Sura Hart ne diyor?
Beynin duygusal merkezi öyle güçlüdür ki düşmanlık, öfke,
korku ve kaygı gibi negatif duygular karşısında beynin fonksiyonlarını otomatik
olarak temel hayatta kalma düzeyine indirir.
Akademik veya sosyal baskıların, cezalandırılma tehdidinin
veya akran zorbalığının baskın olduğu bir ortamın öğrencinin öğrenmesine
yapabileceği etkiyi gözünüzün önüne getirin.
Böyle bir ortamda, beynin akıl yürütme merkezi durur ve
öğrenciler otomatik olarak kaçmaya, savaşmaya veya donakalmaya hazırlanırlar.
Beyin hayatta kalma ihtiyaçları ile öylesine meşguldür ki öğrenciler zihnin
öğrenme için gerektirdiği kompleks aktiviteleri yapamazlar. Merakları, öğrenme
arzuları ve odaklanma becerileri abartılı bir tetikte olma hali ve acil korunma
ve güvenlik ihtiyacı tarafından gasp edilmiştir.
Kendinizde ve öğrencilerinizde böyle durumların oluştuğu
anlara bakın. Öğrenme ortamınızda duygusal güvenliği artırmak için ne
yapabilirsiniz?
Tekrar tekrar okudum. Kendi ilkokul yıllarımı hatırladım ve neden
bu mesleği seçtiğimi... Kendi öğrencilik deneyimlerim, öğretmenlik yolculuğuma
ışık tutuyor gerçekten. Korkudan kaskatı kesilip günün bitmesini beklediğim
zamanlar da vardı, öğrendikçe öğrenmek istediğim, günün hiç bitmesini
istemediğim zamanlar da. O zamanlarımla bağ kurdum, o sınıftaki kendimle, arkadaşlarımla, öğretmenlerimle…Bir şeyler
yolunda gitmiyorsa kendimiz için, çocuklarımız için, ilk desteğimiz
kendi
geçmiş deneyimlerimiz olabilir, ne dersiniz?
Çocuklarla nasıl
paylaşıyorum?
Duygusal güvenliği arttırmak; çocukların ve benim
ihtiyaçlarımın paylaşılabildiği, gözetildiği, birbirimizin sesini duyduğumuz,
duyulduğumuz alanları arttırmak demek benim için. O nedenle günün bir zamanını
buna düzenli bir şekilde ayırmayı önemsiyorum, okul açıldığından beri ilk
çemberi hayal edip duruyordum!
İlk zamanlar sıra düzeniyle sık sık oynayıp, okula
geldiğimizde birbirimizi duyduğumuz, duyulduğumuz alanı fiziksel olarak da var
etmeye çalıştım. Böylesi bir alanın, işi çok kolaylaştıracağından emindim ancak
halısız ve bol sıralı kalabalık sınıfta çember alanı oluşturmak pek alışık
olduğum bir şey değildi. Sınıf içinde hep birlikte çemberi hayata nasıl geçireceğimize kafa
yormaya, deneyip bırakmalara devam ediyoruz, ancak o sırada düzenli olarak her
sabah çemberi deneyimlediğimiz bir yerimiz var: arka bahçemiz!
Çok şanslıyız ki, çeşit çeşit ağacın olduğu bir arka
bahçemiz var ve sınıfımızın çemberine tüm ihtişamıyla ev sahipliği yapıyor.
Sabahları önce sınıfta toplanıyoruz, sonra hep birlikte
hoop arka bahçeye.
Daha önceki haftalarda bahsetmiştim, ilk olarak sabah
sporumuzu yapıyoruz, ona devam. Sonrasında ağaçların altındaki yerimizi
alıyoruz, başlıyoruz çembere.
Daha alacak çok yolumuz var, öğrenecek çok şeyimiz var ama
ilerleyeceğiz, biliyorum.
Çemberi yapılandırmada çocuk katılım ilkeleri ve şiddetsiz
iletişim üzerine düşünmek yolu kolaylaştırıyor,
deneyimleri paylaşıp geribildirim almak çokça geliştiriyor. Bunu
çocuklarla da paylaşmaya önem veriyorum.
Çocukların
geribildirimleri neler?

Bu yolculuğun dinamiği çok heyecanlandırıyor beni, bizi…
Sonrası ile ilgili ne
düşünüyorum?
Çemberi sınıfta da yapabilmek için nelere ihtiyacım var, ona
kafa yormaya devam edeceğim. Fiziksel yetersizlikler süreci zorlaştırsa da,
kalabalık, hareket kabiliyeti az sınıflarda da çember kazanımlarını hayata
geçirebileceğimiz araçlar, alanları nasıl yaratacağımız bence önemli bir çalışma
konusu.
Halılar, minderler, akışı kolaylaştırıcı panolar olmayınca
da, yapabiliriz. İlla ki!
Kendimi nasıl
değerlendiriyorum?
Bu haftasonu, BBOM Öğretmen Köyündeydim, köyümüzdeydim.
Eğitimin değişip dönüşmesi, okulların, sınıfların birer
katılımcı ve barışçıl öğrenme ortamına dönüşmesi için koyduğumuz çabaya
şükranla doldu içim. İyi ki varız, birlikte üretiyor, birlikte büyüyoruz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder