12 Şubat 2018 Pazartesi

Doğayla Barış


“Çocukla barış” ismini ilk kez dile döktüğümüz gün hemen ardından gelmişti: “doğayla barış”
Çocukların yeryüzüyle, yaşam döngüleriyle, etrafında yaşayan canlılarla bağ kurabilmesi oldukça önemli.

Gezegenimiz yok oluş sinyalleri vermekte pek çok açıdan. İnsanların yaratmış olduğu tahribat ekolojik eşikleri aşmış durumda. Dünyayı yeniden yaşanabilir bir yer haline getirmek için doğayı korumanın yanında sistemleri onarıcı adımlar atmak gerekiyor.

Dünya’yı yeniden yeşertecek, atmosferi, toprağı, suyu temizleyecek bu değerli adımları çocuklarla paylaşmak günümüzün en kıymetli bilgilerinden. Ancak öncesinde çocuklarla çalışan biz yetişkinlerin ekolojiye, döngülere, yeryüzündeki canlılığa dair farkındalığının oluşması, “doğayla barış”ması gerek.


Bu yolda bize ilham olan, devamlı elimizin altında duran, yeryüzüyle bağımızı güçlendiren araçlar listesinin ilki huzurlarınızda… 

1. Ekoloji “Cep Rehberi” 

Yayınevi: Sinek Sekiz
Yazan: Ernest Callenbach
Çeviren: Egemen Özkan

“Her şey birbiriyle bağlantılıdır / Her şey bir yere gider / Hiçbir şey sonsuz değildir / Son sözü doğa söyler”
Yaşamın nasıl işlediğini anlamaya başladıkça tüm sistemlerin bu kurallar etrafında var olduğunu anlıyor insan. Kitap da “Ekolojinin Kuralları” diyerek bu şekilde başlıyor.
“Bu Kitap Okuyucu Dostudur” diye devam ediyor. Çünkü bu kitabı baştan sona okumanıza gerek yok. Şöyle bir göz atıp cebinize koyabilir, sonra tekrar tekrar bakabilirsiniz.
Ekoloji - Cep Rehberi ekolojik dünyaya dair fikirler ve terimlerle oluşturulmuş bir başucu kitabı.
Kitap kendisini çok güzel açıklıyor:
“Karmaşıklıkları anlamak zaman ister ve bağlantıları görme süreci aşamalıdır. Kitaptaki bir başlığı yeniden okumak onun anlamını kavramınızı kolaylaştıracaktır. Her yeni başlıkla, büyük yaşam ağının muhteşem karmaşıklığını daha fazla takdir edeceksiniz.


2. Dünya Önemlidir - Bir Ekoloji Ansiklopedisi

Yayınevi: Tudem


Danışman Editör: David de Rothschild
Çeviren: Levent Türer

Bu kocaman kaynak (gerçek anlamda büyük ve kalın) kendi gibi büyük bir soruyla başlıyor: “Evren nedir?”
Milyarlarca yıl öncesine gidip gezegenlerin oluşması, yaşamın başlamasıyla uzun bir yolculuğa çıkıyoruz.
Dünya’nın bu süreç içindeki değişimleri, insanlığın ortaya çıkışı ve dağılışı ile günümüze doğru yaklaşıyoruz.
Dünya kalabalıklaşıyor, nüfusumuz gittikçe artmakta. Biyolojik çeşitlilik tehlike altında ve iklim değişikliği gün günden daha fazla etkisini gösterir durumda. Enerji kullanımı, artan su tüketimi ve atıkların geri dönüştürülememesi ile insanlar sürdürülebilir bir yaşamın peşinde yeni yaşam pratikleri arıyor.  İşte bu ansiklopedi de tüm bu başlıklara kolay anlaşılır grafiklerle, harita ve fotoğraflarla ışık tutuyor.
Devamında ise yeryüzündeki tüm ekosistemleri ayrıntılı bir şekilde işliyor. Dünya’nın neresinde yer aldığı, bünyesinde barındırdığı canlılıkla ilgili bilgiler veriyor; tehlike altında olan, kaybolmaya yüz tutan yanlarını da gözler önüne serip “bir fark yaratmak” başlığı ile çözümler ortaya koyuyor.

