16 Mayıs 2018 Çarşamba

Gülesra'nın Şefkatli Eğitmen Günlüğü 25. Hafta


                “İlişki temelli bir sınıfta, hem kendilerinin hem de başkalarının armağanlarının farkına varmaları için öğrencilere destek olunur. “Birbirine bağlar” ihtiyaçlarını karşılamaları için öğrencilerinize yardımcı olabilirsiniz. ..Herkesin ihtiyacının karşılamak için öğrenciler kendi armağanlarını vermenin ve başkalarının armağanlarını almanın yollarını ararlar.
Öğrencilerden armağanlarının bir listesini yapmalarını isteyin (bu listeyi yazarak veya çizerek yapabilirler). Sınıf arkadaşlarının bu konudaki fikirlerini alabilirler. Öğrencilerin armağanları ile ilgili farkındalıklarını artırmak için bu listeleri okuyabilir veya sınıfta görebilecekleri bir yere asabilirler.”

               Sınıf ortamında gün içerisinde onlarca karşılıklı bağları güçlendiren olaylar, hikayeler oluyor.
Akıştaki telaşe, ya da bu bağları güçlendiren olayların sıklığı, geribildirim ihmaline neden olabiliyor. Sınıf içinde bir kalemin paylaşımı, ders çalışırken doğalında akan destek halleri, yemek saatinde bir elmayı paylaşmak aslında birbirimize verdiğimiz armağanların somut hali. Ya da bağlarımızı güçlendiren bir hareket yaptığımızda karşı tarafın bir teşekkür etmesi yine kalbimize sunulan çok değerli armağanlardan. 

                 Bunları görünür kılmak, zaman zaman teşekkür etmenin güzelliğini hatırlatmak, bize iyi gelen anları yüksek sesle paylaşarak duyurmak kalbimize iyi geldiği kadar karşılıklı bu bağların güçlenmesi için büyük katkı sunuyor.
                  Çocuklarla paylaşırken ilk zamanlar bunun farkına varabilsinler diye Takdir-Teşekkür çemberleri yapıyorduk. Çocuklarla birlikte çemberde gün içerisinde bize iyi gelen bir hikayeyi paylaşıp, bize iyi hissettiren o hikayedeki kişiye teşekkür ediyorduk. Ya da çemberde yan tarafımızda oturan arkadaşımızın bize iyi gelen bir yönünü paylaşarak bu yönünü takdir ediyorduk. O çemberlerde kime hangi katkısından dolayı teşekkür edileceği merakla bekleniyordu. Gözler ışıl ışıl ve heyecenla paylaşımlar dinleniyordu. Yüzlerindeki gülümseme, gün içerisinde arkadaşlarının yaptıkları her şeyi hatırlama isteği çabası, hatırlamaya çalışırken birden fazla armağanın oluşunu fark etmeleri inanılmaz güzel ve heyecan vericiydi. Şimdilerde çemberleri bıraktık. Çünkü bu dil artık doğalında kendini göstermeye çoktan başlamıştı. Bazen dolapta derse hazırlık için uğraşırken sesler kulağıma geliyor :
-Dün bana matematikte yardım ettin ya bu tokayı sana getirdim.
-Top sıranı bana vermiştin teşekkür ederim.
-Arabuluculuğu çok iyi yapıyorsun. İyi ki sen olmuşsun.
Bunları duymak beni inanılmaz mutlu ediyor. Tabii her zaman bu kadar net cümleler ya da yolunda giden sınıf ortamı olmayabiliyor. Bir bakıyorsunuz ki gün içerisinde birbirleriyle olan bağlantıları o kadar kopuk ki, bırakın armağanları görebilmeyi birbirlerine zarar verdikleri bir ortama bile dönüşebiliyor. Genelde o zamanlarda da armağanlar bana yönelik oluyor :

-İyi ki bizim öğretmenimizsiniz. Bugün verdiğiniz dergi için teşekkürler. Çok mutlu oldum.
-Bize öğrettiğiniz şarkıyı çok sevdik. Teşekkürler. 

