22 Ağustos 2019 Perşembe

"Barış Bir Yoldur" Küçükkuyu Güncesi - Ağustos 2019

 

Gelenekselleşen yaz buluşmalarımızın üçüncüsünden merhaba hepinize.
Heyecanla beklediğimiz yaz buluşmasını bu yıl Öğretmen Köyümüze hasretle diyerek Küçükkuyu'da Özge'nin yuvasında gerçekleştirdik. Bizim için buluşmalar ne kadar kıymetliyse buluşmaları geçirdiğimiz yer, şehir, mekan da bir o kadar kıymetli. Özellikle birbirimizin yaşantısına tanıklık edebilmek, ilham aldığı doğayı, mimariyi, mekanları görebilmek bağlantımızı güçlendiren bir şey. Bu defa da Özge ile Kaz Dağları eteklerinde, kendi yuvasında buluşmak bağlantımızı oldukça güçlendirdi.

Kendi doğal akışına sahip toplantılarımız ilk sabah bağlantı çemberiyle başladı. Haftada bir görüşmemize rağmen çalışmamızı planlamadan evvel içimizdeki canlı hayatın akışını "Şu an da nasılım?" sorusuyla çembere akıtarak başladık. Çocukla Barış'a dair önceki buluşmalarımızda koyduğumuz hedefleri, ulaştıklarımızı, ulaşamadıklarımızı, bizi zorlayan yerleri, kolay akan yerleri bir bir hatırlattık kendimize.

Sonrasında bir değerlendirme turu dönerek Şefkatlli Eğitmen Günlükleri'ni, Barış Kütüphanesi'ni, İhtiyaç Kumbarası'nı, Öğretmen Köyü'yle olan ilişkilerimizi, diğer STK ve kurumlarla olan ilişkilerimizi, sosyal medya kullanım şeklimizi uzun uzun değerlendirdik.
Değerlendirmenin ardından "Çocukla Barış'ı bu yıl nasıl hayal ediyoruz?" diye ortaya çiçek gibi açan bir soru bıraktık. İçimizde yaşadığı şeklini konuşmak, bir sonraki yıla dair vizyonumuza katkı koyacak hayallerimizi duymak bize çok iyi geldi.
Aramızdaki bağlantıya, onarıcı güce olan inancımız, aramızdaki üç kişilik çemberin hacmini yüreklerimiz kadar büyütüverdi. Böylece her hayal kendine bu bağlantıda yer buldu.

Ne mutlu bize ki barışı yolda, doğalında kalpten akıtabiliyoruz.
Dolu dolu üç günün sonunda yeni hedefler ve sorumluluklarla bu yola kaldığımız yerden devam etmek niyetindeyiz. Heyecanımız üç kat, merakımız daha da fazlası :)

1 Ekim Dünya Çocuk Günü'nde yeni fikirlerimiz, çalışmalarımız ve üretimlerimizle kaldığımız yerden sizlere yine "Çocukla Barış" diyeceğiz.

Yaz buluşmamızın Küçükkuyu buluşmasına vesile olan Evcik'in sakini Özge, her sabah fırından ekmeğimizi ve simidimizi alan Gülesra, el lezzetiyle mutfağa ve bize dokunan Özenç masa başında uzun sohbetli anlarda yakından buluşmamızı sağladı.
Güçlü bağlantımıza, üretim halimize, büyümemize, yaratıcılığımıza, güvenimize ve şefkatimize şükranla...

Ağustos 2019
Küçükkuyu

15 Haziran 2019 Cumartesi

Özge'nin Şefkatli Eğitmen Günlüğü Mayıs II


Sura Hart ne diyor?


Hepimiz doğal vericileriz. Çocuklar da buna dahil.
Katkıda bulunmak çocukların en temel ihtiyaçlarından biridir. Sınıfınızdaki çocuklar size, diğer çocuklara ve sınıfın işleyişine nasıl katkıda bulunuyor?


Çocuklara üç basit beceriyi öğreterek sınıf içi çatışmaların %99’unu sona erdirme gücüne sahip olur ve onlara yaşamları boyu hizmet edecek becerileri kazandırmış olursunuz.


Onlara;
1- Duygularının farkına varma becerisini (kendilerinin ve başkalarının)
2- İhtiyaçların farkına varma becerisi (kendilerinin ve başkalarının)
3- Herkesin en çok ihtiyacını karşılayacak şekilde strateji geliştirme becerisini öğretebiliriz.
Bugünden başlayarak bu becerileri geliştirmek için neler yapabilirsiniz?


Ben ne düşünüyorum?
İnsan ilişkileri arasında, toplulukta “doğal verici olma” halimizle katkıda bulunma ihtiyacının farkında oluşumuz çok kıymetli bence. Çocukları da bu bakışa dahil etmek, yaptıklarını “katkıda bulunma enerjisi” gözüyle değerlendirmek tek başına büyük bir adım.