Bu ansiklopedik kaynak pek çok açıdan dünyanın önemini vurguluyor. İçinde bulunan yaşam döngülerini pratik yollardan kavramamızı sağlayarak bugünlere kadar vermiş olduğumuz hasarı onarabilmek adına “Değişimle yaşamak”, “Bir fark yaratmak” gibi başlıklarda gezegenimizin üzerinde yaşadığımız küçük bir bölümünde yaptıklarımızın, her şeyi ve her yeri etkileyeceğini vurguluyor.


“Çünkü dünya, her şeyin tek bir atmosfer altında birbirine bağlı olduğu dev bir ekosistemdir.”

3. Doğadaki Son Çocuk


Yayınevi: Tübitak
Yazan: Richard Louv
Çeviren: Ceyhan Temürcü

“Çocuk ve doğa hareketi şu temel fikirden güç alıyor: Doğadaki çocuk, soyu tehlike altında olan bir türdür ve çocukların sağlığı ile Yeryüzü’nün sağlığı birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.” Richard Louv

Doğa ve çocuk denildiğinde akla ilk gelenlerden biridir bu kitap. İlk basımından bu güne 8 yıl geçmiş ve bu süreçte adına pek çok şey yazılıp çizilmiş.
Bu konulara merak saldığında insan Tübitak’tan çıkan yaşam döngüleri, ekosistemler, ekoloji ile ilgili onlarca kitaba dalar ve Doğadaki Son Çocuk’un kapağını mutlaka aralar diye düşünüyorum.

Kitap Walt Whitman’ın “Bir çocuk vardı, her gün evden çıkar / Ve ilk gördüğü şey neyse ona dönüşürdü.” dizeleriyle başlıyor. (Dizelerin devamına bir göz atmalısınız. O çocuğun evden çıktığında asfalt yollar ve yüksek apartmanlardansa; toprağında salyangozun gezdiği, ağacında kuşların cik ciklediği bir yoldan geçtiğini hayal edin:)

Kitap doğayla olan ilişkilerimizi, ona niçin ihtiyacımız olduğunu, çocukların “doğayla barış”masını sağlayacak araştırma sonuçlarını içeriyor.
Kitabın sonundaki notların küçüçük yazılardan sayfalarca oluştuğunu görünce ne kadar geniş bir araştırmadan doğduğunu anlayabiliyorsunuz.

Ayrıca kitabın yenilenen basımlarında bir de “Arazi Notları” ve “Yapabileceğimiz 100 Şey” başlığıyla etkinlik önerileri yer alıyor.

Ve tüm bu farkındalık adımları çocuklar, gençler ve yetişkinler tarafından bu konuları etraflıca tartışmayı gerektirdiğinden her gruba yönelik sorular yer alıyor.

4. Meraklısına Doğa Rehberi


Yayınevi: Odtü
Yazan: Clare Walker Leslie
Çeviren: Şeyda İşler

Biraz önce sözünü ettiğimiz Richard Louv bu kitap için şöyle diyor: “Mükemmel resimlerle sunulmuş, etkileyici ve ilham verici Meraklısına Doğa Rehberi, doğayla kurduğu bağları güçlendirmek isteyen herkes için temel bir kaynak.”
“Mükemmel resimler” deyince aklınıza doğa manzaraları gelmesin. Kitabın yazarı Clare bir doğa bilimci ve sanatçı. Haliyle sayfalar arasında suluboya resimler, incecik çizimler sizi bekliyor.

Kitaba şöyle başlıyor: “Doğayı keşfetmenin yaşı yoktur, hiçbir özel beceri gerektirmez, bunun için ne zaman sınırı ne özel bir mekan ne de ulaşılacak bir nokta vardır. Bu, ülkeleri ve yüzyılları birbirine bağlayan uzun soluklu bir gelenektir. Pek çok insan doğadaki yaşam hakkında bilgi edinirken kendilerini daha iyi tanıdıklarını keşfetmiştir.”