                    Birbirine armağan vermeyi somut örneklerle yazmış olsam da armağanı daha soyut olarak tanımlıyorum. Özellikle Marshall’ın Şiddetsiz İletişime dair  :“Gönülden vermeye dayalı bir iletişim.” tanımı benim için bu alınan-verilen armağanların yerini tutuyor. Gönül açıklığı, şefkat alanımızın genişliği insanın hem kendisine hem de karşısındakine verdiği ya da aldığı en değerli armağan gibi geliyor bana. Ve bu armağanın farkında olup paylaşan kişi de doğalında bağlayan ihtiyaçlarıyla bağlantısı çok güçlü oluyor.

                    Sonrası için şimdilerde bu dilin önemini defalarca kendime hatırlatıp, son zamanlarda ara verdiğimiz bu teşekkür ve takdir çemberlerini yeniden başlatmak istiyorum.
İletişimin, birbirimizi duymanın, duyulmanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladığım şu günlerde en büyük kutlama kendimize geliyor. Özge ve Özenç ile çıktığımız bu yolda sadece çocuklarla değil, kendi aramızda da bu dili yaşatma gayretimizi kutluyorum. Özenç’in bu hafta öğretmenler odasında söylediği benim de hep yazdığım ve her yazıp duyduğumda çok bağlantı kurduğum bu cümleyle bitirerek hepinize gönülden akan bir iletişimin olduğu haftalar diliyorum.

“Ah Gule! İletişim ne kadar da önemli. Birbirimizi duymak, anlamak, ihtiyaçlarımızı görmek. Şiddetsiz İletişim bir cevher. Biz bildiğin bir cevher taşıyoruz.”


                  


Özge'nin Şefkatli Eğitmen Günlüğü 28. Hafta

Sura Hart ne diyor?
Rekabetçi olmayan, ilişki temelli bir sınıfta grupla öğrenme yaklaşımı teşvik edilir. Ancak, bireysel çalışmak isteyen öğrencilere bu isteklerini rahatça hayata geçirebilmeleri için de bolca fırsat yaratılır. En önemlisi, öğrencilerin okul yaşamlarının her gününde çok sayıda sınayıcı ve başarılı öğrenme deneyimlerinin olmasıdır.


Siz en çok neyi önemsiyorsunuz; “kendi işini yapmayı” mı, yoksa birlikte çalışmaları gerekse bile, bütün öğrenciler için başarılı bir öğrenme deneyimi yaratmayı mı?


Ben ne düşünüyorum?
Metnin çevirisi yaparken Bediz, “öğrenmeden geçen anım var mı diye düşündüm” demiş. Aynı hisle okudum. Okul yaşantısında pek çok öğrenme deneyimi ile karşı karşıyayız. Okul yaşantısının ardından farklı yerlerde çalışan olarak da aynı şeyi paylaşıyoruz aslında. Her gün bir topluluğa giriyoruz; çalışıyoruz, üretiyoruz, konuşuyoruz, öğreniyoruz.


Önce kendimden yola çıkayım, bakalım nereye varacağım?
Kendi işimi yapmayı mı seviyorum, yoksa birlikte çalışmak gerekse bile diğer arkadaşlarımla birlikte iyi bir öğrenme deneyimi yaratmayı mı?

Kendi öğrenciliğimden yola çıkayım: bireysel çalışmak isteyen bir tiptim çoğunlukla. Pek çok şeyi yalnız başıma yapmayı severim. Ancak çalıştığım okullar ve öğretmenlerle paylaştığım alanlarda gördüm ki birlikte deneyimlemek de çok keyifli ve öğretici.
Önce bunun zeminini yakaladığım zamanlara büyüteçle bakmak istiyorum.
Meraklı Kedi’de çalışırken pek çok şeyi birlikte yapmamız gerekiyordu. Yeni açılan bir okul da olduğumuz için, dayanışma, toplantı, çalışma etrafında dönüp dururken çok öğreniyordum. Ancak biliyordum ki benim orada bireysel çalışma alanım var. Tüm okul kadrosu: sen bu konuda çalış, biz bunları yapalım. Sonra nasıl gidiyor bir bakalım açıklığındaydı.
Öğretmen köyüne bakıyorum, eğitimler yapıp grup grup poster üzerinde tartıştığımız zamanlardan bu hafta oturmuş Barış Kütüphanesi için Doğayla Barış listesinin ikincisini hazırlıyorum. Birlikte üretmekten, kendi verimliliğimi gördüğüm noktada bireysel çalışmaya… Her biri çok kıymetli yolculuklar. Bunları gerçekleştirebildiğim topluluklarda olduğum için şanslıyım.


