüyor ve sonrasında kendi içine sığamıyor, poff patlıyor. Bu virüs büyürken değişiyor. Görmemeye, duymamaya, konuşamamaya başlıyor. O artık kör, sağır ve dilsiz. Bu haliyle anlaşmak çok zor, o zaman ne yapacağız? Büyütmeyeceğiz!
Öfke virüsünün basit ve etkili çizimlerle, sağduyu ile büyümeyeceğini anlatan bu kitap, duygular üzerine konuşmayı kolaylaştırıyor, duygu ve ihtiyaç farkındalığını destekliyor.

6- Utangaç
Yazan: Deborah Freedman
Çeviren: Nil Gün
Yayınevi: Kuraldışı Çocuk


Utanmak, okulların henüz açıldığı şu zamanlarda sık kullanılan bir duygu ifadesi. Okul ile  yeni tanışacak olanlar, sınıf değiştirmiş olanlar, öğretmeni değişmiş olanlar…
İlişki kurmakta desteğe ihtiyaç duyabileceğimiz zamanlarda ‘’Utangaç’’ kitabını okumak, çocuklarla paylaşmak işimizi kolaylaştırabilir. Çünkü kitaptaki zürafa da, kuşları çok sevdiği halde, yanına şakımaya gelen kuşa bir selam dahi veremiyor.
Kitaptaki zürafayı anlayıp, sevdiği kuş ile ilişki kurmasını nasıl kolaylaştırabileceğini hakkında konuşmak, utanmanın güzelliği ile buluşup, altında yatan ihtiyaçları fark edebilmek için iyi bir araç.