13 Şubat 2018 Salı

Özenç'in Şefkatli Öğretmen Günlüğü 15. Hafta

Sura Hart ne diyor?
Öğrencileriniz sınıfın kapısından içeri girdiğinde onları; paylaşacakları kendilerine ait düşünceleri, duyguları, ihtiyaçları, becerileri, ilgi alanları ve yetenekleri ile bütünlüklü insanlar olarak mı görüyorsunuz? Yoksa tembeller, rahatsızlık unsurları, yabaniler, talepkarlar ve asiler olarak mı?
Her günün başında ve tüm yıl boyunca düşünceleriniz genellikle sözlerinizden çok daha yüksek sesle iletişim kurar.


Öğrencilerinizi düşündüğünüzde aklınıza gelen on tane tanımlayıcı sözcük veya ifadeyi hızlıca defterinize yazın. Öğrencileriniz hakkında düşündükleriniz onların davranış biçimlerini etkiliyor olabilir mi?

 Ben ne düşünüyorum?

‘’Her günün başında ve tüm yıl boyunca düşünceleriniz genellikle sözlerinizden çok daha yüksek sesle iletişim kurar.’’ Bu cümleyi birkaç kez okudum, ifade ediş biçimini ve sınıftaki karşılığını düşündüm. Söylediklerimizden çok daha fazlasını -hatta bazen başkasını- gönderiyoruz. Sanırım göndermek de değil bu, gidiveriyor. Tutamıyoruz.
Gönderdiğimiz ile söylediğimiz de uyuşmuyorsa; sesimizin gürlüğü, sözümüzün tekrarı yetmiyor aradaki farkı kapatmaya.

Hiç şüphesiz benim de benzeri deneyimlerim oldu. Ancak ben burada daha çok kendi öğrenciliğimle bağ kurdum. İlkokul dönemimde bir öğretmenimden çokça duyduğum bir cümleydi : ‘’Hepiniz benim için aynısınız.’’ Sanırım bu cümleyle paylaşmak istediği ayrımcılık yapmadığıydı. Ama  hepimiz bilirdik matematik dersi iyi olan çocuk, sevilen, değer verilen, baş tacı olan çocuklardı, kalanların bir kısmının varlığı ile yokluğu arasında pek bir fark yoktu onun için.  Bir kısmı ise, varlıkları ile sınıfın huzurunu bozan, sınıfa sorun çıkartmak için gelmiş, baş belası çocuklardı. Sanki onlar olmasa sınıfımızda her şey güllük gülistanlık olacaktı, ne yapmak istiyorsak yapacaktık, hatta belki uzaya araç bile gönderebilecektik ama onlar vardı işte.

Şimdi düşünüyorum, nasıl oldu da  hem kendimin, hem de arkadaşlarımın sınıftaki konumuna dair bu kadar net bir tablo vardı kafamda? – bu tablo da sınıfın çoğu için geçerliydi.-
Cevabı düşünürken sözler değil, davranışlar geldi gözümün önüne. Sınıf yoklaması alınırken bazı ‘’yok’’lardan sonraki belli belirsiz gülümseme, rahatlamalar, bazı gür sesli, kendinden emin ‘’var’’lar ve yine yoklama sırasında bile farkedilemeyenler. 

Bir tam günün içinde çok az yere sahip olan bu yoklama bile çok şey anlatıyor şimdiki öğretmen Özenç’e ve belli ki 8 yaşındakine de.

Çocuklarla nasıl paylaşıyorum?

Kendi kendime bu yoklama mevzusuna kafa yordum, evet gün içinde az zaman alıyordu ancak her gün tekrarlanıyordu. Bunu başka türlü yapabilir miydim?

Öncelikle bu sınıfa başladığım ilk günlerde bu halini bile yapmakta zorlandım : ) İlk defa 25 çocukla paylaşıyordum bir sınıfı, sık sık farklı gelmeyenler oluyordu ve çok zamanımızı alıyordu bu süreç.
Çocuklarla deneyim biriktirdikçe, yoklama kendi öğrenciliğimdeki yere dönüşürse diye korku da içimde bir yerlerdeydi. Zaten ‘yoklama’ kelimesini de sevmiyordum –militarizmi çağrıştırdığından- bunu hep benim yapacak olmamla da ilgili içime sinmeyen yerler vardı.
O nedenle sınıfta düzenli çember yapmaya başladığımızda ‘yoklama’yı da hepimizin işine dönüştürmekti niyetim. Şu an her birimizin resmi duvarda ve herkes çember başlayana kadar kendi resmi aracılığı ile varlığını gösterip çembere geçiyor. Nasıl rahatladığımı tahmin edersiniz : )

Çocukların geribildirimleri neler?
Öncelikle bu işleyişe neden geçmek istediğimi paylaştım. (Hala sınıfta her çocuk tarafından anlaşılmıyorum ama bu paylaşmama pek engel değil, çocuklar birbirine anlatıveriyor.)
İlk başta fotoğraflarını görmek ilginç geldi, kaybolanlar oldu. – neyse ki 2 tane çıkartmıştım.-
Uygulamaya devam ettikçe, kullandığımız araçları da gözettiğimiz keyifli bir oyuna, bir rutine dönüştü.