Çocuklar yaşadıklarını paylaşabilecek çeşitlilikte bir dil ve güvenli, açık bir alan bulabildiğinde bu enerjiyi kaplarından en doğal haliyle taşırıyorlar zaten. Geçen hafta bir çocuk sınıfın işleyişine şöyle dokundu: uzun süredir bir sağlık problemi nedeniyle annesinden ayrıydı ve çok özlüyordu. Ona bir mektup yazmak ve postalamak istediğini söyledi. Mektuba neler yazılır, nasıl başlanır adım adım sordu. “Annemi o kadar özledim ki onun için bir şey yapmak istiyorum, artık daha güzel yazdığımı görmesi lazım.” enerjisiyle. Diğer çocuklardan ne yaptığını, mektuba nasıl başladığını, ne yazacağını soran oldu. O da anlattı niyetini ve yardımcı oldu yazmak isteyenlere.


Birden herkes elinde kağıt kalem uzaktaki kuzenine, annesine mektup yazmaya koyuldu. Bu süreci bir çocuğun başlatması ve benden aldığı destekle arkadaşlarına yardımcı olması gün içinde keyifli bir an yaşattı. Benim için katkıda bulunma enerjisi böyle bir şey, üretime de geçince tadından yenmez.


Çocuklarla nasıl paylaşıyorum?
Sura’nın sıraladığı, çocuklara yaşam boyu hizmet edecek çatışma çözme becerileri günlüklerde etrafında dönüp durduğumuz konular ve bence döneme de derli toplu bir son. Çocukların duygu dağarcığını geliştirmek için çemberler kurduk, ortaya kartlar serdik, kitaplara kulak verdik. İhtiyaçların farkında varma ve strateji geliştirme benim hala üzerinde çalışmak istediğim beceriler.


İki çocuk ağlıyor, duygusunu rahat ifade ediyor. Ancak asıl ihtiyacı ne? Bu birbirini duymayı, empatik bakabilmeyi gerektiriyor. Bunları fark ettikten sonra bir strateji geliştiremiyorsak çözüme de ulaşamıyoruz. Birinin duyulmaya, bir diğerinin paylaşmaya ihtiyacı var mesela. Ne yapacağız? Burada çocukları desteklemek için sık sık fikir verdiğim oluyor. Strateji dünyasını geliştirmek bolca deneyim gerektiriyor. O eşikle karşılaşınca ancak bakabiliyorum zıplayacak mıyız, uçaçak mıyız, adım mı atacağız… Bunun için kendimden örnekler veriyorum. Mesela biri sordu bu hafta “Sen hiç tartışıyor musun arkadaşlarınla?” diye. Basitçe anlatmaya çalıştım ne gibi konularda sorun yaşadığımızı ve hangi yollardan gittiğimizi. Çocuklar bunları da deneyim haznesine kaydediyor, içeride yavaş yavaş süzüyor bence.


Kendimi nasıl değerlendiriyorum?
Çocuklara kazandırmak istediğim bu 3 beceriyi alıp hayatımın orta yerine bıraktım. Ben de bu yolda deniyorum, görüyorum, öğreniyorum. Stratejilerde tıkandığım oluyor çok, cebimde en az 3 tane bulundurmaya çalışıyorum ki tosladıkça başka yerden devam edebileyim. Çamtepe’de çocuklarla düzenli olarak çalıştığım bu grupla ne şekilde devam edeceğimize dair düşünüp taşındığımız bu süreçte de bunu deniyorum. Günlükler beni odağıma çocuğu koyma konusunda beslemiş, karar alırken bunun gücünü seziyorum içimde, seviniyorum.
Ve bir kutlama elbette, bu yıl da başka bir deneyim havuzu oldu Çocukla Barış’ta. İyi ki devam etme istikrarı göstermişiz, iyi ki gayret etmişim hafta hafta kendimi dışarıdan görebilmek ve Özenç’in günlüklerinden beslenebilmek için.


13 Haziran 2019 Perşembe

Özenç'in Şefkatli Eğitmen Günlüğü Mayıs II

Sura Hart ne diyor?

Hepimiz doğal vericileriz. Çocuklar da buna dahil.
Katkıda bulunmak çocukların en temel ihtiyaçlarından biridir. Sınıfınızdaki çocuklar size, diğer çocuklara ve sınıfın işleyişine nasıl katkıda bulunuyor?

Çocuklara üç basit beceriyi öğreterek sınıf içi çatışmaların %99’unu sona erdirme gücüne sahip olur ve onlara yaşamları boyu hizmet edecek becerileri kazandırmış olursunuz.

Onlara;
1       -Duygularının farkına varma becerisini (kendilerinin ve başkalarının)
2       -İhtiyaçların farkına varma becerisi (kendilerinin ve başkalarının)
3       -Herkesin en çok ihtiyacını karşılayacak şekilde strateji geliştirme becerisini öğretebiliriz.
Bugünden başlayarak bu becerileri geliştirmek için neler yapabilirsiniz?

Ben ne düşünüyorum?

Bu becerilerin, hayatıma yirmilerimin ortasındayken girişiyle, nelerin değişip dönüştürdüğünü hatırladım. Çocukların bu becerilerle erken tanışma ihtimali  o kadar umut verici bir şey ki.

Sura Hart'ın verdiği oranı düşündüm. Gerçekten de sınıf içi çatışmaları bu denli ortadan kaldıracak, öğrenme ortamının duygusal güvenliğini sağlayacak, huzur ve barışı tesis ederek gerçek öğrenmeye alan açacak bu becerileri okulda öğrenmeyeceğiz de nerede öğreneceğiz?
Okul en çok da bunun için olmamalı mı? Hatta okul bunu öğretmeyecekse, geliştirmeyecekse neden var? diye uzuyor bu liste. Ama uzatmak istemiyorum. Şuna dönüştürüyorum, bu beceriler yerine ne var?