Çocuklarla nasıl paylaşıyorum?
Sınıf ortamlarımız için de aynı şeyi düşünüyorum. Çocuklar birlikte bir şey yapmaktan keyif almalı, beslenmeli bundan. Ancak tek başına da bir şeyler yapabileceğinin farkında olmaları büyük güven sağlıyor. Buna da alan açmalı.


Elbette çocuklar bizim rehberliğimize ihtiyaç duyuyor. Eğer tek başına çalışmak ona konfor alanı gibi geliyorsa, grupla bir şeyler yapmaya niyetlenmeyebiliyor.
Orada da öğretmenlik becerileri giriyor devreye sanki. O çocuğu da içererek, yeni bir şey keşfetmesini hedefleyerek neler yaratabiliriz?


Mühim olan çocuklardan her bir deneyimin tadına bakarak keşfetmelerini, öğrenmelerini sağlayacak ortamlar yaratmak diye düşünüyorum. Çocuklar da böyle böyle tanıyor aslında kendini. Tek yöntemle eğitim hayatı boyunca kavrulup duran biz, bu yüzden tanımaya çalışmıyor muyuz hala kendimizi sanki?


Çocukların geri bildirimleri neler?
Çocuklar kendini güvende ve rahat hissediyor farklı öğrenme şekillerine alan açılacağını bildikleri zaman. Bunu her zaman yapabilmek mümkün değil elbette. Aynı anda grupla ortak bir şey üzerinde çalışmamız gerekebilir sık sık.
Ancak çocuğun o an olmasa bile bireysel çalışma veya belli bir grupla bir şey yapma hevesine karşılık alan yaratacağımızı bilmesi bile önemli.


Ben bu yıl küçük grupla çalıştığım için bunun kıyaslamasına giremiyorum. Ancak görüyorum ki hepsi kişinin tercih edeceği yol, yaratacağı ortam, çalışma şeklinden önce niyetinde bitiyor. Niyetimiz şekillendiriyor her şeyi.


Kendimi nasıl değerlendiriyorum?


“Niyet” kelimesini çok seviyorum. Yazarken üzerine bu kadar düşününce ve içimden tekrar edince açıp bir sözlük anlamına bakmak istedim: “Bir şeyi yapmayı önceden isteyip düşünme, maksat”.
Çocukla Barış uzun uzun üzerinde düşünülen, niyet edilen bir şeydi; 30. haftalara geldik, Barış Kütüphanesi çoğalıyor gittikçe. Kaç kişiyle paylaştık bu süreci kimbilir...
Çamtepe’de çocuklarla olmak bundan 5 yıl niyetini öylece burada havaya savurduğum bir şeydi. Bir gün aniden başıma geldi. Her şey değişiverdi.

Beni niyetimle gören, bir gün eninde sonunda niyetlerimi daha da güzelleştirip karşıma getiren şu hayatı seviyorum galiba.

10 Mayıs 2018 Perşembe

Özge'nin Şefkatli Eğitmen Günlüğü 27. Hafta

Sura Hart ne diyor?
İlişki temelli bir sınıfta, öğrenciler ve öğretmenler; öğrencilerin öğrenmeye istekli olduğu ve öğretmenlerin öğrencilerin öğrenmesini kıymetli bulduğu şeylere dayanarak, öğrenme kazanımlarını oluşturmak için birlikte çalışırlar.
Kazanımlar öğretmenler ve öğrenciler arasında süregiden diyalogla belirlenir, değerlendirilir ve revize edilir.
Öğrencilerinizin kazanımların belirlenmesi ve değerlendirilmesi sürecine hangi ölçüde katıldıklarına dikkat edin. Daha fazla katılımlarını arzu ediyorsanız, kazanımları onlarla belirleyip birlikte değerlendireceğiniz bire-bir toplantılar planlamayı düşünün.


Ben ne düşünüyorum?
Öncelikle “kazanım” dediğimiz şeyin ne olduğunu önüme koyuyorum. Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığınca hazırlanan öğretim programlarında yer alan, dönemin sonunda öğrencinin ne yapabilmesinin belirlendiği, ne bilmesi gerektiğini anlatan ifadelere kazanım deniyor. Yani bir çocuk okula başladığında, yıl sonunda neleri biliyor, neler yapabiliyor her biri müfredatta yer alıyor ve öğretmen bunu takip ediyor.