‘’Öğretmenim, gelmeyenler buradan bize bakıyor.’’
‘’Ben gelmeyince özlerseniz fotoğrafıma bakın.’’ gibi cümleler geliyor çocuklardan, bende bir gülümseme : )

 Kendimi nasıl değerlendiriyorum? 

Okulu, çocukları, öğretmen arkadaşlarımı çok özlemişim! Öğretmen servisinin okula girdiği anda çocuklardan geldiğini hissettiğim coşku ve heyecanı, öğretmenler odasının bazen sakin sessizliğini, bazen keyifli gülüşmelerini, koridor karşılaşmalarını…

Bir okulu, heyecan ve merakla döndüğüm bir yer haline getiren tüm bağların hepsine tek tek şükran duyuyorum : )

Hadi bakalım, oyuna devam!

Özge'nin Şefkatli Eğitmen Günlüğü 15. Hafta



Sura Hart ne diyor?
Öğrencileriniz sınıfın kapısından içeri girdiğinde onları; paylaşacakları kendilerine ait düşünceleri, duyguları, ihtiyaçları, becerileri, ilgi alanları ve yetenekleri ile bütünlüklü insanlar olarak mı görüyorsunuz? Yoksa tembeller, rahatsızlık unsurları, yabaniler, talepkarlar ve asiler olarak mı?
Her günün başında ve tüm yıl boyunca düşünceleriniz genellikle sözlerinizden çok daha yüksek sesle iletişim kurar.


Öğrencilerinizi düşündüğünüzde aklınıza gelen on tane tanımlayıcı sözcük veya ifadeyi hızlıca defterinize yazın. Öğrencileriniz hakkında düşündükleriniz onların davranış biçimlerini etkiliyor olabilir mi?



Ben ne düşünüyorum?


Haftanın yazısına başlamadan önce kısa bir merhaba demekten başka bir şey düşünemiyorum şu an. Bu sayfaları özlemenin, tatilde Özenç ve Gülesra ile yeni dönem hakkında fikirler, hayaller toplantısı yapmanın sevinci ağır bastı şu an. Her birimiz hem birlikte olduğumuz toplulukla hem de bireysel olarak kendi yolculuğumuzda ne gibi değişimlere şahit olduğumuzu paylaştık. Güzellikleri duyunca yeni haftalara dair heyecanım ve merakım arttı açıkçası. Ve kalbimin çarpma hızına uygun gezinmeye başladı parmaklarım klavyede… Öyleyse başlayalım! :)


Günlükler sayesinde çocukların duygu ve ihtiyaçlarına daha çok yoğunlaştığımı görüyorum. Sohbet ediyorsak bile çerçeve olarak bunu koyuyorum kendime. Anlattıkları şeyleri de uydurmaya çalışıyorum haliyle. Duygularını belirlemelerinde yardımcı olmak, ihtiyaçlarını arayıp bulmak gibi.

Şimdi fark ediyorum ki bu benim çocuk algımı da değiştirmiş zamanla.


Çocukları gördüğümüzde düşüncelerimizle etiketlemek, isimlerinin önüne birbirinden farklı sıfatlar getirmek en hızlısı ve kolayı sanırım. Ancak çocukla bağlantı kurup, bütün bir insan olarak görmek emek ve zaman istiyor. Bazen, sadece olanak…

Etiketlerin ve genellemelerin sırasından geçtik birçoğumuz. Bugüne dek karşılaştığım öğretmenlerimi düşündüm. Sınıfa girdiklerinde bizim hakkımızda düşündükleri ve söyledikleri… Sura, bazen öyle yerlere dokunuyor ki, kendimi bir öğretmen olarak düşünemiyor kendi öğrenciliğimde bir yolculuğa çıkıyorum.

Çocuklarla nasıl paylaşıyorum?

Kendi öğrencilik hayatıma daldığımda pek parlak şeyler çıkaramıyorum açıkçası. Bu yüzden filmi saralım bugüne.

Şubat ayı içinde iki, üç çocukla birlikte olabileceğim için büyük grup hikayelerine dahil olamıyorum malesef. Önümüzdeki ay sayımız artacak. Haftasonları ise daha kalabalık gruplarla atölyeler yapabilecek olmam heyecanlandırıyor.

Sayımız bu kadarken her çocuğa yeterince odaklanabiliyorum. Ancak bu on kelime alıştırması ilginç bir deneyim. Akla ilk gelen kelimeler belki de hiç dillendirmediğimiz ancak düşüncelerimizde asılı kalanlar olabiliyor. Davranış biçimlerine etkisi olup olamayacağını ise gözlemleyeceğim.

Sonrası ile ilgili ne düşünüyorum?