Öğrenme ortamında her birey bu kadar katkıda bulunmak isterken, sınıflarda bu üç beceri yerine ne oluyor da, çatışmalar uzun vadede çözülemiyor, bu beceriler gelişemiyor?
Benim aklıma ilk gelen: kalıplaşmış ödül-ceza yöntemleri.
Kuralları belirle, uyanları ve daha iyi uyanları ödüllendir, uymayanları cezalandır. Bu ikisini yapan da hep öğretmen olsun. Çok kolay ve hemen işleyecek gibi görünen ancak uzun vadede hiç işlemeyen, çözmeye çalıştığı her ne varsa daha da zorlaştıran bir yöntem. Çünkü güvenli öğrenme ortamının vazgeçilmez değerlerine taban tabana örtüşmeyen yaklaşımları içeriyor. Bağlantıyı koparıyor, özmotivasyonu zedeliyor ve dolayısıyla bireyin gücünü eline almasını çok zor bir hale getiriyor.

Çocuklarla nasıl paylaşıyorum?

Tam da dönemin sonuna yaklaşırken, bu üç beceriyi hayata geçirmeyi kolaylaştıran çemberimizi ve sınıf anlaşmamızı hem yazılı hem sözlü olarak değerlendirdik.  Hem anlaşma hem çemberi dönemin başından beri paylaştığım için ona pek değinmiyorum.

- Çember olmasaydı, birbirimizi bu kadar çok sevmeyebilirdik. Her gün konuştukça birbirimizi daha çok sevdik.

- Çemberimiz bizi birbirimize bağlıyor. Orada sorunlarımızı konuşabiliyoruz, böylece daha az sorun yaşıyoruz.

- Ben çemberde kendimi nasıl hissettiğimi söylemeyi öğrendim, arkadaşlarımın kendini nasıl hissettiğini öğrendim.

- Önceleri ihtiyaç kelimeleri bana karışık geliyordu. Şimdi kendimi daha iyi ifade edebiliyorum.

- Sınıf anlaşması, gerçekten anlaşmayı sağlıyor. Anlaşmayı hiç konuşmazsak anlaşamayız.

- Anlaşma iş bölümümüzü kolaylaştırıyor. Her gün kimin ne iş yapacağı belli oluyor. Sınıfımız hep düzenli oluyor.

- Bu sınıfta hiç büyük kavga çıkmıyor. Bunun nedeni anlaşmamız olabilir.


Bu gibi cümleler geldi değerlendimelerden, dinlerken ve okurken büyüme ve gelişmemizi kutladım. İçimden bir ses ''kim derdi ki, iki yıl önce biz şimdi nasıl birbirimizi anlayacağız ve birlikte konuşacağız dediğim halden, buraya gelelim.''

Oluyormuş, her zorluktaki kerameti görmeye çalışarak, kendine ve çocuklara inanarak, birlikte hayal ederek, hayallerin üzerine hayal ekleyerek, her yaptığımıza ''biz şimdi ne yaptık?'' diye tekrar bakarak, destek alıp dayanışarak...

Şöyle bir sınıfa baktım. O kadar çok kişinin o kadar çok görünen/görünmeyen emeği var ki.
Gözlerim doldu içimdeki şükrandan.

Bizi 25 kişilik bir sınıftan, bir topluluğa dönüştüren herkese, her şeye çokça şükranla.









1 Haziran 2019 Cumartesi

Doğayla Barış 3

Barış Kütüphanemizde yer verdiğimiz Doğayla Barış listelerini çocukların ve yetişkinlerin doğayı, yaşam döngülerini, canlı çeşitliliğini daha yakından tanımaları ve yeryüzüyle güçlü bağlar kurabilmeleri niyetiyle hazırlıyoruz.
Aslında her an doğanın içinde, onu fark edebildiğimiz anları çoğaltma gayesindeyiz.
Hızlı ve tüketici yaşam kültürü bizi bundan koparıyor olsa da, özümüze dönmek doğa ile barış; dünya ile uyum içinde yaşamaya çalışmak için odağımızı buraya koymaya niyet ediyoruz.
İklim krizinin çocuklar tarafından başlatılan eylemlerle parlamentolara taşındığı, ülkelerin gündeminde yer aldığı şu günlerde gezegeni duyabilmenin, ihtiyaçlarına kulak verebilmenin, harekete geçmenin tam zamanı.
Yaz boyu çocuklarla birlikte ormanlarda, yaylalarda, deniz kıyılarında, parklarda, bahçelerde doğayla buluştuğunuz, uyum içinde birlikte zaman geçirmeniz dileklerimizle...

1) İlk Okuma Serisi - Ağaçlar, Minik Hayvanlar
(İki kitap için)
Yazan: Lisa Jane Gillespie, Lucy Bowman
Çeviri: Pınar Dündar
Yayınevi: Tübitak Yayınları

Tübitak’ın çıkarmış olduğu en zengin serilerden biri olan ilk okuma; dünya ve yaşama dair pek çok konu başlığı sunuyor bize. Her biri gerçek fotoğraflarla, kısa ve net bilgilerle, akla düşen sorularla dolu olan kitapların sonunda bir de mini sözlük yer alıyor.
Takibi kolay ve büyük puntolarla hazırlanmış kitabı okul öncesi dönemindeki çocuklara siz okuyabilir; ilkokul çağında derslerinize yardımcı olarak kullanabilirsiniz. Evde de okuma zamanlarında başucunuzda bulundurarak pek çok konuda birlikte inceleme yapabilirsiniz.