Ben yeni bir şey öğrenmek istediğimde o şeyin öncelikle bana neler katacağını, nerelerde kullanabileceğimi ayrıntılı bir şekilde bilmek istiyorum. Sonucunu görebildiğimde öğrenme motivasyonumun da buna göre şekillendiğini düşünüyorum. Ancak bir öğrenci olarak okullarda bununla karşılaşmadım çoğunlukla. Öğrenmem gereken şey bir zorunluluk, sorgusuz yapılması gereken şey olarak önüme geldi.
Bu da öğrenme sürecime dair bağlantı kurmamı zorlaştırdı. Neyi niçin yaptığımızın cevapları olmayınca kocaman bir boşluk oluyor sanki karşımızda.


Çocuklarla nasıl paylaşıyorum?
Bu bağlamı kurabilmek, çocukları öğrenme süreçlerinin aktif birer katılımcısı haline getirebilmek için geçtiğimiz yıllarda 1. ve 2. sınıfta çocuklarla çalışırken derslere dair öğretim programlarını ve kazanımları çocuklarla paylaştım zaman zaman. Dönem başlarında çemberler genellikle göreceğimiz konular, merak ettiğimiz başlıklar, neyi nasıl yapacağımız hakkında konuşarak geçiyordu. 1. sınıfta genel anlamda heves okuma-yazma süreçleri ve sayılarla işlemler yapabilmek olduğu için zaten aktif katılımcılardı çocuklar.
2. sınıfa geldiğimizde dönemlik kazanım listelerini paylaştığım oldu. Bu cümlelerin yapısının amacını, bu kazanımlara ulaşmak için neler yapabileceğimizi birlikte paylaşıyorduk.
Sürecin ilerlemediği zamanlar da oluyordu. Çocukta öğrenme motivasyonu olmadığında, zorlandığımda da kazanımları paylaşmanın faydasını gördüm.


Çocukların geri bildirimleri neler?
Çocukların öğrenme yolculuklarında varmaları gereken yeri görmelerinin onlara iyi geldiğini gözlemledim. Hatta bu süreci aileleriyle de paylaştığımda daha da güçlendi süreç.
Sonraki dönemde “bu dönem neler öğreneceğiz” hevesiyle çembere gelen çocuklar vardı. Konular çeşitlendikçe, bizim de sınıfta sayımız artınca bir defter oluşturmuştum.
Çocuklarla kazanımlar üzerinden minik toplantılar yapıyordum. Ve konuştuklarımızı bu deftere not alıyordum. “Mini toplantılar” ihtiyaç doğrultusunda çıktı, bireysel olarak süreci ele alabilmemiz adına. İsmi itibari ile de çocuklar büyük bir ilgiyle karşıladı. “Toplantı vaktimiz” deyip, öğle arasında, arada dere buluşup konuşuyorduk.
Bu hem benim öğrenme süreçlerini takibimi kolaylaştırdı, hem de çocukları bu sürece bir nebze daha kattı.


Kazanım, müfredat devreye girince ilkokul deneyimlerimi döktüm buraya. Günlükte bunlara da yer vermek kalıcılığı ve benim tekrar gözümden geçirip kafamda şekillendirmem açısından bana çok iyi geliyor.
Bu yılki deneyimlerimi düşünürsem, okul öncesi programının ne kadar şekil alabilen, yöntemsel olarak çeşitlendirilebilen ve hayatı içeren hedeflerden oluştuğunu görüyorum.
Bu deneyimin de beni öğretmenliğim açısından zenginleştirdiğini düşünüyorum.


Üç yıldır çocuklarla birlikte yaşadıklarımı her hafta oturup günlüklerde yer alan paragrafların perspektifinde ele almak, yazıp biriktirmek beni çok mutlu ediyor. Kendi kendime de aklımda kazanımlar belirlemişim fark ediyorum. Çocuklarla çalışırken daha katılımcı alanlar yaratabilmek, kendi adıma şefkatli bir insan olabilmek gibi beni heyecanlandıran adımlar var.
Her gün bu konularda düşünmek nasıl da tazeliyor. Öğrenme hevesimiz ve süreçlerimizin sevinci daim olsun!