Küçük bir grup olsak da ara ara gerilimin ve patlamaların yaşandığı oluyor. Çocukların bu durumu bazen nasıl karşılayacağını bilemediği oluyor. Bazen birbirlerini acımasızca yargıladıklarını görüyorum. Kalpler kırılıyor ve birbirlerine küsüyorlar devamında. Bu tip durumlar kalabalık gruplarda çocukların birbirine de yardımcı olmasıyla daha kolay aşılırken bizde oldukça uzayabiliyor. Bunun için öncelikle dilimizi yargılardan arındırmak için çalışmayı düşünüyorum.

Bu, Sura’nın önerdiği pratikle de alakalı. Bazen biz çocuklara karşı yargılayıcı yaklaşıyoruz, bazen de onlar birbirine…Ben her birinin duygu ve ihtiyaçlarını fark etmeye çalışırken, çocukların da birbirlerine böyle yaklaşması zaten barışı sağlar aralarında.

Gülesra'nın Şefkatli Eğitmen Günlüğü 12. Hafta


                    Tatilin bitmesiyle kaldığımız yerden devam etmeden ikinci döneme bir ön yazı yazmak istedim. Sınıfta barış dilini hayat geçirmek için çıktığım yol, zaman zaman yaşadığım engeller, kendi içimdeki barışa olan inançla bağlantımın zaman zaman azalması, şiddettin her santimde kol gezdiği bir yaşam içinde mücadele hali, bana yaptıklarımızın ne kadar zor, ne kadar kendi hayatımızla ilişkili olduğu ve aslında buradan alacağı güç ve umutla da nasıl toplumsala dönüşeceğini bir kez daha göstermiş oldu. Barış dilini yaşam diliyle harmanlayıp,  bu dille kurduğumuz her bağlantıya koyduğumuz niyet, sınıfın sınırlarını zorlayıp onu bir rüzgar gibi gelecek zamanların temeline sürüklüyor. Şu an içinde bulunduğumuz zamanı aşan bu niyetin kutsallığını kutlayıp, Sura Hart’ın çeviri pasajıyla neler yaptığımı 12. Haftanın günlüğü ile buraya bırakıyorum.

“Öğrencilerimizin düşünce ve duygularının bizim için önemli olduğunu bilmelerini istiyorsak, onları dinlemek ve görüşlerini dikkate almak için zaman ayıralım.
Günlüğünüze not alın: Öğrencilerinizi düzenli olarak dinlemek için zaman ayırıyor musunuz? Bu amaca yönelik olarak öğrencilerinizle bire bir toplantılar planlayabilirsiniz.”

              “Çocuk Katılımı”nı önemsediğimiz ve okullarda bunun hayata geçmesi için çabaladığımız bir eğitim ortamında, çocukları dinlemek, onların fikirlerini rahatlıkla paylaşabildiği, katılımlarına alan açtığı bir eğitim ortamı planlamayı, hak temelli eğitim açısından önemli buluyorum. Katılımı çocukların bir hakkı olarak görüp hayata geçirmek için çabalamanın yanında bu katılımın, katılım ilkelerinin aslında şefkat diliyle nasıl ilişkili olduğunu bilerek, ikisini harmanlayarak bir sınıf dili oluşturmak ise yaptığımız bu çalışmalara daha büyük bir anlam kazandırıyor.

             Çocuklarla bu sınıfta çalışmaya başladığımızdan beri üzerine çalıştığımız en önemli şey duymak ve duyulmak. Ve bunun hayat geçmesi için duymayı ve duyulmayı hayata geçirecek alanları ve etkinlikleri çoğaltmak. Duymak için öncelikle dinleme üzerine yaptığımız çalışmalar, zamanla çocuklarında dikkatinin dağılmamasına, odaklarının  duyulmaya ihtiyacı olan kişide kalmasına katkı sundu. Örneğin okula başladığımızdan beri her sabah “Nasıl hissediyorum?” köşesinde duygularımızı ifade ettikten sonra bir 15 dakika kadar masal anlatarak bir rutin oluşturmuştuk. Hala devam ettiğimiz bu sabah rutini dinleme ve odağımızı kaybetmeden  dinlemede kalmamıza inanılmaz katkı sunuyor. Ders esnasında çocukların aktif katılımıyla ilerlemeye çalıştığım akış dışında, okul ve sınıfın problemlerini, kendi problemlerini rahatlıkla konuşabilecekleri bir alan açmak adına sınıf meclisi yapıyoruz. Birinci dönem düzenli olarak çarşamba günü yaptığımız bu toplantılar; yine çocukların dinlenildiklerini fark ettikleri, duyulduklarını,fikirlerinin bir şeyleri değiştirebildiklerini gördükleri, katılım haklarının kısmen de olsa hayata geçirdikleri bir alan oldu.
                 Çocuklar dinlendiklerini  gördüklerinde hatta fikirlerinin bir önemi olduğunu ve bir şeyleri değiştirdiklerini gördüklerinde, iletişimde daha şeffaflaşıyorlar. Ve sizin de şeffaflaşmanıza bu defa onlar alan açmış oluyor. Böylelikle karşılıklı iletişim;  birbirini anlayan, anlamak için çabalayan bir akış haline dönüyor. Sınıf toplantıları sonrasında çocuklardan aldığım geri bildirimlerde bunları duyuyorum. “Sizinle sohbet etmeyi seviyoruz.”, “Burada her şeyi konuşabiliyoruz. Bu beni çok mutlu ediyor.“, “Top istedik, burada konuştuk ve sonrasında aldık. Bu çok mutlu etti bizi.” gibi cümleler beni motive ettiği gibi, bunun önemini birinci ağızdan duymanın mutluluğunu yaşatıyor.