Serinin içinde yer alan kitaplardan bazıları: Kurbağalar, Kelebekler, Kurtlar, Dinozorlar, Örümcekler, Kediler, Köpekler, Gece Hayvanları, Tehlikeli Hayvanlar, Yağmur Ormanları, Hava Durumu,Güneş Sistemi, Vücudumuz, Çöp ve Geridönüşüm.

2) Bir Yağmur Damlasının Yolculuğu
Yazan: Suzanne Slade
Resimleyen: Holli Conger
Çeviren: Özlem Köroğlu
Yayınevi: Tübitak Yayınları


Yaşam döngülerini öğrenmenin doğayla uyum içinde yaşamak için çok önemli bir adım olduğunu düşünüyoruz. Tübitak’ın bu yolculuk kitapları ile de bunu eğlenceli ve akılda kalıcı bir şekilde öğrenebiliyoruz.
Bir su damlası, yeryüzünde kaybolmadan nereden nerelere gidiyor düşünsenize. (Bununla ilgili bir de Bu Sudan Bir Dinozor İçmiş Olabilir mi? kitabı düşüverdi aklımıza. Başka bir listeye artık:)
Bizim yağmur damlası gözünde güneş gözlükleriyle gökyüzünden iniyor yeryüzüne, ve başlıyor asıl hikaye. Nehirler, şehirler, insanlar, hayvanlar…
Ve kitap aslında hiç bitmiyor. Çünkü şu bilgiye yer veriyor: “Everest Dağı’nın zirvesinde yer alan buz şu an sizin küvetinizi dolduruyor olabilir.”
Tabii siz yine de küvetinizi doldurmayın, kullandığınız suya iyi bakın. Döngüler sürüp gitse de insan faaliyetleri bu döngülere büyük zararlar vermekte.
Serinin diğer kitaplarına bakacak olursak: Bir Kral Kelebeğin Yolculuğu, Bir Mikrobun Yolculuğu ve Bir Plastik Şişenin Yolculuğu.


3) Genç Kaşifin Doğa Rehberi I-II
Türkiye’nin Ağaçları
Yazan: Gülnar Önay
Resimleyen: Tim Davis
Türkiye’nin Kuşları
Yazan & Resimleyen: Tim Davis
Yayınevi: Mandolin Yayınevi


Doğayla Barış listelerinin bir parçası da gözlem rehberleri. Doğadaki çeşitliliği tanımak, farkına vararak gözlemlemek için doğada olduğumuz anlarda elimizin altında duran kitaplar bunlar. Genç Kaşif’in Doğa Rehberi serisinin güzelliği de ülkemize özgü çeşitliliğe dair hazırlanmış olmaları.
Ağaçlar kitabında öncelikle genel bilgilerle karşılaşıyoruz: ağaçlar nasıl beslenir, yaşını nasıl anlarız gibi sorularla. Ardından ağaçları tanımaya başlıyoruz: Genel özellikleri neler, ailesi ne, günümüze nasıl geldi, ülkemizden örnekler, ilginç bilgiler gibi başlıklarla.
Kuşlar kitabının ilk bölümünü ise hikaye gibi okumamızı öneriyor yazar. Kuşlarla İstanbul semalarında geziyoruz, hem de kuşlarla ilgili ilginç bilgiler öğreniyoruz.
Devamında kuşların nefis çizimleriyle genel özelliklerini ve familyalarını inceliyoruz. Kuşların davranış biçimlerine dair ilginç bilgilerle kuş gözleminin tutkulu dünyasıyla tanışıyoruz.

 4) Dedemin Bahçesi
Yazan: Stella Fry
Resimleyen: Sheila Moxley
Çeviren: Çağıl Baykara
Yayınevi: Vidhata Yayınları


Bir sebze bahçesi ekimi ve bakımı ile ilgili gerekli pek çok bilgiyi Ömer ve dedesi ile öğreniyoruz. Ömer merakla dedesinin yaptığı şeyleri gözlemliyor, ona sorular soruyor. Aralarında geçen sohbetle toprakta neler olduğuna, bir sebzeyi yetiştirirken nelerin yapılacağına dair fikir veriyor bize..
Bu sırada mevsim döngülerine, kompostun içeriğine, fideleme şekillerine dair bilgi sahibi oluyoruz. Hikayeyle birlikte üretime dair kısa ve pratik bilgiler veren kitap bir sebze bostanı planlaması ile devam ediyor. Bahçede dört mevsim yapılacak işleri ise Ömer dedesinin bahçesindeki olaylarla birlikte anlatıyor.
Çocuklarla bahçe uygulamaları yapmaya başlamadan ve hatta süreç icerisinde sık sık danışılacak bir kitap. Dedesinin bahçesinde büyüyen şanslı çocuklara…

5) Canım Ağacım
Yazan & Resimleyen: Jacques Goldstyn
Çeviren: Mehmet Erkurt
Yayınevi: Can Çocuk Yayınları