Kitap üç bölüme ayrılmış: “Kolları Sıvayın, Keşfedin ve Bağlantı Kurun”. Her bölümde doğada karşılaşacaklarınıza dair ufak bilgiler ve farklı duyularınızla doğayı algılayabileceğiniz öneriler yer almakta.

5. Doğadabuan


Yayınevi: A7 Kitap
Yazan:Hüseyin Çağlar İnce

Sırada buralardan çıkan güzel bir örnek var. Doğadabuan, doğa gözlemine giriş rehberi niteliğinde. Hüseyin Çağlar İnce Türkiye’de biyolojik ve kültürel çeşitliliğin korunması ve tanıtılması için pek çok dergide yazarlık ve editörlük yapmış; belgesellerde yapımcılık ve yönetmenlik yapmış bir isim.

Kitabın girişinde şöyle diyor: “Pencereden baktığımızda gördüğümüz kuşları tanımak veya parkta bir kelebeğin peşine takılmamak için hiçbir engelimiz yok. Yakınımızdaki doğal alanlarda yaşayan canlıları keşfetmemiz için sadece onları fark etmemiz yeterli. Eğer istersek yaşadığımız şehirlerin içinde bile kendi belgeselimizi yaşayabiliriz.”

Kitapta yer alan bölümler kuşlar, kelebekler, kurbağa ve sürüngenler, memeliler, ağaç ve çalılar olarak ayrılmış. Güzel fotoğraflarla, canlılara dair kısa ve net bilgilerle derlenmiş. Köşelerde yer alan semboller sayesinde de canlıların nerede dağılım gösterdiği, boyutları, ne zaman görülebileceği, türleri gibi konularda bilgi sahibi olabiliyorsunuz.  

Daha fazla doğadan an görebilmek için sosyal medyada “dogadabuan”ı ziyaret edebilirsiniz. Doğayla buluştuğunuzda paylaşım yaparken kitapta önerilen #doğadabuan #doğayadokun etiketlerini kullanabilirsiniz.

6. Home (Yuva)

Yönetmen: Yann Arthus Bertrand
Yapım Yılı: 2009

Çekimleri 3 yıl süren ve 54 ülkede havadan çekilen inanılmaz görüntülerden oluşan bir belgesel Yuva. İzlerken yeryüzünün muhteşem doğasına, farklı farklı insan hikayelerine ortak oluyoruz.
İnsanlık var olduğundan bu yana gezegende neler değişti, hangi dengeler bozuldu, yok oldu…Her birini çarpıcı bir şekilde görüyoruz. Ancak karamsarlığa kapılmak için zaman yok, nereden başlayacağımıza dair önerilerle güç buluyoruz.


7.Magma“Yeryüzü Dergisi”
Yayın yönetmenliğini Özcan Yüksek’in yaptığı Magma “Dünya seni çağırıyor” sloganı ile her ay raflarda yerini alıyor. Dergiyi her açışınızda dünyanın hiç bilmediğiniz bir köşesine savrulabiliyor, muhteşem fotoğraflara dalıp onların hikayelerine ortak olabiliyorsunuz.




17 Ocak 2018 Çarşamba

Özenç'in Şefkatli Eğitmen Günlüğü 14. Hafta

Sura Hart ne diyor?
İletişimimizin her noktasında, öğrencilerimizi nasıl gördüğümüzün ve onların neleri başarabileceklerine inandığımızın bilgisini aktarıyoruz.

Öğrencilerinize hangi mesajları aktarıyorsunuz?


Öğrencileriniz bu cümleyi nasıl tamamlar: "Öğretmenim  _____ sever."

Ben ne düşünüyorum?