                  Sonrası ile ilgili bu sınıf toplantılarına devam ederken paralel olarak da, ara bulucuların bu toplantıları modere etmeleri, topluluğu dinleyerek süreci planlamaları için onlarla güçlendirme çalışması yapmayı planlıyorum.

                  İlk haftanın enerjisinden midir, yoksa barış yolculuğundaki kendi dönüşümlerimin, güçlenerek büyümenin yürümenin cesareti midir bilmiyorum ama kendime büyük bir kutlama payı ayırarak, sadece sınıftaki barış dili için değil, buna katkısı olduğunu düşündüğüm  kendi iç barışıma, ilişkilerimdeki barışıma, nesnelerle olan barışıma, doğayla , müzikle ya da şehirlerle olan barışıma gösterdiğim çabamı, özenimi ve düşsem de  kalkabilmenin cesaretini kutluyorum. Özenç’in, ben ve Özge ile paylaştığı bir kitabın, düşündürücü sarılıktaki  kitabın altının çizili benim ise kalbimin üstünde çizili olan cümleleri sizinle de paylaşarak hepinize kendi iç barışınız için somut bir şeyler yaptığınız haftalar diliyorum:
“Barışa giden yol yoktur. Barış yoldur.” 

12 Şubat 2018 Pazartesi

Doğayla Barış


“Çocukla barış” ismini ilk kez dile döktüğümüz gün hemen ardından gelmişti: “doğayla barış”
Çocukların yeryüzüyle, yaşam döngüleriyle, etrafında yaşayan canlılarla bağ kurabilmesi oldukça önemli.

Gezegenimiz yok oluş sinyalleri vermekte pek çok açıdan. İnsanların yaratmış olduğu tahribat ekolojik eşikleri aşmış durumda. Dünyayı yeniden yaşanabilir bir yer haline getirmek için doğayı korumanın yanında sistemleri onarıcı adımlar atmak gerekiyor.

Dünya’yı yeniden yeşertecek, atmosferi, toprağı, suyu temizleyecek bu değerli adımları çocuklarla paylaşmak günümüzün en kıymetli bilgilerinden. Ancak öncesinde çocuklarla çalışan biz yetişkinlerin ekolojiye, döngülere, yeryüzündeki canlılığa dair farkındalığının oluşması, “doğayla barış”ması gerek.


Bu yolda bize ilham olan, devamlı elimizin altında duran, yeryüzüyle bağımızı güçlendiren araçlar listesinin ilki huzurlarınızda… 

1. Ekoloji “Cep Rehberi” 

Yayınevi: Sinek Sekiz
Yazan: Ernest Callenbach
Çeviren: Egemen Özkan

“Her şey birbiriyle bağlantılıdır / Her şey bir yere gider / Hiçbir şey sonsuz değildir / Son sözü doğa söyler”
Yaşamın nasıl işlediğini anlamaya başladıkça tüm sistemlerin bu kurallar etrafında var olduğunu anlıyor insan. Kitap da “Ekolojinin Kuralları” diyerek bu şekilde başlıyor.
“Bu Kitap Okuyucu Dostudur” diye devam ediyor. Çünkü bu kitabı baştan sona okumanıza gerek yok. Şöyle bir göz atıp cebinize koyabilir, sonra tekrar tekrar bakabilirsiniz.
Ekoloji - Cep Rehberi ekolojik dünyaya dair fikirler ve terimlerle oluşturulmuş bir başucu kitabı.
Kitap kendisini çok güzel açıklıyor:
“Karmaşıklıkları anlamak zaman ister ve bağlantıları görme süreci aşamalıdır. Kitaptaki bir başlığı yeniden okumak onun anlamını kavramınızı kolaylaştıracaktır. Her yeni başlıkla, büyük yaşam ağının muhteşem karmaşıklığını daha fazla takdir edeceksiniz.