“...Ben “münzevi” dedikleri türde biriyim. Her şeyi tek başıma yaparım. Bunun canımı sıktığını sanmayın. Aksine.”
Bir çocuk kitabında rastlamaktan mutlu olduğumuz cümlelerden. Seninle tanıştığımıza memnun olduk, çocuk :) Ağacın Bertolt’la da.
Canım Ağacım sıcacık bir dostluk öyküsü. Küçücükken doğada tek başınıza geçirdiğiniz zamansız anları hatırlayın. Zamansız derken, gerçekten saatin yutulduğu. Güneşe göre hareket ettiğiniz, durup hayal ettiğiniz zamanları…
Canım Ağacım ile bir ağaçla yalnız geçirilen zamanların nasıl keşiflere yol açtığını görüyoruz. Ağacın barındırdığı canlı çeşitliliği ve dört mevsim halleri ile.
Fakat bir gün, baharın gelmesine rağmen yeşermiyor bu güzel ağaç. Ve devamında neler oluyor neler…
Doğayla kurulan bağla birlikte yaşamın döngüsüne de yer veren çok sevdiğimiz bir hikaye Canım Ağacım.

6) Yağmuru Seven Adam
Kurgulayan ve Resimleyen: Ekin Büyükşahin Pöğün
Yayınevi: Paraşüt Kitap


İçinde hiç metin bulunmayan bu sessiz kitap yağmurlu bir havada güzelliklerin nasıl yeşertileceğine dair büyüleyici bir hikaye.
Yağmurlu bir gün. Bir yağmur bulutu ve yağmuru seven bir adam.
İşine gidiyor geliyor, yemek yiyor, kitap okuyor. Bulut peşini bırakmıyor…
Şaşırtıcı kurgusu, sanatsal renk ve çizgileriyle naif bir son yaratıyor kendine. Belki de bir başlangıç.
Asit içermeyen, geri dönüştürülebilir kağıt olarak basıldığı için Paraşüt Kitap’ı da kutlarız.

7) Kitap Karıncası
Yazan: Sezin Mavioğlu
Resimleyen: Gökçe İrten
Yayınevi: Redhouse Kidz


Karıncaların toprağın üzerinde bir telaş içerisinde şu sıra. Her yerde görebilirsiniz onları, yol kenarları, toprak patikalar, ağaç kabukları, mutfak tezgahları... Doğanın her yerde olduğuna dair ilk canlı belirtilerinden bu çalışkan topluluk. Bu kitapta tanıştığımız ise bir kitap karıncası, kitaplarda yaşayan, sözcüklerle arkadaş olan türden.
Hikayesini duyduktan sonra evde karşılaştığınız karıncalara bir başka yaklaşabilir, özenle gözlemleyebilirsiniz.
Kitap karıncası ile tanıştıktan sonra kitapların arasında yaşadığı maceraları dinliyoruz ondan. Elinizde bir büyüteçle inceleseniz iyi olur kitabı. Ve ardından düşünseniz: karınca olmak nasıl bir şey bu dünyada?
Empati kaslarımızı geliştirdikçe doğayla da bağımızın, barışımızın artması umuduyla...


20 Mayıs 2019 Pazartesi

Özge'nin Şefkatli Eğitmen Günlüğü Mayıs I

Sura Hart ne diyor?
İlişki temelli bir sınıfta, çocuklar ve öğretmenler, öğrenme kazanımları oluşturmak için birlikte çalışırlar. Kazanımlar öğretmenler ve çocuklar arasında süregiden diyalogla belirlenir, değerlendirilir ve revize edilir. Öğrencilerinizin kazanımların belirlenmesi ve değerlendirilmesi sürecine hangi ölçüde katıldıklarına dikkat edin. Daha fazla katılımlarını arzu ediyorsanız, kazanımları onlarla belirleyip birlikte değerlendireceğiniz birebir toplantılar planlamayı düşünün.
Rekabetçi olmayan, ilişki temelli bir sınıfta grupla öğrenme yaklaşımı teşvik edilir. Ancak, bireysel çalışmak isteyen çocuklara bu isteklerini rahatça hayata geçirebilmeleri için de bolca fırsat yaratılır. En önemlisi, çocukların okul yaşamlarının her gününde çok sayıda sınayıcı ve başarılı öğrenme deneyimlerinin olmasıdır.
Siz en çok neyi önemsiyorsunuz; “kendi işini yapmayı” mı, yoksa birlikte çalışmaları gerekse bile, bütün öğrenciler için başarılı bir öğrenme deneyimi yaratmayı mı?


Ben ne düşünüyorum?
Çocukların okul dışı zamanlarını geçirdikleri bir yer Çamtepe Ekolojik Yaşam Merkezi. Ancak sürekli bir halde aynı grupla çalıştığım için küçük bir sınıf iklimi yaratabiliyoruz birlikte.
Müfredata dayalı kazanımları öğrenme sırasına göre takip ediyor, bulunduğumuz koşullara uyarlamaya çalışıyorum.
Bir de kazanım demişken kalbim “ekoloji müfredatı” tadında bir şeyden yana çarpmakta. Bunun için de orman öğretmeni olan bir arkadaşımın çalışmasından faydalandığım oldu. Yani çocukların öğrenme düzeylerine uygun Çamtepe’de hayata geçebilecek doğa, ekoloji konularını temele alan bir kazanım listesi.
Küçük bir grup olduğumuz için de bu programa dair katılımları, katkıları çemberlerde ele alarak yürütebiliyoruz.