Özenç'in Şefkatli Eğitmen Günlüğü 27. Hafta


Sura Hart ne diyor?
İlişki temelli bir sınıfta, öğrenciler ve öğretmenler; öğrencilerin öğrenmeye istekli olduğu ve öğretmenlerin öğrencilerin öğrenmesini kıymetli bulduğu şeylere dayanarak, öğrenme kazanımlarını oluşturmak için birlikte çalışırlar.
Kazanımlar öğretmenler ve öğrenciler arasında süregiden diyalogla belirlenir, değerlendirilir ve revize edilir.
Öğrencilerinizin kazanımların belirlenmesi ve değerlendirilmesi sürecine hangi ölçüde katıldıklarına dikkat edin. Daha fazla katılımlarını arzu ediyorsanız, kazanımları onlarla belirleyip birlikte değerlendireceğiniz bire-bir toplantılar planlamayı düşünün.

Ben ne düşünüyorum?
Bu hafta kazanımlı katılımlı konular var, ne güzel dedim içimden, epeydir bahsetmiyordum. Öğrenme, öğrenme kazanımları diye okurken zihnimin ayrımını fark ettim. Epeydir olmadığını düşündüğüm bir ayrım…Çıkıverdi pıt diye içimden. ‘’Bu hafta konumuz akademik.’’
Bu ayrım ( akademik – akademik olmayan, akademik – sosyal duygusal ) neyi kolaylaştırıyor da bu kadar sık kullanılıyor?



Bu dikotomik halin yarattığı boşluktan hayat akıyor sanki. Akarken nanik yapıyor bize, hayat öyle ayırmaya gelmez, su gibi onlar diyor, akar birlikte. Kalbimiz, aklımız içi içe, bir, bütün.

Aklıma Eğitimde İyi Örnekler Konferansı’nın açılış oturumu geliyor, yan yana oturmuşuz ekip olarak. Bir kısa film yapmışlar: Eğitim, yaşam için. 

‘’Bizi ileri götüren aklın ve kalbin muhteşem birlikteliğidir.’’ diyor, biz birbirimize bakıyoruz.
‘’Öyleyse eğitim bu birlikteliğe nasıl hizmet eder?’’ diyor, bizde eller buluşuyor.
‘’Hayatın sunduğu deneyimleri, öğrenmenin ayrılmaz bir parçası saydığımızda kalp akılla, eğitim yaşamla buluşur.’’ diyor, gözlerimiz doluyor.

O kadar bahsettim, linkini bırakayım: https://www.youtube.com/watch?v=sjPyO1XMfQs

Evet, öğrenmek yaşamak demek, öğrenmek güçlenmek demek…Her birimizin gücünü eline alabilmesi demek. İlişki temelli bir sınıfta bu alanlar ne kadar bereketli, ne kadar zengin.
Kim neyde, hangi yol ve hızda, nasıl ilerlemek istiyor, bunu birlikte nasıl yapabiliriz?
Bu sorulara alan açmak, bunu konuşabilmek, hem kalplere hem beyinlere yani içimize güzelliklerin tohumunu atıyor, kökler zamanla filizleniyor.

Buna alan açmak ve sonrasını keyifle izlemek, yolculuğumun en sevdiğim zamanları 😊

Çocuklarla nasıl paylaşıyorum?

Okula başladığımız zaman, benim için her şey o kadar yeniydi ki. Mekan, çocuk sayısı, dil...
Hayalini kurduğum, Sura'nın da bahsettiği toplantıları yapmaya 1. dönemin sonunda başladık neredeyse, hatta yeni yeni tam olarak içime siniyor. 

Ancak bu alanı açmış olmanın yarattığı katılımcı zemin etkilerini ilk günden göstermeye başladı, gerisi biraz deneme, olmayınca başka yollar arama, destek alma, sebat...

Şimdilerde çocukları çalışırken izlediğimde (bayılıyorum buna!) şöyle cümleler düşüyor kulağıma.

- Hani ben yazı yazarken boşluk bırakmayı unutuyorum ya, bu hafta onu çalışıyorum. Sen ne çalışıyorsun?
- Çemberde herkes ne çalıştığını söylesin, haberimiz olsun, yardım isteriz.
- Ben artık toplama işlemini yapabiliyorum, sana anlatayım mı?
- Öğretmenim, hadi gel, bu ders biz sana kitap okuyacaktık.