Bu haftayı tekrar okuyunca çok heyecanlanmıştım, bu içeriğin dönemin son haftasına gelmesi çok iyi oldu. Çocukların ne sevdiğim ile ilgili fikirleri benim için önemli bir geribildirim. Neler söyleyeceklerini çok merak ettim. Tahmin etmeye çalıştığımda iki şey öne çıkıyordu: sarılmak ve şaka yapmak J

Çocuklardan gelenler, gözümü doldurdu, içimi büyüttü biraz da güldürdü.

 Sarılmayı sever.
-          Şaka yapmayı sever.
-          Müzik yapmayı sever.
-          Kitap okumayı sever.
-          Fıstık sever.

Günümün büyük kısmını bu kadar iyi gözlemcilerle geçirdiğim için çok şanslıyım! Sura’nın dediği gibi, iletişimimizin her noktasında birbirimizi nasıl gördüğümüzün ve neleri başarabileceğimizin bilgisini aktarıyoruz. Şimdi daha iyi fark ediyorum, çocuklar dönem boyunca büyük bir titizlikle gözlem yapmış ve geribildirim vermişler bana, öyle öyle ileriye taşımışlar beni, bizi, topluluğumuzu.

Şu müzik yapmayı sevme mevzusu. Sınıfta hep var, bazen dinliyoruz, bazen yapıyoruz. Bazıları çalışırken tatlı tatlı fon müziği oluyor bize, bazıları hoplaya zıplaya Şubadap Tribute!

Müzik açmayı unutmuşsam çok geçmeden biri hatırlatıyor, sık tekrara düşmüşsem değişim isteği geliyor. Buna ritm ile kendimiz müzik yapmayı ekledik, üstüne bir de flüt. O kadar çalıştım ki, söylediğimiz şarkılara flütle eşlik etmek için. Düşünüyorum ben böyle bir akış da planlamadım, nasıl bu kadar güzel aktı bu süreç?

-          - Öğretmenim sen küçükken de çalıyor muydun?
-          - Sen kendi kendine mi çalışıyorsun?
-          - Bunu da mı öğrendin? Hadi söyleyelim.
-          - Sen ne güzel çalıyorsun, bana da öğretir misin?
-          - Sen ne güzel çalıyorsun!
-          - Aaa, bunun sonu olmamış, biraz daha çalışmalısın.

Bunlar çocuklardan gelen cümleler, iyice açılmış ilgiyle bakan gözler, sarılan kollar, dokunan eller ile birlikte.
Bana kimse aferin demedi, süpersin demedi, hediye vermedi. Yanımda oldu, ilgiyle izledi, takdir etti, kendisi de öğrenmek istedi, nasıl öğrendiğimi merak etti, eşlik etti. Şu anda sınıfta flüt ve org çalmaya devam ediyorum şimdilik 4 çocukla birlikte, biliyorum sayı artacak.- sınıf kumbaramız flüt alabilme niyetiyle doluyor.-
Tam da burada onların benimle kurduğu ilişkiden ilham alacağım çok şey olduğunu düşünüyorum.

Onların da benim keyifle geçtiğim süreçten geçmelerini önemsiyorum, bunun için en çok onlardan ilham alıyorum ancak akış hızlanıverince, bazen hiç dikkatimi veremiyorum, fark ettiğim sadece benimle kalıyor, bazen de bir ‘süpersin.’ çıkıyor, tutamıyorum.
Böylesi zamanlarda ‘neyse ki gün sonu çemberimiz var.’ diyorum.  Gün bitmeden yavaşlayıp hep birlikte günümüzü değerlendirdiğimiz zaman. ‘’ Şevin, hani sen öğle arası bana kitap okumuştun ya, sonrasında benim hemen yapmam gereken bir iş vardı, üzerine konuşamadık. Geçen haftaya göre daha az hecelediğini fark ettim. Sen de fark ettin mi? Tebrik ederim.’’  Nasıl içime siniyor böyle zamanlar, nasıl da gerçek, nasıl da güçlendiren.

Sonrası ile ilgili ne düşünüyorum?