2. Dünya Önemlidir - Bir Ekoloji Ansiklopedisi

Yayınevi: Tudem


Danışman Editör: David de Rothschild
Çeviren: Levent Türer

Bu kocaman kaynak (gerçek anlamda büyük ve kalın) kendi gibi büyük bir soruyla başlıyor: “Evren nedir?”
Milyarlarca yıl öncesine gidip gezegenlerin oluşması, yaşamın başlamasıyla uzun bir yolculuğa çıkıyoruz.
Dünya’nın bu süreç içindeki değişimleri, insanlığın ortaya çıkışı ve dağılışı ile günümüze doğru yaklaşıyoruz.
Dünya kalabalıklaşıyor, nüfusumuz gittikçe artmakta. Biyolojik çeşitlilik tehlike altında ve iklim değişikliği gün günden daha fazla etkisini gösterir durumda. Enerji kullanımı, artan su tüketimi ve atıkların geri dönüştürülememesi ile insanlar sürdürülebilir bir yaşamın peşinde yeni yaşam pratikleri arıyor.  İşte bu ansiklopedi de tüm bu başlıklara kolay anlaşılır grafiklerle, harita ve fotoğraflarla ışık tutuyor.
Devamında ise yeryüzündeki tüm ekosistemleri ayrıntılı bir şekilde işliyor. Dünya’nın neresinde yer aldığı, bünyesinde barındırdığı canlılıkla ilgili bilgiler veriyor; tehlike altında olan, kaybolmaya yüz tutan yanlarını da gözler önüne serip “bir fark yaratmak” başlığı ile çözümler ortaya koyuyor.

Bu ansiklopedik kaynak pek çok açıdan dünyanın önemini vurguluyor. İçinde bulunan yaşam döngülerini pratik yollardan kavramamızı sağlayarak bugünlere kadar vermiş olduğumuz hasarı onarabilmek adına “Değişimle yaşamak”, “Bir fark yaratmak” gibi başlıklarda gezegenimizin üzerinde yaşadığımız küçük bir bölümünde yaptıklarımızın, her şeyi ve her yeri etkileyeceğini vurguluyor.


“Çünkü dünya, her şeyin tek bir atmosfer altında birbirine bağlı olduğu dev bir ekosistemdir.”

3. Doğadaki Son Çocuk


Yayınevi: Tübitak
Yazan: Richard Louv
Çeviren: Ceyhan Temürcü

“Çocuk ve doğa hareketi şu temel fikirden güç alıyor: Doğadaki çocuk, soyu tehlike altında olan bir türdür ve çocukların sağlığı ile Yeryüzü’nün sağlığı birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.” Richard Louv

Doğa ve çocuk denildiğinde akla ilk gelenlerden biridir bu kitap. İlk basımından bu güne 8 yıl geçmiş ve bu süreçte adına pek çok şey yazılıp çizilmiş.
Bu konulara merak saldığında insan Tübitak’tan çıkan yaşam döngüleri, ekosistemler, ekoloji ile ilgili onlarca kitaba dalar ve Doğadaki Son Çocuk’un kapağını mutlaka aralar diye düşünüyorum.

Kitap Walt Whitman’ın “Bir çocuk vardı, her gün evden çıkar / Ve ilk gördüğü şey neyse ona dönüşürdü.” dizeleriyle başlıyor. (Dizelerin devamına bir göz atmalısınız. O çocuğun evden çıktığında asfalt yollar ve yüksek apartmanlardansa; toprağında salyangozun gezdiği, ağacında kuşların cik ciklediği bir yoldan geçtiğini hayal edin:)

Kitap doğayla olan ilişkilerimizi, ona niçin ihtiyacımız olduğunu, çocukların “doğayla barış”masını sağlayacak araştırma sonuçlarını içeriyor.
Kitabın sonundaki notların küçüçük yazılardan sayfalarca oluştuğunu görünce ne kadar geniş bir araştırmadan doğduğunu anlayabiliyorsunuz.

Ayrıca kitabın yenilenen basımlarında bir de “Arazi Notları” ve “Yapabileceğimiz 100 Şey” başlığıyla etkinlik önerileri yer alıyor.

Ve tüm bu farkındalık adımları çocuklar, gençler ve yetişkinler tarafından bu konuları etraflıca tartışmayı gerektirdiğinden her gruba yönelik sorular yer alıyor.

4. Meraklısına Doğa Rehberi


Yayınevi: Odtü
Yazan: Clare Walker Leslie
Çeviren: Şeyda İşler

Biraz önce sözünü ettiğimiz Richard Louv bu kitap için şöyle diyor: “Mükemmel resimlerle sunulmuş, etkileyici ve ilham verici Meraklısına Doğa Rehberi, doğayla kurduğu bağları güçlendirmek isteyen herkes için temel bir kaynak.”
“Mükemmel resimler” deyince aklınıza doğa manzaraları gelmesin. Kitabın yazarı Clare bir doğa bilimci ve sanatçı. Haliyle sayfalar arasında suluboya resimler, incecik çizimler sizi bekliyor.

Kitaba şöyle başlıyor: “Doğayı keşfetmenin yaşı yoktur, hiçbir özel beceri gerektirmez, bunun için ne zaman sınırı ne özel bir mekan ne de ulaşılacak bir nokta vardır. Bu, ülkeleri ve yüzyılları birbirine bağlayan uzun soluklu bir gelenektir. Pek çok insan doğadaki yaşam hakkında bilgi edinirken kendilerini daha iyi tanıdıklarını keşfetmiştir.”