Çocuklarla nasıl paylaşıyorum?
Çocuklarla paylaştığım noktalarda ise odağıma aldığım konu rekabet bir süredir. Farklı yaşta iki çocuk arasında rekabeti gördüğümde birebir bağlantı kurmaya, süreci şeffaflaştırmaya çalışıyorum. Gelişim dönemleri, okullarda bunların sıralı oluşu, doğada da büyümenin belirli bir süreçte gerçekleşmesine dair örnekler veriyorum. Onu yetersiz ve güçsüz hissettiği yönlerinden güçlü yanlarını görmeye davet edebileceğim etkinlikler düşünüyorum.
Burada önemsediğim nokta çocuğun iyi haline göre, bazen kendi işini yapması bazen de birlikte deneyim kazanması oluyor.


“Başarılı bir öğrenme deneyimi” noktasında ise başarının ne olduğunu kurcalıyor zihnim biraz. Başarı, geldiğim yolda akademik anlamda ölçülürken şimdi gözümde değişiyor. Kendini tanıması, kendini gerçekleştirmesi, çevresiyle güçlü bağlar kurması gibi anlamlara geliyor.


Kendimi nasıl değerlendiriyorum?
Sura’nın yazdığı, bizim günlüklerimize konu aldığımız bu bölümler direk okul ve sınıf deneyimini çağırıyor bazen. Dönem başlarken günlükleri bu yıl da yazıp yazmama konusundaki endişelerimi Özenç ve Gülesra ile paylaşmıştım. Şimdi iyi ki paylaşmışım ve onlara kulak vermişim diyorum. Çamtepe’de deneyimlediğim şu süreçte küçük bir öğrenme topluluğu oluşturup, şefkati, bağlantıyı, güveni, iletişimi aramızda yeşerttik diye düşünüyorum. Günlüklerin sonuna gelirken bu çabamızı kutluyorum.

18 Mayıs 2019 Cumartesi

Özenç'in Şefkatli Eğitmen Günlüğü Mayıs I



Sura Hart ne diyor?
İlişki temelli bir sınıfta, çocuklar ve öğretmenler, öğrenme kazanımları oluşturmak için birlikte çalışırlar. Kazanımlar öğretmenler ve çocuklar arasında süregiden diyalogla belirlenir, değerlendirilir ve revize edilir. Öğrencilerinizin kazanımların belirlenmesi ve değerlendirilmesi sürecine hangi ölçüde katıldıklarına dikkat edin. Daha fazla katılımlarını arzu ediyorsanız, kazanımları onlarla belirleyip birlikte değerledireceğiniz birebir toplantılar planlamayı düşünün.
Rekabetçi olmayan, ilişki temelli bir sınıfta grupla öğrenme yaklaşımı teşvik edilir. Ancak, bireysel çalışmak isteyen çocuklara bu isteklerini rahatça hayata geçirebilmeleri için de bolca fırsat yaratılır. En önemlisi, çocukların okul yaşamlarının her gününde çok sayıda sınayıcı ve başarılı öğrenme deneyimlerinin olmasıdır.
Siz en çok neyi önemsiyorsunuz; “kendi işini yapmayı” mı, yoksa birlikte çalışmaları gerekse bile, bütün öğrenciler için başarılı bir öğrenme deneyimi yaratmayı mı?

Ben ne düşünüyorum?
Çok dolu dolu bir içerik, neresinden başlayacağımı şaşırdım. Ancak ilk aklımdan geçen şu oldu. Haftalar boyu duygusal ve fiziksel güvenliği sağlama, bağlantı kurma, güç ve onu kullanma halimiz üzerine  bol bol düşündük, çalıştık, düzenlemeler yaptık. Artık  kalıcı ve gerçek öğrenme için ortam hazır. Dönem boyu toprağı  havalandırdık, tohumları saçtık, büyümeye elverişli  ve bereketli topraklar mis gibi. Öğretmen olarak sorumluluğumuzun temelinde bu var bana kalırsa.
Kazanımları birlikte belirlemeyi çok önemsiyorum. Okul hayatına dışardan bakınca, o çok alıştığımız akış, size de tuhaf gelmiyor mu? Yıllar boyu gittiğimiz, günümün çok önemli bir kısmını geçirdiğimiz bir yer var, bizim gibi bir sürü çocuk var, ancak tüm öğrenmeler otomatik, canlılığımızın günlük akışta pek de bir karşılığı yok. Hele ki ilk yıllarda ne öğreneceğimize, bizden ne beklendiğine dair bir fikrimiz de yok. Gidiyoruz ve bir takım bilgiler alıyor/alamıyor ve geri geliyoruz. Gözümün önüne yemek yedirdiğim oyuncak bebeklerim geliyor,  yemek yeme işinin nesnesi olan bebeklerim. Nasıl olur da çocuklar öğrenmenin, öğretmenler de öğrenmeye elverişli ortam yaratmanın sorumluluğu ile buluşur? Bu öğrenme ortamı da birlikte ve bireysel öğrenmeye alan açan esneklik ve dinamiklikte olur? Derdim günüm bu galiba.