Fark ediyorum ki, sınıf çemberlerimiz Sura’nın paylaşımları ile oldukça örtüşen bir içeriğe sahip. Sınıfımızın şefkat pınarı J  Önümüzdeki dönem çemberleri daha ayrıntılı bir şekilde, günlükten bağımsız olarak paylaşmak istiyorum. Hem ben de kendi sürecimi yazıya dökmek istiyorum, hem de okuyanlardan aldığım geribildirimle paylaşma hevesim var. 

Heyecanla 



Özge'nin Şefkatli Eğitmen Günlüğü 14. Hafta

Sura Hart ne diyor?
İletişimimizin her noktasında, öğrencilerimizi nasıl gördüğümüzün ve onların neleri başarabileceklerine inandığımızın bilgisini aktarıyoruz.
Öğrencilerinize hangi mesajları aktarıyorsunuz?
Öğrencileriniz bu cümleyi nasıl tamamlar: "Öğretmenim  _____ sever."

Ben ne düşünüyorum?
Geçtiğimiz hafta çocuklar için kitap sipariş vermiştim. “1’den 20’ye kadar sayıları öğreniyorum” tadında bir matematik etkinlik kitabı da vardı. İncelemek için elime bir aldım ki başında göz alan renkleriyle başımı döndüren bir sayfa. Her biri minik minik yapışkan kağıtlardan; yıldız, kalp, çiçek gibi şekillerden oluşuyor. Üzerlerinde ise şunlar yazıyor: “Harikasın”, “Mükemmelsin”, “1 numarasın”, “Aferin”, “Bravo”, “Muhteşem”, "Sen şampiyonsun".
Tüm bunları görünce gözlerim büyüdü önce. Bu kadar büyük kelimeleri art arda görünce gözlerim bile taşıyamadı sanırım.

Sürecin içeriğinden bağımsız, parlak bir kağıt parçasıyla oluşan motivasyonun yeni öğrenmeleri çağırması, bunun için emek harcaması oldukça zor gözümde. Çocuk 1’den 5’e kadar rakamları yazabildiğinde dünyanın en büyük işini tamamlamış gibi “Harikasın, bravo sana, aferin, mükemmel” üzerine bir de “Al sana çalışmanı bitirdiğin için bir yıldız, 6’dan devam et diğer yıldız da geliyor.” mesajı çocuğun öğrenmeye çalıştığı noktadan çok uzak. Ödül konusu ayrıca uzun uzadıya yazılabilir. Ben burada çocuğa verdiğimiz mesajlar üzerinden düşünecek olursam: “1’den 5’e kadar tüm rakamları özenle yazdığını görüyorum.” “Bak önceki sayfada 5’i ters yapıyormuşsun, şimdi doğru şekilde yazmışsın.” “İlk defa bu kadar rakamı art arda doğru bir şekilde yazdın, kutlarım”, “Şimdi 5’ten sonra hangi sayı geliyor, devam edelim mi” gibi çocuğun sürecine göre şekillenebilecek bir çok cümle örneği verebilirim. Sayıları yazma işlemi bittiyse devamı farklı etkinliklerle gelebilir. Çocuk kendi öğrenme sürecine somut geri bildirimler aldığında başarmak için hangi noktada olduğunu daha kolay kavrıyor. Bu yüzden çocukların bir şeyleri başarabildiğine/başarabileceğine inandığımız noktada verdiğimiz mesajlar çok önemli bana göre de.

Çocuklarla nasıl paylaşıyorum?
Bu hafta kitap örneği çok taze olduğu için verilen mesajlar konusunda aklımda direk bu konu canlandı. Günlüğe de ileride daha ayrıntılı yazmak üzere geçmek istedim.






Ancak bu konuyu çocuklarla paylaşma şeklim bana göre daha çok sözel olmayan yollardan. Çocuklara aktardığımız mesajlar bazen bir mimiğimiz, bazen kısacık bir sözümüz, bazen sadece o gün okulda olma motivasyonumuz.

Bir etkinlik paylaşırken halimizden, çocuğun başarabileceğine dair inancımıza dair bir çok ipucu yakalanabilir. Çocuklardan birinin fikirlerine verdiğimiz yanıt, daha da çok beden dili, mimikler önemli mesajlar veriyor.
Benim çocuklara aktarmaya çalıştığım mesajlar güven, sevgi, şefkat gibi temel değerleri onlarla paylaşıyor olduğumu gösterebilmek, o andan keyif almaya çalışmak, kendi ilgi ve meraklarını açığa çıkarmalarını sağlamak gibi konular üzerine oluyor son zamanlarda.

Çocukların geri bildirimleri neler?
Bu hafta çeviriden bize kalan: "Öğretmenim  _____ sever." cümlesini ise yukarıda örnek verdiğim konularla bağdaştırmaya çalışacağım. Çünkü çocuklara vermeye çalıştığımız mesajlar aslında bize de birer geri bildirim oluyor anında.
“Öğretmenim sarılmayı sever”
“Öğretmenim oyuncakları konuşturmayı sever.”
“Öğretmenim konuşmayı sever.”
“Öğretmenim kozalak toplamayı sever.”

Bazı cümleleri “Öğretmenim, sen de bu oyuncakları amma sevdin. Oynayıp duruyorsun” “Öğretmenim sen de her ormana gidişimizde kozalak topluyorsun.” gibi örneklerden derledim :)

Sonrası ile ilgili ne düşünüyorum?
Sonrasına dair düşüncelerim biraz uzun vadeli. 2 haftalık tatile geldiğimiz için önümüzdeki haftayı ya da bu konuyla ilgili sonraki adımı planlamakta zorlanıyorum.
Öncelikle “Çocukla Barış” olarak tatilde Özenç ve Gülesra ile bir araya gelmeyi bekliyorum. Günlüklerde 14 haftayı tamamladık, kitap listeleri yayınladık. Yeni şeylere kafa yorduk, aldığımız geri bildirimleri düşündük. Yeni işler için yola koyulduk. Bunları paylaşıp değerlendireceğimiz için heyecanlıyım. Daha da sonrasında olacakları merak ediyorum şimdiden.

Kendimi nasıl değerlendiriyorum?
Yüzümde bir tebessüm, derin bir iç çekişle bitiriyorum bu hafta günlüğümü. Hani yazdığın bitince gülümseyerek defteri kapatıp kollarının arasında göğsüne yaslarsın ya, öyle bir hisle...
Canım şefkatli günlük bana çocuklarla her anımı farkına vararak yaşamamı sağladı. Benim için de yeni olan Çamtepe deneyimleri iyi ki bu yolculukla kesişti. Her hafta sabırla, heyecanla, bu motivasyonla işlerimin önüne alıp burayı yaşadıklarımla, düşündüklerimle, hayal ettiklerimle doldurduğum için şükran doluyum. Bu işi Özenç ve Gülesra ile yaptığım, onlardan beslenip öğrendiğim için daha da mutluyum.
Öğretmenliğimin yanında insan yanımla da artık daha şefkatli olduğumu fark ediyorum. Bununla ilgili geçen hafta yakın bir dostumdan beklemediğim bir anda geri bildirim almak beni şaşırttı ve sevindirdi. Bunda günlüğün payı büyük.
Önümüzdeki dönem yeni hikayelerle devam etmek dileğiyle...

Gülesra'nın Şefkatli Eğitmen Günlüğü 11. Hafta

"Eğlence ve oyun temel insani ihtiyaçlardır, dinlenecek vakit bulamayan öğretmenler için bile. 
Öğretirken eğlenemiyorsanız artık, öğrencilerinizin yaşamlarındaki eğlence ihtiyaçlarını karşılamalarına destek olmak için bir hayli çaba harcamak gerekebilir.  Eğlence için illa salıncakların, tahterevallilerin bulunduğu bir oyun alanı gerekli değildir. Nerede olursanız olun oyun oynayabilirsiniz - biraz yaratıcılık olsun yeter. 
Eğlence/oyun ihtiyacınızı karşılamak için ne yapıyorsunuz? Yaptığınız şeyleri düzenli olarak mı yapıyorsunuz? Bir yerden başlamak ister misiniz?" 