Kitap üç bölüme ayrılmış: “Kolları Sıvayın, Keşfedin ve Bağlantı Kurun”. Her bölümde doğada karşılaşacaklarınıza dair ufak bilgiler ve farklı duyularınızla doğayı algılayabileceğiniz öneriler yer almakta.

5. Doğadabuan


Yayınevi: A7 Kitap
Yazan:Hüseyin Çağlar İnce

Sırada buralardan çıkan güzel bir örnek var. Doğadabuan, doğa gözlemine giriş rehberi niteliğinde. Hüseyin Çağlar İnce Türkiye’de biyolojik ve kültürel çeşitliliğin korunması ve tanıtılması için pek çok dergide yazarlık ve editörlük yapmış; belgesellerde yapımcılık ve yönetmenlik yapmış bir isim.

Kitabın girişinde şöyle diyor: “Pencereden baktığımızda gördüğümüz kuşları tanımak veya parkta bir kelebeğin peşine takılmamak için hiçbir engelimiz yok. Yakınımızdaki doğal alanlarda yaşayan canlıları keşfetmemiz için sadece onları fark etmemiz yeterli. Eğer istersek yaşadığımız şehirlerin içinde bile kendi belgeselimizi yaşayabiliriz.”

Kitapta yer alan bölümler kuşlar, kelebekler, kurbağa ve sürüngenler, memeliler, ağaç ve çalılar olarak ayrılmış. Güzel fotoğraflarla, canlılara dair kısa ve net bilgilerle derlenmiş. Köşelerde yer alan semboller sayesinde de canlıların nerede dağılım gösterdiği, boyutları, ne zaman görülebileceği, türleri gibi konularda bilgi sahibi olabiliyorsunuz.  

Daha fazla doğadan an görebilmek için sosyal medyada “dogadabuan”ı ziyaret edebilirsiniz. Doğayla buluştuğunuzda paylaşım yaparken kitapta önerilen #doğadabuan #doğayadokun etiketlerini kullanabilirsiniz.

6. Home (Yuva)

Yönetmen: Yann Arthus Bertrand
Yapım Yılı: 2009

Çekimleri 3 yıl süren ve 54 ülkede havadan çekilen inanılmaz görüntülerden oluşan bir belgesel Yuva. İzlerken yeryüzünün muhteşem doğasına, farklı farklı insan hikayelerine ortak oluyoruz.
İnsanlık var olduğundan bu yana gezegende neler değişti, hangi dengeler bozuldu, yok oldu…Her birini çarpıcı bir şekilde görüyoruz. Ancak karamsarlığa kapılmak için zaman yok, nereden başlayacağımıza dair önerilerle güç buluyoruz.


7.Magma“Yeryüzü Dergisi”
Yayın yönetmenliğini Özcan Yüksek’in yaptığı Magma “Dünya seni çağırıyor” sloganı ile her ay raflarda yerini alıyor. Dergiyi her açışınızda dünyanın hiç bilmediğiniz bir köşesine savrulabiliyor, muhteşem fotoğraflara dalıp onların hikayelerine ortak olabiliyorsunuz.




17 Ocak 2018 Çarşamba

Özenç'in Şefkatli Eğitmen Günlüğü 14. Hafta

Sura Hart ne diyor?
İletişimimizin her noktasında, öğrencilerimizi nasıl gördüğümüzün ve onların neleri başarabileceklerine inandığımızın bilgisini aktarıyoruz.

Öğrencilerinize hangi mesajları aktarıyorsunuz?


Öğrencileriniz bu cümleyi nasıl tamamlar: "Öğretmenim  _____ sever."

Ben ne düşünüyorum?

Bu haftayı tekrar okuyunca çok heyecanlanmıştım, bu içeriğin dönemin son haftasına gelmesi çok iyi oldu. Çocukların ne sevdiğim ile ilgili fikirleri benim için önemli bir geribildirim. Neler söyleyeceklerini çok merak ettim. Tahmin etmeye çalıştığımda iki şey öne çıkıyordu: sarılmak ve şaka yapmak J

Çocuklardan gelenler, gözümü doldurdu, içimi büyüttü biraz da güldürdü.

 Sarılmayı sever.
-          Şaka yapmayı sever.
-          Müzik yapmayı sever.
-          Kitap okumayı sever.
-          Fıstık sever.

Günümün büyük kısmını bu kadar iyi gözlemcilerle geçirdiğim için çok şanslıyım! Sura’nın dediği gibi, iletişimimizin her noktasında birbirimizi nasıl gördüğümüzün ve neleri başarabileceğimizin bilgisini aktarıyoruz. Şimdi daha iyi fark ediyorum, çocuklar dönem boyunca büyük bir titizlikle gözlem yapmış ve geribildirim vermişler bana, öyle öyle ileriye taşımışlar beni, bizi, topluluğumuzu.

Şu müzik yapmayı sevme mevzusu. Sınıfta hep var, bazen dinliyoruz, bazen yapıyoruz. Bazıları çalışırken tatlı tatlı fon müziği oluyor bize, bazıları hoplaya zıplaya Şubadap Tribute!