Bu neşesi sınıfın duvarlarından taşan, bereketi ve çeşitliliği bol, bahar gibi halimizi kutluyorum! 
Zamanı gelmiş demek :)




Gülesra'nın Şefkatli Eğitmen Günlüğü 24. Hafta


         “Öğrenciler için işbirliği içinde çalışmak şaşırtıcı derecede doğaldır.
Nasıl etkileşim kuracaklarına dair yeni seçimleri ve becerileri olunca, endişeleri duyulduğunda ve ihtiyaçları karşılandığında; birlikte çalışmanın, birlikteliğin en keyifli hali olduğunu anlarlar.
Öğrencilerinizi birlikte işbirliği içinde çalışırken izleyin. Heyecanın ve doğaçlama yürüyen problem çözme süreçlerinin farkına varın. Karşılıklı alışverişin ritim ve akışının sahip oldukları iletişim becerilerine bağlı olarak ilerleyişini fark edin.”

         Ne güzel bir pasaj dedim okurken. J  Benim en keyif aldığım, sınıfta motivasyonumu arttıran en önemli şeylerden biri birlikte çalışmak. Ve çocukların da… Sadece öğretmen tarafından belirlenen kurallara, yapılandırılan derse maruz kalmadan birlikte inşa edilen bir sınıf ortamında, başarının daha da arttığı da bir gerçek. 

       
          Doğalında çocuklar arasında olan bu etkileşime zamanla biz müdahale ederek, kendi isteklerimizle şekillendirmeye çalışarak, sadece kendi ihtiyaçlarımızı karşılayan stratejilerle bu etkileşimi bozuyoruz. Evet evet biz yetişkinler bu doğallığı kendi ellerimizle bozuyoruz. Çatışma yaşandığında nasıl çözeceğimizi bilememek belki de bizi buna itiyor. Yani birlikte çalışan çocuklar arasında tabii ki ara ara karşılıklı ihtiyaçların çakışması sonucunda çatışma yaşanabiliyor. Bizler bunu hızlı ve etkili çözmek için kolları sıvadığımızda yaptığımız ilk şey anda kalmayıp , olayı tüm sürece yaymamız oluyor.  Üstüne çözümü de yine tüm süreç üzerinden şekillendiriyoruz. Birlikte çalışan grubu dağıtmak gibi mesela. Ya da grubu dahil etmeden gruba dayattığımız anlık kurallar gibi. Haliyle bu çözümsüz olan “çözüm” stratejileri bir süre sonra doğalında akan bu “topluluk” olma halini, öğretmen eliyle oluşturulmuş
“bir arada duran kişiler”  haline eviriyor.
            Çocuklarla çalışırken başından beri yaparken keyif aldığım ve bana katkısı olan şeylerden bir diğeri de gözlem yapıyor oluşum. Sene başında bol bol tenefüse çıkıyor onları tenefüste gözlemliyordum. Kendi aralarındaki  bu etkileşim sürecini böylelikle görebiliyordum. Çocuklar bağımsızlaştıktan sonra sınıfta kendi başlarına çalışma yaptıklarında da gözlemlemeye devam ettim. Kendi aralarındaki o ahenk, çatışma anındaki hızlı şekilde çözüm arayışları, birbirlerine destek oluşları beni mutlu eden anlardan. Doğalında var olan bu etkileşimi barış diliyle güçlendirince bu anlar ortaya çıkıyor. Çünkü öteki türlüsü sadece etkileşim olarak kalabiliyor. Ya da kendi çözüm becerileri her zaman karşı taraftaki arkadaşının ihtiyacını da gözeten bir şekilde olmayabiliyor. İşte bu doğalında akan etkileşim haline bir de şiddetsiz iletişim dil değdi mi tabiri caizse o sınıfta güller açıyor. J

          Okuma saatlerinde kendi aralarında dönüşümlü olarak okumaya yeni geçen arkadaşlarını çalıştırmaları, ara bulucuların sadece sınıf içinde değil okul genelinde kendilerine bir misyon belirlemeleri, ektiğimiz cevizleri sulamaları, birbirlerine yeni öğrendikleri oyunları öğretmeleri…
Doğaçlama  yürüyen anlardan sadece birkaçı.
 Sınıf meclisinin de buna etkisi büyük. Konuşabildikleri, fikirlerini sunabildikleri alanların oluşu güçlerini ellerine almaya, bağımsızlaşmalarına inanılmaz katkı sundu.
                 Birlikte çalışma, işbirliği içinde olma, bir anda olmuyor. Tıpkı Sura Hart’ın pasajlarında değindiği, bizim de üzerinde durduğumuz duymak,  duyulmak vb diğer tüm ihtiyaçlar gibi.
Önüme şimdilerde bu ihtiyaçları yazıp koyuyorum. Özellikle de bir yıla yayılarak çalışmış olduğum ihtiyaçları. Ne kadar ilerledim, neler yaptım diye değerlendiriyorum. Yalnızlaşmış bir sınıftan birlikte hareket eden bir sınıfa dönüş hali yine gülümsetiyor beni.
İnancım artıyor, motive oluyorum.
                 Bu haftaki kutlamalarım pasajdan yola çıkarak okuldaki dayanışma hallerimize. Küçükmüş gibi görünen ama bazen bir selamlaşmanın, getirilen bir meyveyi paylaşmanın, koridorda sohbet arası atılan kahkahanın hem kendi dünyamızda hem de çocukların dünyasında nasıl etkili olduğunu biliyor ve değişimleri görüyorum. Bu anların güzelliğini kutluyor sizlere de bu an’ları biriktirdiğiniz haftalar diliyorum.




4 Mayıs 2018 Cuma

Empati


Duygularla Barış listelerini hazırlarken başlayan ve kendiliğinden oluşan bir liste oldu Empati.
Duygularının farkında olan ve duygularını paylaşma konusunda güçlenen çocuğun empati kurması
kolaylaşıyor, böylelikle kendisi ve çevresiyle barışı sağlayabiliyor.
Deneyimlerimiz bize gösterdi ki, barış empatiyle var olabiliyor, içimizde-dışımızda bu şekilde
çiçekleniyor. Umarız bu listeyle barışın can suyu empatiyi daha çok var edebiliriz, güçlendirebiliriz.

Hadi başlayalım :)


1.Senin Kovan Ne Kadar Dolu?

Yayınevi: Butik
Yazan: Mary Reckmeyer, Tom Rath

Çizen: Maurie J. Manning

Bazı günler her şey üst üste gelir. Evden hızlıca çıkman gerekir, çorabının tekini bulamazsın,
okulda bir arkadaşın alay eder, akşam uğraşıp didinip yaptığın ödevi okula getirmeyi unutursun
ve içinde yavaş yavaş sakinliğin azaldığını, öfkenin arttığını fark edersin, tehlikeli son yaklaşıyordur:
öfke nöbeti. Duyguları fark edip, hakkında konuşabilmeyi kolaylaştırabilmek için bir metafor
sunuyor bu kitap: kova.Sanki herkesin başının üzerinde birer kova var ve ihtiyaçlarımız karşılandıkça
kovamız doluyor, karşılanmadıkça damla damla boşalıyor. Ne kadar somut bir hale getirip,
kendimize soru sormayı kolaylaştırıyor değil mi?

Kitaptan empatiyi büyüten bir cümle koyalım buraya:
‘’Ne zaman başka birinin kovasına bir damla düşmesine yardım etse,
kendi kovasına da bir damla düştüğünü fark etmişti.’’

Damla damla artsın, kalplerden taşsın :)

2. Sarı Şehir Mavi Şehir

Yayınevi: ABM
Yazan: Ljerka Rebrovic
Çizen: İvana Pipal

Çeviren: Gülce Göyçen Karagöz

İsminin hemen altında yazar, bir inatlaşma hikayesi diye.
İnat bazen çekirdek gibi, son çekirdek, tuzdan yanmış dudakla buluşana kadar yemek istersin.
Bu kitap da bize bir inatlaşma hikayesinin ne kadar uzayabileceğini enfes çizim ve kurguyla anlatıyor.
Çocuklar çözüyor ama yetişkinler bırakamıyor inadı, devam da devam.