                      Oyun, ilişkilerimize , sosyal davranışlarımıza olan katkısı elbette yadsınamaz.  Hatta Sura Hart'ın bir çok pasajında yer alan empatiyi, çocuklarla çalışmanın en güzel yolu oyundur bir yerde. Ama bu, beceri kazandıran bir araç olması dışında evrensel ihtiyaçlarımızdan biri olan "eğlence" ihtiyacına olan katkısını çok ayrı yere koymak gerekir. Buna dair bir çok şey yazmak isterim ama sanırım sevgili Psikolog Tolga Erdoğan'ın geçenlerde  masallara dair yaptığı bir söyleşide söyledikleri bunları anlatmam için bana destek olacaktır: 
"Oyunlar da, masallar ve hikayeler de biz ölene kadar devam edecek, hep hayatımızda olacak. Oyunlar, masallar yetişkin , çocuk herkesi besliyor. Bunlardan vazgeçen insanların mutsuz olduğunu görüyorum. Oyun oynamayı bırakmanın yaşlanmak anlamına geldiğini düşünüyorum. Olumsuz anlamda bir yaşlanmadan ya da yaşın ilerlemesinden söz etmiyorum. Zihinsel ve duygusal bir kapanmadan bahsediyorum. " 
                    Çocuklarla da çalışırken yaptığımız her şeyden keyif almaya çalışmak hem onları motive eder hem de bizi. Ama tabii bu her zaman mümkün olmayabiliyor. Yani her çocuğun ortak bir keyif alma yol-yöntemini bulmak ve bunu devam ettirmek zor olabiliyor. Biz şimdilik, masal anlatıp onu dramalaştırmada ortak hareket edebiliyoruz. Bir de sıralarımızda  oluşturduğumuz oyun tahtalarındaki satranç ve kurt-kuzu oyunlarından keyif alıyoruz. Hemen sıralarımızda olması anında oyun tahtasına dönüşme güzelliği inanılmaz bir rahatlık sağladı bize. Ara ara ritm çalışmasından kalan eğlenceli hareketlerimiz ve ezgilerimizle devam ediyoruz.Sıkıldıkça ara verip bunları bir hatırlayıp öyle derse geçiyoruz.  
        
                  Çocuklardan gelenler hep mutlu oldukları keyif aldıkları yönünde. Çocuklar da ,yetişkinler çoğunlukla oyunlara karşı hepimiz aynı tepkiyi veriyoruz aslında.
Mutlu oluyoruz. 🙂 Tolga'nın da bahsettiği gibi oyun bizi mutlu eden bir araç. Keyif aldıran ve sürekliliğimize katkısı olan bir araç. Çocuklar okula gelirken bir çok ihtiyaçlarını da yanında getirirler demiştik ilk haftalarda. İşte onlar için genelde en önemli ihtiyaç oyun ihtiyacı oluyor. Haliyle onlara hitap eden, kendilerini içinde gördükleri her oyuna karşı geribildirimleri mutluluk, neşe ve özgürlük oluyor.  
                 Sonrası için bunu devam ettirme belki çocukların getirdikleri oyunlar için sınıfta alan açmayı düşünüyorum. Ve tabii bu oyunlardan keyif aldığımı onlara hissettirmeyi. 🙂 
Bu haftaki kutlamam kişilere değil de oyunların masalların kendisine olacak. İyi ki varlar! 
Yoksa nasıl yolculuk ederdik içmizdeki o oyun ve hayal dünyasına!?
              Hepinizer oyunla hayata karışıp keyif aldığınız, kalbinize dokunan bir masalların öznesi olduğunuz haftalar diliyorum.