Müzik açmayı unutmuşsam çok geçmeden biri hatırlatıyor, sık tekrara düşmüşsem değişim isteği geliyor. Buna ritm ile kendimiz müzik yapmayı ekledik, üstüne bir de flüt. O kadar çalıştım ki, söylediğimiz şarkılara flütle eşlik etmek için. Düşünüyorum ben böyle bir akış da planlamadım, nasıl bu kadar güzel aktı bu süreç?

-          - Öğretmenim sen küçükken de çalıyor muydun?
-          - Sen kendi kendine mi çalışıyorsun?
-          - Bunu da mı öğrendin? Hadi söyleyelim.
-          - Sen ne güzel çalıyorsun, bana da öğretir misin?
-          - Sen ne güzel çalıyorsun!
-          - Aaa, bunun sonu olmamış, biraz daha çalışmalısın.

Bunlar çocuklardan gelen cümleler, iyice açılmış ilgiyle bakan gözler, sarılan kollar, dokunan eller ile birlikte.
Bana kimse aferin demedi, süpersin demedi, hediye vermedi. Yanımda oldu, ilgiyle izledi, takdir etti, kendisi de öğrenmek istedi, nasıl öğrendiğimi merak etti, eşlik etti. Şu anda sınıfta flüt ve org çalmaya devam ediyorum şimdilik 4 çocukla birlikte, biliyorum sayı artacak.- sınıf kumbaramız flüt alabilme niyetiyle doluyor.-
Tam da burada onların benimle kurduğu ilişkiden ilham alacağım çok şey olduğunu düşünüyorum.

Onların da benim keyifle geçtiğim süreçten geçmelerini önemsiyorum, bunun için en çok onlardan ilham alıyorum ancak akış hızlanıverince, bazen hiç dikkatimi veremiyorum, fark ettiğim sadece benimle kalıyor, bazen de bir ‘süpersin.’ çıkıyor, tutamıyorum.
Böylesi zamanlarda ‘neyse ki gün sonu çemberimiz var.’ diyorum.  Gün bitmeden yavaşlayıp hep birlikte günümüzü değerlendirdiğimiz zaman. ‘’ Şevin, hani sen öğle arası bana kitap okumuştun ya, sonrasında benim hemen yapmam gereken bir iş vardı, üzerine konuşamadık. Geçen haftaya göre daha az hecelediğini fark ettim. Sen de fark ettin mi? Tebrik ederim.’’  Nasıl içime siniyor böyle zamanlar, nasıl da gerçek, nasıl da güçlendiren.

Sonrası ile ilgili ne düşünüyorum?

Fark ediyorum ki, sınıf çemberlerimiz Sura’nın paylaşımları ile oldukça örtüşen bir içeriğe sahip. Sınıfımızın şefkat pınarı J  Önümüzdeki dönem çemberleri daha ayrıntılı bir şekilde, günlükten bağımsız olarak paylaşmak istiyorum. Hem ben de kendi sürecimi yazıya dökmek istiyorum, hem de okuyanlardan aldığım geribildirimle paylaşma hevesim var. 

Heyecanla 



Özge'nin Şefkatli Eğitmen Günlüğü 14. Hafta

Sura Hart ne diyor?
İletişimimizin her noktasında, öğrencilerimizi nasıl gördüğümüzün ve onların neleri başarabileceklerine inandığımızın bilgisini aktarıyoruz.
Öğrencilerinize hangi mesajları aktarıyorsunuz?
Öğrencileriniz bu cümleyi nasıl tamamlar: "Öğretmenim  _____ sever."

Ben ne düşünüyorum?
Geçtiğimiz hafta çocuklar için kitap sipariş vermiştim. “1’den 20’ye kadar sayıları öğreniyorum” tadında bir matematik etkinlik kitabı da vardı. İncelemek için elime bir aldım ki başında göz alan renkleriyle başımı döndüren bir sayfa. Her biri minik minik yapışkan kağıtlardan; yıldız, kalp, çiçek gibi şekillerden oluşuyor. Üzerlerinde ise şunlar yazıyor: “Harikasın”, “Mükemmelsin”, “1 numarasın”, “Aferin”, “Bravo”, “Muhteşem”, "Sen şampiyonsun".
Tüm bunları görünce gözlerim büyüdü önce. Bu kadar büyük kelimeleri art arda görünce gözlerim bile taşıyamadı sanırım.