Halbuki, karşındakinin dünyasına merakla bir ziyaret yapsan, kim bilir neler göreceksin,
kim bilir bu sefer birlikte nereyi keşfedeceksin? İşte bu kitap empati yolculuğunu yapabilmek için çok
kullanışlı bir araç. İlişkilerimizde neyi inada bindirdiysek, yavaşlayıp bu kitabı hatırlayabiliriz, böylelikle
şehirler kendi renginde kalır, nehirler özgürce akar.

3. Mutlu Tavşanlar


Yayınevi: Redhouse Kidz
Yazan: Marie Nimier
Çizen: Beatrice Rodriguez

Bir kitap olsa da, empati üzerine konuşmamız kolaylaşsa, ‘’işte bu kadar basit’’ desek, başka başka örneklerle, dönüp dönüp okusak, her seferinde başka kapılar açılsa empati yolculuğumuzda...Mutlu Tavşanlar tam da bu ihtiyacı gidermek için yazılmış sanki!

Kitabı eline alır almaz bir heyecan, nereden başlasam? Evet, bu kitaba başlamadan önce nereden başlayacağına karar vermen gerekiyor, çünkü iki taraflı, bir tarafta tavşanın, diğerinde ressamın hikayesi.
Hikayenin mutlu sonu, kitabın sonunda değil ortasında, birbirinin hikayesini görerek geldiğin yerde. Bazen bir sorunu çözmeye eşlik ederken kendimizi ‘’acaba bu durumu o nasıl yaşamış?’’, ‘’göründüğü gibi olmayabilir, bir de onu duyalım.’’ derken buluruz ya, o sözlerin kitaba dönüşmüş hali elimizdeki. Başladığımız duyguyla, iki tarafı okuduktan sonraki duygumuz farklı. Empatinin yarattığı bir fark bu.
Empatinin hayatlarımızda yarattığı fark, artarak büyüsün diye.


4. Zor Balık

Yayınevi: Minty
Yazan: Büşra Tarçalır Erol
Çizen: Uğur Altun

Konusu ismine gizlenmiş kitaplardan. Bir süredir sıklıkla duyduğumuz bir kavram zorbalık.
Kaygılandıran, korkutan, bazen çaresizliğe düşüren. Önemli bir çalışma konusu zorbalığa karşı
neler yapılabileceği,  zorbalığın nasıl azaltılabileceği. Bizim tüm cevaplarımız empatiden geçiyor,
empatiyle şekilleniyor.

Bu kitapta da kedi ve balığın hikayesini empatiyle okumaya ne dersiniz?

5. Sarılalım mı?

Yayınevi: Taze Kitap
Yazan: Simona Ciraolo

Kalbi ısıtan, büyüten bir soru çok tatlı bir kitabın adı oluvermiş :)
İçimiz karıştığında, kendimize ve başkalarına empatiyle bakmamız zorlaşır. Bir durup nefes almanın,
sakinleşmenin, tekrar bağ kurabilmenin çok kolay bir yolunu paylaşıyor bu kitap bizimle: Sarılmak!

Kollar açılır, birbirini bulur, sarılır ve kalpler yan yana gelir. Dikenlerin olsa bile!

6. Empathy, Brene Brown

Empati üzerine izleyebileceğimiz bir kısa filmde sıra. İngilizce ancak alt yazı seçeneği mevcut.
Tüm bunlara gerek olmayabilir, kalp dilimiz var ya:)
Link:
https://www.youtube.com/watch?v=5zXLyTR1_MM

7. Okullarda Empatiyi Geliştirmek İçin Rehber

Bizim elimizin altında, her dileyenin elinin altına alabilmesi için link burada: http://www.farkyaratansiniflar.org/pdf/Empati-icin-rehber.pdf
Bu rehber, Ashoka’nın Fark Yaratan Sınıflar Projesi kapsamında bizlerle buluştu, ne güzel oldu.

İçerisinde bir empati yol haritası yer alıyor, adım adım öneriler  etkinlikler yer alıyor.
Rehberin ‘’Neden Empati?‘’ sorusuna verdiği cevabı paylaşalım sizlerle

-Çocukları donanımlı kılmak
-Okulları dönüştürmek
-Dünyayı değiştirmek

Tüm bunlar bizi çok heyecanlandırıyor, umudumuzu büyütüyor.
Biliyoruz ki, birlikte daha güçlü!