Çocuklarla nasıl paylaşıyorum?
Yazacaklarım, bu hafta yapmaya başladığım şeyler değil. Öğrenmenin sorumluluğunu alma mevzusunu farklı derinlik ve yöntemlerle sık sık gündeme getiriyordum. Bunlardan ilki, ders içeriklerinden bağımsız, günlük ve haftalık akışı çocuğun takip edebileceği şekilde görünür kılmak, bu akışta birlikte belirlemeye esneyebilecek yerler varsa düşünmek ve birlikte belirlemek. Burada çok basit bir şeyden bahsediyorum aslında. Oyun saatini hangi gün, kaçıncı saate koyacağımızı birlikte konuşmak bile olabilir bu, koşullarımız ne kadar esnemeye izin veriyorsa. Çocuklar sınıfa girdiğinde ‘’şimdi dersimiz ne?’’ demediği, kendilerini düzenlemeye erkenden başladıkları bir akış bile bence değişim yaratabilir. Biz bunu yıl boyunca çemberler aracılığı ile değerlendire dönüştüre yaptık ve öyle oldu gerçekten.
Sonrasında da, her bir dersin içeriğini paylaşmak, en azından temel düzeyde hangi kazanımları içerdiğinden haberdar etmek. Bu da bence, küçük ama etkili bir nokta. Çocukların kendilerini değerlendirmelerine , öğrenme sırasını takip etmelerine,  öğrenmelerinde daha aktif özne hissetmelerini kolaylaştırdığını gördüm. Bu, bir anlamda rekabetin de önünü engelleyen bir yönteme dönüşebilir. Öğrenme bir yolculuk ve hepimiz bir yerindeyiz ve yol haritasını ancak yolu bilirsek çıkarabiliriz.
Devamında da hem bireysel hem de topluluk olarak, ‘’nasıl öğrenmek istersin? Bunun için ihtiyaçların neler? ‘’ gibi sorularla öğrenme sürecini şekillendirmeye çalıştım. Burada bireysel toplantılara alan açmak önemli, Sura’nın dediği gibi katılımı çokça arttırıyor. Bireysel toplantıları da önceden haberdar ederek bazen derslerde, bazen öğle aralarında yaptım ve çocuklara da konuşmak  istediklerinde benimle paylaşabileceklerini söyledim.

‘’- Ben çarpma işlemini tam öğrenemedim daha çok örnek çalışmam gerek.’’
‘’ – Ben her gün yazı yazmazsam, yazım kötüleşiyor. Ben matematikteki problemleri de deftere yazmak istiyorum.’’
‘’- Okumam hala yavaş, ben bazı derslerde sadece okuma yapsam olur mu?’’ 
Bu gibi cümleleri duymak, aramızdaki öğreten-öğrenen ilişkisin yeniden şekillendiriyor. Bu da benim umudumu arttırıyor.









12 Mayıs 2019 Pazar

Özge'nin Şefkatli Eğitmen Günlüğü Nisan II

Sura Hart ne diyor?
Çocuklar için işbirliği içinde çalışmak şaşırtıcı derecede doğaldır. Nasıl etkileşim kuracaklarına dair yeni seçimleri ve becerileri olunca, endişeleri duyulduğunda ve ihtiyaçları karşılandığında; birlikte çalışmanın, birlikteliğin en keyifli hali olduğunu anlarlar.


İlişki temelli bir sınıfta, hem kendilerinin hem de başkalarının armağanlarının farkına varmaları için çocuklara destek olunur. Çocuklar kendi armağanlarını vermenin ve başkalarının armağanlarını almanın yollarını ararlar. “Birbirine bağlar” ihtiyaçlarını karşılamaları için öğrencilerinize yardımcı olabilirsiniz.


Ben ne düşünüyorum?
Çocukların işbirliği yaptığı anları izlediğimde “şaşırtıcı derecede doğal”lık halini her defasında görüyorum. Bir günlüğümde oyun parkında oynayan çocukların birbiriyle kendiliğinden oyun kurma ve işbirliği yapma hallerini yazmıştım. Çocukluk hallerine dair en sevdiğim anlar: birbirini tanımanın şekli, oyuna başlamak, kural koyma, çıkan anlaşmazlığı çözme ve devamında zamanı durduran derinlikte keyifli bir oyun…


Çocuklarla nasıl paylaşıyorum?
Çocuklarla bu işbirliği kültürünü beslemek için yollara düşüyoruz, ormanlara gidiyoruz. Doğa her an bir macera koyuyor önümüze. İşbirliğiyle kaldırılacak bir kütük, toplanacak kozalaklar, tırmanılacak yere yapılan hesaplar…


Kendilerinin ve başkalarının armağanlarının farkına varmaları için de çocukları desteklemeye çalıştığım nokta kutlama kültürünü geliştirmek. Özel günlerde yapılan kutlamaların, birbirimiz için hazırladığımız hediyelerin yanında bunu günlük sohbetlerimize dahil etmek yaşatmaya çalıştığım bir şey. Bazen bir arkadaşımızın söylediği, bazen doğanın yaptığı bir sürpriz, bazen paylaştığımız bir an kutlama sebebi olabiliyor. Bunu çemberde ifade ediyor, birbirimizle paylaşıyoruz.
Bu anları paylaşmak birbirimizle bağlantımızı güçlendiriyor. Bunları yaşamanın yanı sıra dile getirmek günün fiyongunu bağlıyor, çocuklar için de olanları fark etme olanağı yaratıyor.