Sürecin içeriğinden bağımsız, parlak bir kağıt parçasıyla oluşan motivasyonun yeni öğrenmeleri çağırması, bunun için emek harcaması oldukça zor gözümde. Çocuk 1’den 5’e kadar rakamları yazabildiğinde dünyanın en büyük işini tamamlamış gibi “Harikasın, bravo sana, aferin, mükemmel” üzerine bir de “Al sana çalışmanı bitirdiğin için bir yıldız, 6’dan devam et diğer yıldız da geliyor.” mesajı çocuğun öğrenmeye çalıştığı noktadan çok uzak. Ödül konusu ayrıca uzun uzadıya yazılabilir. Ben burada çocuğa verdiğimiz mesajlar üzerinden düşünecek olursam: “1’den 5’e kadar tüm rakamları özenle yazdığını görüyorum.” “Bak önceki sayfada 5’i ters yapıyormuşsun, şimdi doğru şekilde yazmışsın.” “İlk defa bu kadar rakamı art arda doğru bir şekilde yazdın, kutlarım”, “Şimdi 5’ten sonra hangi sayı geliyor, devam edelim mi” gibi çocuğun sürecine göre şekillenebilecek bir çok cümle örneği verebilirim. Sayıları yazma işlemi bittiyse devamı farklı etkinliklerle gelebilir. Çocuk kendi öğrenme sürecine somut geri bildirimler aldığında başarmak için hangi noktada olduğunu daha kolay kavrıyor. Bu yüzden çocukların bir şeyleri başarabildiğine/başarabileceğine inandığımız noktada verdiğimiz mesajlar çok önemli bana göre de.

Çocuklarla nasıl paylaşıyorum?
Bu hafta kitap örneği çok taze olduğu için verilen mesajlar konusunda aklımda direk bu konu canlandı. Günlüğe de ileride daha ayrıntılı yazmak üzere geçmek istedim.






Ancak bu konuyu çocuklarla paylaşma şeklim bana göre daha çok sözel olmayan yollardan. Çocuklara aktardığımız mesajlar bazen bir mimiğimiz, bazen kısacık bir sözümüz, bazen sadece o gün okulda olma motivasyonumuz.

Bir etkinlik paylaşırken halimizden, çocuğun başarabileceğine dair inancımıza dair bir çok ipucu yakalanabilir. Çocuklardan birinin fikirlerine verdiğimiz yanıt, daha da çok beden dili, mimikler önemli mesajlar veriyor.
Benim çocuklara aktarmaya çalıştığım mesajlar güven, sevgi, şefkat gibi temel değerleri onlarla paylaşıyor olduğumu gösterebilmek, o andan keyif almaya çalışmak, kendi ilgi ve meraklarını açığa çıkarmalarını sağlamak gibi konular üzerine oluyor son zamanlarda.

Çocukların geri bildirimleri neler?
Bu hafta çeviriden bize kalan: "Öğretmenim  _____ sever." cümlesini ise yukarıda örnek verdiğim konularla bağdaştırmaya çalışacağım. Çünkü çocuklara vermeye çalıştığımız mesajlar aslında bize de birer geri bildirim oluyor anında.
“Öğretmenim sarılmayı sever”
“Öğretmenim oyuncakları konuşturmayı sever.”
“Öğretmenim konuşmayı sever.”
“Öğretmenim kozalak toplamayı sever.”

Bazı cümleleri “Öğretmenim, sen de bu oyuncakları amma sevdin. Oynayıp duruyorsun” “Öğretmenim sen de her ormana gidişimizde kozalak topluyorsun.” gibi örneklerden derledim :)

Sonrası ile ilgili ne düşünüyorum?
Sonrasına dair düşüncelerim biraz uzun vadeli. 2 haftalık tatile geldiğimiz için önümüzdeki haftayı ya da bu konuyla ilgili sonraki adımı planlamakta zorlanıyorum.
Öncelikle “Çocukla Barış” olarak tatilde Özenç ve Gülesra ile bir araya gelmeyi bekliyorum. Günlüklerde 14 haftayı tamamladık, kitap listeleri yayınladık. Yeni şeylere kafa yorduk, aldığımız geri bildirimleri düşündük. Yeni işler için yola koyulduk. Bunları paylaşıp değerlendireceğimiz için heyecanlıyım. Daha da sonrasında olacakları merak ediyorum şimdiden.

Kendimi nasıl değerlendiriyorum?
Yüzümde bir tebessüm, derin bir iç çekişle bitiriyorum bu hafta günlüğümü. Hani yazdığın bitince gülümseyerek defteri kapatıp kollarının arasında göğsüne yaslarsın ya, öyle bir hisle...
Canım şefkatli günlük bana çocuklarla her anımı farkına vararak yaşamamı sağladı. Benim için de yeni olan Çamtepe deneyimleri iyi ki bu yolculukla kesişti. Her hafta sabırla, heyecanla, bu motivasyonla işlerimin önüne alıp burayı yaşadıklarımla, düşündüklerimle, hayal ettiklerimle doldurduğum için şükran doluyum. Bu işi Özenç ve Gülesra ile yaptığım, onlardan beslenip öğrendiğim için daha da mutluyum.
Öğretmenliğimin yanında insan yanımla da artık daha şefkatli olduğumu fark ediyorum. Bununla ilgili geçen hafta yakın bir dostumdan beklemediğim bir anda geri bildirim almak beni şaşırttı ve sevindirdi. Bunda günlüğün payı büyük.
Önümüzdeki dönem yeni hikayelerle devam etmek dileğiyle...