Kendimi nasıl değerlendiriyorum?
Çocukların tüm bu hallerine şahit olabildiğim bir alanım olduğu için şanslı hissediyorum. Gözümü kulağımı onlara açmak; işbirliği yaptıkları anları, birbirlerine sundukları armağanları, bir sorunun altından kalkma becerilerini, her an oyunla yaşayan yanlarını gördüğüme seviniyor onlarla öğreniyorum.

11 Mayıs 2019 Cumartesi

Özenç'in Şefkatli Eğitmen Günlüğü Nisan II


Sura Hart ne diyor?
Çocuklar için iş birliği içinde çalışmak şaşırtıcı derecede doğaldır. Nasıl etkileşim kuracaklarına dair yeni seçimleri ve becerileri olunca, endişeleri duyulduğunda ve ihtiyaçları karşılandığında; birlikte çalışmanın, birlikteliğin en keyifli hali olduğunu anlarlar.
İlişki temelli bir sınıfta, hem kendilerinin hem de başkalarının armağanlarının farkına varmaları için çocuklara destek olunur. Çocuklar kendi armağanlarını vermenin ve başkalarının armağanlarını almanın yollarını ararlar. “Birbirine bağlar” ihtiyaçlarını karşılamaları için öğrencilerinize yardımcı olabilirsiniz.

Ben ne düşünüyorum?
Çocukları gözlemlemeyi çok seviyorum. Hele ki, öğle araları oynarken. Gözümün önüne karıncalar geliyor. Kendilerini organize etme biçimleri, iş birliği içinde çalışmaları, uyumu...Gerçekten şaşırtıcı derecede doğal. Gözlemlerken nerede zorlandıklarına odaklanıyorum. Başlarken, oyunun kurallarının herkes için yeterince net olmaması, yeni bir durumla karşılaştıklarında ele alış biçimleri, her birinin ihtiyaçlarını karşılayacak stratejiler bulmaya çalışma da üzerine çalışacağımız yeni yollar olarak göz kırpıyor bana. Tüm bunlar, birbirine bağları güçlendirecek çalışma alanları, güçlenecek ve çocuklarca kendi ilişkilerine transfer edilecek... Sadece öğle aralarında oyun oynarken değil, birlikte yaşarken.

Çocuklarla nasıl paylaşıyorum?

Birbirimize bağları güçlendirdikçe, birbirimizin armağanlarını görmemizin, her birimizin ihtiyaçlarını gözetecek stratejiler bulmamızın daha kolay olacağını düşünüyorum. Bununla ilgili uyguladığımız iki yol paylaşacağım, ilki Sevgi Duşu. Birbirimize güzel sözler söylememiz, birbirimizin hayatına olan katkılarını paylaştığımız bir çember. Çembere başlarkenki topluluk olma halinizle, çember sonundaki halinizin arasında gözle görülür, kalp ile hissedilir bir fark olacağına eminim, bizde her seferinde böyle oldu. Çembere ifadelerinizin örnek oluşturması açısından sizin başlamanız kolaylaştırıcı olabilir. Çemberden bir kişi ortaya gelir ve kalan herkes, ortadaki kişi ile ilgili paylaşımda bulunur.
Yine başlarken, her birinize sıra geleceğini paylaşmanız ve ona göre bir konuşma süresi belirlemeniz Sevgi Duşu’nun akışına katkıda bulunacaktır. Biz her haftanın Cuma kapanış çemberini buna ayırmaya başladık, yaptıkça birbirleri ile ilgili ifadelerinin daha spesifikleştiğini görmek mutluluk verici.
Bir diğeri de öğle arasına çıkmadan hemen önce çocuklarla yaptığım paylaşım. Yukarıda öğle arası ile ilgili yaptığım  gözlemleri onlarla da paylaştım ve bir yol önerdim. Öğe arasına çıkmadan önce, çocuklara şu soruları soruyorum, bazen de tahtaya yazıyorum, böylelikle bu konuyu odağa taşıyorum.

  •           Oynayacağınız oyunun/oyunların kurallarını herkes biliyor mu? Bilmiyorsa kimin anlatacağı ile ilgili iş bölümü yaptınız mı?
  • -          Oyunun kurallarını herkes kabul ediyor mu? Değişiklik önerisi olan var mı? Oyun sırasında aklına bir değişiklik önerisi gelen olursa bunu nasıl ifade etsin?
  • -          Oyunda bir anlaşmazlık çıktığında ne yapacaksınız? Bu hepinizin kabul ettiği bir yol mu?


Bu soruları cevapladıktan, birbirlerini duyduktan sonra öğle arasına geçiyorlar. Uyum ve  geliştirdikleri iş birliğinde dönüşümün başladığını söyleyebilirim gerçekten, bir süre sonra birlikte konuşmayı bıraktık, ben soruları hatırlatıp ayrılıyorum yanlarından. Böylelikle gözlemlediğim tıkanık noktalar, büyüme gelişme alanlarımız oldu.

Kendimi nasıl değerlendiriyorum?
Gözlem yapmanın kerametine inandığım ve buna gün içinde zaman ayırdığım için kendimi kutluyorum. Birbirine bağlar, içimdeki bütünlüğü çokça destekleyen bir kavram. Sıkıca el ele tutuşmuş tüm bağlarıma şükranla...